'Hayat Bilgisi' dersi gibi hayat: Güven Boğa

40 yıldır üyesi olduğu dernek ve sendikaların eylemlerine katıldığı için, basın açıklaması ve mitingler düzenlediği için, gazetecilik yaptığı dönemde çektiği fotoğraflar için gözaltına alınan, tutuklanan, işkence gören ve defalarca yargılanan Güven Boğa son olarak 2016 yılında KHK ile Seyhan Belediyesi'ndeki işinden uzaklaştırıldı. İki çocuğunun yurt dışındaki eğitimleri pasaportları iptal edildiği için yarıda kaldı. Uğradığı haksızlıklar nedeniyle daha önce Türkiye'yi AİHM'de de mahkum ettiren Boğa ile 1981 yılından bu yana devam eden 'mücadelesini' konuştuk...
Güven Boğa

Murat Güreş  

ADANA – Güven Boğa, Adana’da yaşayan bir hak savunucusu, sendikacı ve barış eylemcisi. Polis, karakol, mahkeme ve işkence ile 16 yaşında kahve toplantısında yaptığı konuşma sonrası tanıştı. Bu tanışıklık tam 40 senedir sürüyor. Hakkında onlarca dava açılan Güven Boğa, bunların tümünden beraat ettiği gibi Türkiye’yi iki kere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûm ettirdi. Onunla, 40 yıllık hukuk mücadelesini ve yaşadıklarını konuştuk.

Güven Boğa kimdir? Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1963 yılında Adana’da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Adana’da tamamladım. Evli ve iki çocuk babasıyım. Çukurova üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü mezunuyum.

.

Siyasal yaşantınız ne zaman başladı?

Politik yaşamım 12 Eylül 1980 öncesi başladı. İlk gözaltım bir kahvehanede konuşma yaparken 11 Şubat 1980 tarihinde gerçekleşti. 16 yaşındaydım ve ilk gözaltım aynı zamanda işkence ile tanışmama da neden oldu. Sonra gözaltılar ardı ardına devam etti. 1980 yılının 1 Mayıs’ı için bildiri dağıtırken Adana Atatürk Parkı’nda, bir ihbar sonucu gözaltına alındım. Bankalar karakolunda 5 gün işkenceli gözaltında kaldım. Ardından 11 Eylül 1980 tarihinde ülkedeki siyasal cinayetleri ve baskıyı protesto etmek için düzenlenen bir miting öncesi Meydan Mahallesi’nde gözaltına alındım ve 12 Eylül darbesini gözaltında karşıladım. 17 gün yoğun işkenceden sonra polis kolejinden serbest bırakıldım.

12 Eylül sonrasında Türkiye kendisini farklı bir siyasal iklimde buldu. Bundan sonra yaşantınıza nasıl yön verdiniz?

1985 yılından itibaren Adana’da Çukurova Üniversitesi Öğrenci Derneği çalışmalarında yer aldım. Aynı çalışmaları Diyarbakır ve Antalya illerinde de sürdürdüm. Antalya’daki dernek kurucularının gözaltına alınmasıyla 1988 yılının Mayıs ayında Çukurova Üniversitesi’nde ders gördüğüm sınıf basıldı ve herkesin önünde gözaltına alındım. Önce polis koleji ardından, Kürkçüler Kapalı Cezaevi ve oradan da İzmir Buca Kapalı Cezaevi’ne konuldum. Uzun süren yargılamalar sonucu ilk beraatımı bu davadan aldım.

Bu yargılama öğrenciliğinizi nasıl etkiledi? 

Bu kopukluklar ve kesintiler nedeniyle üniversiteye ancak 1988 yılının eylül ayında dönebildim. O yılın Aralık ayında Çukurova Üniversitesi Öğrenci Derneği yöneticileri ile birlikte yeniden gözaltına alındım bırakıldım. Ardından bu kez 1989 yılının Eylül ayında ablamın düğününde gözaltına alındım. Sorgulamalar ve ağır işkenceler geçirdikten sonra Adana Kürkçüler Kapalı Cezaevi’ne buradan da DGM’de yargılanmak üzere Malatya E Tipi Cezaevi’ne götürüldüm. Bir yıl sonra 1990 yılında ikinci kez beraat ederek serbest bırakıldım. 1990 yılının Kasım ayında bir işe girerek laborant oldum. Çalışırken üniversiteyi de bitirdim ve 1993 yılının Şubat ayında (29 yaşında) üniversite diplomamı aldım. Adana’da sürekli olarak polis tarafından taciz edilmem nedeniyle 1993 yılının Mart ayı sonunda İstanbul’a yerleştim. İstanbul’da “Gençliğin Sesi” dergisinin sahibi olarak görev aldım. 1994 yılı sonlarına doğru gazeteciliği bırakarak öğretmen olmak için başvuruda bulundum. Geçmiş yargılanmalarım gerekçe gösterilerek uzun bir süre atamam yapılmadı. Hukuksal girişimlerim sonucu Ocak 1995 tarihinde Adana’nın Karaisalı ilçesinin Salbaş İlkokulu’na sınıf öğretmeni olarak atandım. Karaisalı Eğitim Sen temsilciliği yaptım.

