Aristophanes’in ütopyasını gerçekleştiren kadınlar

Tunceli EMEK Gazetesi'nin kurucusu Hüsniye Karakoyun ile konuştuk. Karakoyun, "EMEK küçük yazılmayacak kadar kıymetli bir sözcük" dedi.

Ahmet Külsoy  akulsoy@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Antik Yunanistan’ın hiciv ustası denince akla kuşkusuz Attika’nın muzip çocuğu Aristophanes gelir. O muhteşem komedyalarında sadece tanrılarla alay etmekle kalmaz, insanoğlunun da dokunulmadık yerini bırakmaz. Bir Alman filozofuna göre o, “Tanrısal eserlerin tanrısal şairidir. Platon’a göre onun dehası, zarafetin tapınağı”dır. Hegel ise şunları söyler: İnsan onun eserlerini okumadan hazzın tadına varamaz.’

‘O KADINLARA KOMÜNİZMİ KURDURAN KİŞİDİR’ (İlkçağ Ütopyaları Ç. Sadık Usta. Kaynak Y. Sayfa 149. İlk paragraf)

Tunceli’de 14 yıldır kadınların çıkardığı gazete: Tunceli EMEK Gazetesi. Kurucusu: Hüsniye Karakoyun. Tunceli EMEK Gazetesi, 14 yıl önce kırık bir masa, sandalye, 15-20 dakika ara ile arıza veren Makintoş ile yola çıkan Aristophanes’in sözünü ettiği kadınlardan beşi. Sahibi, yazı işleri, haber müdürü, muhabiri, matbaacısı , dağıtımcısı kadın olan gazete Tunceli EMEK Gazetesi. Yola çıktıklarında önlerinde Çin Seddi vardı. ‘Bu kadın kafayı kırmış diyenler, bir ay sonra kapatıp gider diyenlere inat sabır ve bilgi ile direndiler. Bürokrasi önce onları kabul etmedi! Yılmadılar toplu iğneyi cama saplayarak; kadın emeğinin sosyal hayta dönüştürücü gücünü ispatladılar. Tunceli EMEK Gazetesi’nin kurucusu Hüsniye Karakoyun ile konuştuk.

Hüsniye, adıyla başlayalım söyleşiye. Neden EMEK?

EMEK sözcüğünü hep çok sevdim. Uğrunda EMEK verilmeyen dostluklara, arkadaşlıklara, sevdalara dahi inanmam. Üstelik köyde 10 çocuklu bir aile ortamından çıkıp çemberi yarmış ve bulunduğumuz ortam ile kıyaslandığında hayli önemli bir başarı olarak adlandırılacak bugünü var etmemizin hepsi EMEK ile başarılmış şeyler. İşte bu nedenle EMEK. Lütfen EMEK’i büyük yazın olur mu? Çünkü, EMEK küçük yazılmayacak kadar kıymetli bir sözcük. Geçip geldiğimiz güzergahta hiç kimseye sırtımızı dayamadan, örgüt, kişi, kurumlarla yol almayıp sadece kendi çabamızla ayaktayken, sanırım başka sözcük bizi tanımlamazdı.

21

EMEK daha çok siyasi bir çağrışım yapıyor. Çatışmalı süreç özellikle Tunceli’de de bu kadar derin yaşanırken, adınız başınıza bela olmuyor mu?

Oluyor. Üstelik ben bunu öngördüğüm halde adını EMEK koydum gazetenin. Hayatta, inanmanın başarıyı getirdiğine sadakatle bağlı biriyim. Açmaya karar verip adını EMEK koyduğumda, ki o zaman haftalıktı, ilk tepkilerden sonra aslında adını hemen değiştirmem gerekirdi ama yapmadım. Zaten kente gelen askeri üst düzey atanmışların, mülki amirlerin hepsi ilk başlarda sol ve uç söylemleri olan bir yayın organı sanıyor. Mesela; adından ötürü içeri girmek istemeyen insanlar oldu geçmişte. Ama zaten inanç böyle bir şey.

