Salgın, ev işçilerine tüm kapıları kapattı

Korona virüsünden sonra birçok ev işçisi kadın işinden oldu. İmece Ev İşçileri Sendikası gönüllüsü Sinem Atakul “Ücretsiz izne çıkartıldılar. Kimler bu salgından onuruyla çıkacak? Onun mücadelesini veriyoruz. Kapitalizmin maskesi takır takır düşüyor” dedi. Temizlik işçisi kadın ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Korona çıktığından beri arayıp gelme diyorlar. Korkuyorum ama merdiven temizliğine gidiyorum. Ona da mecburiyetten korka korka gidiyorum. Adam çalışmıyor. Çocuklardan biri üniversiteye hazırlanıyor. İkisi bir hafta arayla işlerinden çıkartıldılar. Ek gelirimiz yok. Ne yapayım?”

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Korona virüsünden sonra birçok ev işçisi kadın işinden oldu. Evlere temizliğe gidemeyen kadınların çoğu sigortasız çalıştırılıyor. İşçi statüsünde yer almadıkları için kendilerini savunacak hukuk mevzileri de bulunmuyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü kapsamında, Seyhan Erdoğdu, Gülay Toksöz tarafından hazırlanan ‘Kadınların görünmeyen emeğinin görünen yüzü-Türkiye’de ev işçileri’ adlı çalışmaya göre Türkiye’de ev işçilerine ilişkin yasal çerçevenin iki temel özelliği karmaşıklığı ve etkisizliği. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. Maddesine göre, ev hizmetlerinde çalışanlar kanun kapsamı dışında bırakılmış. Buna karşılık ev hizmetlilerine 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun iş sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanıyor. Borçlar Kanunu, ev işçilerinin yükümlülüklerini ve çalışma koşullarını tanımlarken işçiye bazı konularda haklar getiriyor. Ancak ev işçilerinin çoğu bu kanundan habersiz olduğu için kendilerine tanınan haklardan faydalanamıyor.

Türkiye’de ev işçilerinin sayılarına ilişkin yeterli istatistik bulunmuyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerinde, gelişmekte olan ülkelerde iş yoğunluğunun yüzde 4 ila 10’u arasındaki kısmının ev işçilerinden oluştuğu belirtildiği için Türkiye’deki ev işçilerinin sayısının 1 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. TÜİK’in bu konudaki verileri de gerçeği yansıtmıyor. Çünkü ev hizmetlerinde  çalışanların bir kısmı yaptıkları işi düşük statülü gördükleri için bir kısmı da sigortasız çalıştıkları için kendilerini ‘ev kadını’ olarak tanıtıyor. Evde çoğunlukla bakıcı olarak çalışan göçmen kadınlar ise çoğunlukla kayıt dışı çalıştığı için gerçek sayı tespit edilemiyor.

‘15 YILDIR BU İŞİ YAPIYORUM, KİMSE SİGORTALI ÇALIŞTIRAYIM DEMEDİ’

47 yaşındaki temizlik işçisi, korona virüsü sonrası evlere çağrılmadığını zaten korktuğunu ama bir taraftan da çalışmaya mecbur olduğunu anlatıyor: “Bu korona çıktığından beri arayıp gelme diyorlar. Bir tanesi kanser hastası. ‘Riskli olabilir, benim için de, senin için de. Gelme’ dedi. Haklı. 15 günde bir gittiklerim vardı. Ne ben gittim ne onlar çağırdı. Korkuyorum ama merdiven temizliğine gidiyorum. Ona da mecburiyetten korka korka gidiyorum. Adam çalışmıyor. Çocuklardan biri üniversiteye hazırlanıyor. İkisi bir hafta arayla işlerinden çıkartıldılar. Biri matbaada diğeri kuyumcuda çalışıyordu. Ek gelirimiz yok. Ne yapayım?”

Temizlik işçisi bugüne kadar hiç sigortalı çalışmamış. “Teklif bile edilmedi” diyor: “Oğlum 7 yaşındayken beri gittiğim bir ev vardı. Tek bu sene gitmemişim. Bu sene biraz dargınlık oldu aramızda. Sigorta yapalım işte şöyle böyle hiç demediler. Şu an çocuğum 22 yaşında. Hiçbir çalıştığım yerde söylemediler. Ben de bilmiyordum öyle bir şey. Haklarım varmış gibisinden… Şimdi iş işten geçti. Artık 47 yaşına girmişim. 1-2 yıl sonra belki de gidemem. Genciz genciz de içimiz öyle değil.”