O zaman adını değiştirmek kolaydı ama değiştirmedim. Belki adı farklı olsaydı çok daha az bir gayretle daha çok yol alacaktık. Mesela matbaa kısmında ilk zamanlar kentteki hemen hemen hiçbir devlet memuru fotokopi dahi gelip çektirmiyordu. İşte şimdi bulunduğumuz yer tam da bizim EMEK’imizin taçlanmışlığının göstergesi. Bu sözcüğü çok sevdim, şimdi binlerce insan sevdi, benimsedi, inancımı ortaklaştırdım, artık Tunceli EMEK Gazetesi kentin ortak değerine dönüştü.

İnternet artık küresel köyü yaratırken, birbiriyle bağlantılı iki soruya tek cevap vermeni istiyorum. İnsanlar bu kadar sanal medyanın etkisindeyken Tunceli EMEK’i niye okusunlar? Yani bir farkınız var mı? Diğer merak ettiğim ise, internet gazeteciliğinin yazılı basına etkisi var mı?

Sondan başa doğru cevaplayayım. İnternet yazılı basını bitme noktasına getirdi. İlk sorunuza gelirsek; internet küresel köyü yaratırken, aslında Tunceli EMEK Gazetesi nüfus olarak da köy ya da Batının kasabası nüfusuna sahip bir kentinde çıkıyor. Ancak alanı bu kadar dar, imkanları kısıtlı kentten, aslında belki de Dünya’ya örnek olacak kadar güzel farklarla yol alıyor bu gazete. Mesela; sizde gazeteci olarak yaşamışsınızdır, kullanılan haberde kaynak gösterilmediği için dava konusu olması, aboneliğe zorlama, fotoğrafların ücretli servis edilmesi gibi…

Oysa Tunceli EMEK Gazetesi kentte özellikle yerel basının dışındaki medyanın da odağı olan haberlerde Facebook’taki Tunceli EMEK Gazetesi ve Twitter’daki @TunceliEMEK adlı sayfalarında albüm oluşturur.
Ve yazar da açıklama kısmına “Sevgili medya mensubu arkadaşlar; Gazetemizin haber ve fotoğraflarını kaynak göstermeden kullanabilirsiniz” diye.

‘BİZ BU GAZETE HERKESİ DOYURSUN DİYE UĞRAŞANLARDANIZ’

Neden? Paraya ihtiyacı mı yok Tunceli EMEK’in?

Muhtemelen başka yerlerdeki medya organlarından daha çok ihtiyacı var paraya Tunceli EMEK’in. Çünkü, küçük, herkesin birbirini tanıdığı için reklama ihtiyaç duymayan “Yazar camıma asarım. Reklama ne gerek var. Herkes beni tanıyor” türünden savunmaları olan köy-kasaba-kentimsi bir yerde var olma gayreti gösteren bir gazete bu.

Medyanın en önemli desteği olan reklam ve abonelik. Oysa reklamı gereksiz görüyor Tunceli’deki esnaf. Çünkü, birincisi stratejik bir yol haritaları olmadığı için büyüme gibi bir hedefleri de olmuyor. İkincisi de kentin küçüklüğüne hapsolup kalırken, buradaki dar alanda tanınmayı, aslında zaman zaman ürününden de çok kişi habersizken bununla yetinmeyi yeğliyor. Aboneliği de gereksiz görüyor, çünkü günlük güncellenen bir haber sayfamız var.

Oradan da haberlerini okuyor. Tüm bunlar arasında sorunuza dönersek; Tunceli EMEK’in paraya ihtiyacı var ancak parayı tüm değerlerinin önüne koymadığından her şeyi paraya dönüştürme çabası yok. Biz bu gazete herkesi doyursun diye uğraşanlardanız. Bizi katrilyonluk yapsın diyenlerden değil. Yani EMEK üretiyor, bunu da ihtiyaç duyan herkes ile bölüşüyoruz.

22

Başka bir gezegenden mi geldiniz nedir? Şaşkınım…

Gazeteyi ilk açtığımda söylediğim ve sık sık da haber toplantılarında tekrar ettiğim bir şey var kızlarımıza; “Bir tek kişi çıkarda ben para vererek haber yaptırdım bu gazetede derse ve bu da doğru çıkarsa o gün bu gazeteyi kapatırım” diye.

Bu felsefeden, gazetenin yayın hayatına başladığı 14 yıldır vazgeçmedik. Belki bu nedenle, bu kadar istikrardan ötürü bu kadar büyük yol aldık. Kararlılığımız, istikrarımız, yalpalamayan dik duruşumuz güveni doğurdu.

Üstelik şu öngörüyü de hayatımın odak noktasına oturttum: “Dünya üzerinde zenginler doymadığı için bu kadar fakirlik var” diye.

Bir masa, bacakları kırık bir sandalye ile başlamıştı Tunceli EMEK Gazetesi’nin yolculuğu. Bugün iki katlı, içinde onlarca makinası olan modern tesislere sahip, araç ve ekipman yönünden il dışından gelen medya mensuplarını dahi şaşırtan teknolojiyi kullanan bir gazete oldu.

Büyürken kirlenmek değil ki hedefimiz. Bu nedenle paramızdan her yıl mutlaka bir bütçeyi de sosyal sorumluluğa ayırırız. Yüzlerce bot, atkı-bere, içinde sınıfına göre ihtiyaçları olan çantalardan dağıtmanın yanı sıra, kurban kesip buradaki bir ziyaret yerinde kimseye duyurmadan gelenlerin pilav ve ayran ile yediği, aşure kazanlarını hiç duyurmadan götürüp ziyaret yerlerinde dağıtım yaptığımız etkinlikler oldu. Üstelik o botları öyle sergileye sergileye de vermedik insanlara. Doldurduk gazetenin arabasının arkasına, çıktık kenar mahallelere gittik ve bazen kapısının önünde yırtık bir ayakkabının sahibini çağırıp ayakkabıyı ayağına giydirdik, bazen de yolda yürüyen yaşlı bir kadın ve adamı oturtup ayakkabısını yenisiyle değiştirdik eskiyi poşete bırakıp kendisine verdikten sonra kim olduğumuzu dahi açıklamadan oradan ayrıldık.

Tunceli’deki işletmelerin stratejik yol haritası yok dedin. Peki Tunceli EMEK’in stratejik yol haritasındaki gelecek planlamasını bizimle de paylaşır mısın?

Ben proje bazlı çalıştım uzun süre. Avrupa mantığını sevdim bu incelemeler sırasında. Tunceli EMEK, bu kentte gelmesi gereken en tepe noktaya geldi zannımca. Bu aşamadan sonra iş ortağı ve çözüm ortaklıklarıyla yol almaktır hedefimiz. Bu nedenle şu sıralar anonim şirkete dönüştürmek üzere muhasebecimizle başladık çalışmalara.

Öncelikle ortak arıyoruz ve gazetenin özellikle sosyal medya hesapları ile YouTube kanalını aktif hale getirmek üzere personel alım ilanına çıktık. Buradan il dışı ile yurt dışındaki Dersim, Kalan, Mameki, Tunceli yani kısaca kim kendisini ne şekilde tanımlıyorsa onlara çağrımız olsun; gelin ortak olun ve EMEK’imizi bu kentin de dışına açalım. Ekonomik katkıdan çok, biz vizyon sahibi insanlarla ortak olmak istiyoruz. Ayrıca, meslekte çok yetkin olduğunu düşünen personel ve yöneticiler de aramıza katılabilir. Tabi, yeni mezun ve deneyimsiz olanları değil, otuz yaş üstü, çalışma deneyiminin yanı sıra, hayat tecrübesi de olanları düşünüyoruz. Birkaç haberi benim çabamla derledikten sonra yayınlandığında kandırılarak işten ayrılacak genç kızlarımızdan çok yoruldum çünkü.