Konuştuğum temizlik işçisi kadın çalıştığı evde yaşadığı bir olayı paylaşıyor:

“Gittiğim bir evdeki kadın bileziklerini şifoniyerin üstüne koymuştu. İlk defa gittiğim için beni denemek istemiş. Onları kenara koyup işimi yaptım. Sonra kadın beni çağırdı. ‘Allah senden razı olsun, ben seni denemek amaçlı bunları buraya koymuştum. Sen hiçbir şeye dokunmamışsın’ dedi. Bana para vermişti. Çocuklarım bayramlık istemişti alamamıştım. O parayla almıştım. Çok sevinmiştim.”

‘ÇOĞU KADIN AYAKTA ATLATIYOR HASTALIĞINI’

İmece Ev İşçileri Sendikası gönüllüsü aynı zamanda ev işçilerinin hukuksal kazanımlarının konu edildiği “Gurur Yarası” belgeselinin yönetmeni Sinem Atakul, “Ücretsiz izne çıkartıldılar. Sendika olarak geçenlerde yayınladığımız basın açıklamamızda söyledik. Kimler bu salgından onuruyla çıkacak? Onun mücadelesini veriyoruz. Kapitalizmin maskesi takır takır düşüyor” diyor.

“Mesela Meral Akşener’in temizlik işçisi korona kapmış. Çünkü çok fazla gelen gidenle muhataplar. İlk koronaya yakalananlar evin içinde bu işlerle uğraşan kadınlar. Virüsün ilk günlerinde ‘Kadınlar daha az koronaya yakalanıyor’ denildi. Sanki bunu genetik bir bilgiymiş gibi sundular. Kadınlar bakım hizmetindeler. Evin yaşlılarına, çocuklarına bakan onlar. Bir erkek hemen hastaneye gidiyor ama çoğu kadının ulaşıma bile erişimi olmayabilir. O yüzden istatistiklerde yer almıyorlar. Sadece bu salgın için demiyorum. Çoğu kadın ayakta atlatıyor hastalığını.”

‘İŞÇİ STATÜSÜ OLMADIĞI İÇİN İŞVERENİN MERHAMETİNE KALINIYOR’

Atakul, “Onlar hayatı kâr zarar üzerinden düşünüyor” diyerek şöyle anlatıyor: ”Eski yaşamlarımızın enfekte olduğu zamansal olarak da bir geçiş dönemindeyiz. Bu dönem bizi etik, adalet ve gerçek bilgiye itecek bir dönem. Bazı değerlere daha çok ihtiyacımız olduğunu anladık. Şu noktada iş verenlerin merhameti üzerinden gidecek bir sisteme razı değiliz. İşverenin iki dudağı arasındaki ev işçileri günlük yevmiyeleri ve sağlıkları arasında tercih mi yapacaklar? Vicdan aristokrasisinin ne menem bir şey olduğunu biliyoruz. İşverenin vicdanına mahkum bir sistem olmasaydı ücretsiz izinden faydalanmak için başvuruları yapmış olurduk.”

‘HAKLARIMI BİLMEZDİM’

46 yaşındaki Zeynep Ayvalıtaş, 2008’den beri ev işçiliği yapıyor. “İlk başladığımda haklarımı bilmiyordum. Aynı sofraya oturmama izin vermezlerdi. Küflü ekmek verirlerdi” diyor. Ayvalıtaş şimdilerde İmece Ev İşçileri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi: 4 yıl çalıştığım yerde sigortamın yatmadığını öğrendim ama nasıl öğrendim? Anne kız gibi olmuştuk. Öyle diyordu. Bir gün ‘Sen benim misafirimin parasını çalmışsın’ dedi. Sonra misafir parasını bulunca yeniden çağırdılar. ‘O tuzağa bir kez düşülür’ dedim. İşi bıraktığımda sigortamın yatmadığını öğrendim. Şimdi çalıştığım evde aynı sofrada yemek yiyoruz. Çoğu arkadaşım gündeliğe gidiyor. Sigortaları yok. Eldiven taktın mı? Eldiveni değiştirdin mi? Duş aldın mı? Buraya gelirken temiz kıyafetlerini getir. Bunları zaten diyorlar. Şu anda gündeliğe gidip evlerini geçindiren kadınların çoğu iş olmadığı için zor durumda. Gittiğim evdeki kadın korona hastası oldu. Yeni hastaneden çıktı ama benim yevmiyemi yatırdı bankaya. Öyle olmalı. Çünkü iş olmayınca açız.”

Ayvalıtaş bir anısını da paylaşıyor: “İlk kez başladığım bir evde her yere altın bırakılmıştı. İşim bitene kadar kavanozda onları topladım. Koltuğun altında bileziği, başka yerde yüzüğü. Çocuk atsa çocuk işi değil. İşim bitince bu yaptığınız terbiyesizlik dedim. İnsanı neyle sınıyorsunuz, sen şu anda beni aşağılamış oluyorsun, neyin olursa olsun beni ilgilendirmez, alınteri döküyorum hakkımı alıp çıkıyorum dedim. Topladıklarımı say, sonra paramı ver dedim.”