Neden kadınlarla yola çıktın?

Kadınların ne yazık ki en çok derdi yine kadınlarla oluyor. Ben de kadınlarla çalışmanın sonunda hayli yorgunluk biriktirdim. Bir de Tunceli’nin küçük olması, iletişim fakültesinin yokluğundan ötürü toplama kampı gibi hiç alakasız, ya kendisinin ağlaması ve ya ailesinin, yakınlarının aşırı ricası, araya belediye başkanları, kurum müdürlerinin girdiği hatra binaen işe alınan yaşları yirmili genç kızlarla çalışmak zorunda kaldık. İş tecrübesi yok, hayat tecrübesi yok ve de daha da kötü olan, özel işlerde çalışma isteği yok.

Devlete hem bu kadar muhalif hem de devlet memurluğu için kendini paralayan, bir masa-bir sandalye ve devlet dairesine gireyim şartlanmışlığı sonunda çok yorulduk çok. İşe aldıklarımıza ayları hatta yılları bulan EMEK veriyoruz. Biraz öğrenince birileri ayartıyor, ‘sen daha önemli yerlere gelebilirsin, A-B-C ajansında veya kanalında müdür vs. olursun’ deyince, bizimkiler hiçbir haberi benim yardımım olmadan yayınlayamadığı gerçeğinden uzaklaşıyor ve söylenene inanıyor. İşten ayrıldığında ise sonrası tam bir hüsran ama artık yapacak bir şey kalmıyor. Sonra tekrar dönme çabası, ısrarlar ama nafile. İşe alırken başkasının ricası nedeniyle çok yorulduğum, işimize yaramadığı halde yıllarca kambur gibi bu gazetenin sırtında taşıdığım insanlar oldu ama işten ayrılanı bir daha asla işe almamak gibi bir kuralım var ve bunu kim devreye girerse girsin, ricacı kim olursa olsun asla ihlal etmiyorum.

23

‘DERSİM’İN KADINLARLA BİR DERDİ YOK’

Dersim’de kadın gazeteci olmanın zorluğu var mı, açıklar mısın?

Dersim’in kadınla derdi yok ki. Kadının belki de en yüceltildiği dünya üzerinde örneği az bulunur bir yer burası. Ancak bu ülkenin hem kadın ile hem de gazeteci ile derdi var.

Keşke erkekleri de işin içine dahil etsem dediğin oldu mu?

Aslında ilk kurulduğunda erkek çalıştırdık kısa süreli. Ayrıca, Basın İlan Kurumu mevzuatı gereği şartları tutmayınca resmi ilan hakkımız düşmesin diye mecburiyetten künyemize dahil ettiklerimiz de oldu.
Şimdi Anonim Şirkete dönüştüğümüzde vasıflı personele odaklanmayı, salt kadın olsun diretmişliğini bir kenara bırakmayı düşünüyorum. Çünkü; Tunceli küçük, kalifiye eleman bulmak zaten çok zor. Kadın ile sınırlandırınca daha da zorlaşıyor. Hatta şirkete yönetici kadın bakıyoruz uzun zamandır. Çağırdıklarımız işe girmeyi istiyor ama yöneticilik dediğimizde “Ay ben yapamam.” diyor. Yani daha çok arada kaynayıp gün doldurmak maksatlı iş arıyor kızlarımız. Bu nedenle artık bizi daha ileri taşıyacak, vizyon sahibi, liderlik vasfı olan personel almaktır isteğimiz, cinsiyetinin ne olduğundan ziyade.

Aldığın başarı ödülü var mı?

16 yıllık öğretmenken 2014 yılında istifa edip gazetenin başına geçmiştim. Aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden “Yılın Gazetecisi” ödülünü almıştım.  Yılın Girişimci İş Kadını da dahil 3 yılda aldığım 12 plaket ve ödül var masamda.