.

Memur olmanızla birlikte bu kez sendikal mücadeleniz başladı değil mi?

Evet. Memur sendikaları içerisinde aktif olarak görev aldım. Tüm yaşamım boyunca sendikal hak ve özgürlükleri merkeze alan, ısrarlı bir şekilde barış isteyen, toplumsal uzlaşmayı gerektirecek işlerde emek harcadım. KESK’e bağlı Eğitim Sen Adana Şubesi’nde 1997 yılından başlamak üzere altı yılı şube başkanlığı olmak üzere 13 yıl yöneticilik yaptım. Eğitim Sen’in gerçekleştirdiği Demokratik Eğitim Kurultayları’na katkı sunmak amacıyla akademik çalışmalarda yer aldım. Eğitim Sen’i temsilen, Adana Şube Başkanı olarak 2005 yılında Almanya’da başta Berlin, Münih, Hamburg, Bremen olmak üzere değişik şehirlerde GEW’in (Alman Eğitimciler Sendikası) kongrelerine konuşmacı olarak katıldım.

Öğrenci liderliği, gazetecilik, öğretmenlik ve sendikacılık… Çok hareketli bir yaşamınız olmuş…

Sadece bunlar değil. Kitle örgütlerinde de etkin çalışmalar yaptım. 2012-2014 yılları arasında, Uluslararası Af Örgütü’nün Merkez Denetleme Kurulu’nda görev aldım. Yine Uluslararası Af Örgütü’nün 2018 Mart ayında gerçekleştirilen kongresinde yedek yönetim kuruluna seçildim. Ayrıca Türkiye Barış Meclisi çalışmalarında yer aldım. Başta İnsan Hakları Derneği (İHD) olmak üzere, Alevi Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Akkapı Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyesiyim.

Daha sonra belediyecilik başlamış. Neden belediyeye geçmeyi tercih ettiniz?

Belediyecilikle ait olduğum topluma çok daha faydalı işler yapabileceğimi düşündüm. Kurumlar arası geçiş yaparak Seyhan Belediyesi’nde Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ile Basın Yayın Müdürlüğü görevlerini birlikte gerçekleştirdim. Memur olarak değişikliğe uğrayan iş statüm nedeni ile Eğitim Sen’deki üyeliğimi yine KESK’e bağlı bir sendika olan Tüm Bel-Sen üyesi olarak devam ettirdim. Seyhan Belediyesi’nde görev yaptığım iki yıl boyunca Adana il sınırlarında aktif olan kitle örgütleri, sendikalar, odalar, Çukurova Üniversitesi, muhtarlar, spor kulüpleri, siyasi partiler ile ortak birçok çalışma gerçekleştirdik. Toplumun yararını ve çıkarlarını gözeten çalışmalar yapmama rağmen 22 Kasım 2016 tarihinde yayımlanan 677 sayılı KHK ile Seyhan Belediyesi’ndeki görevimden ihraç edildim.

.

KHK ile ihraçlar on binlerce insanın hayatının bir anda değişmesine neden oldu. KHK sizin ve çevrenizdekilerin yaşamını nasıl etkilendi?

İhraç edilmemin ardından oğlumun Viyana’daki üniversite eğitimi ve kızımın Alman Milli Eğitim Bakanlığı davetlisi olarak yurt dışında dönemsel gerçekleştirdiği kamp eğitimleri sonlandırıldı. Ailemin tüm bireylerine yurt dışına çıkış yasağı konuldu. Ailecek yaşadığımız travma ve hakkımda 12 Eylül döneminden bugüne kadar yürütülen keyfi dava ve soruşturmaları dillendirmek amacıyla bir çok toplantıya davet edildim. Bu haksızlıklarla her alanda mücadele etmeye başladım. Sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinde birçok alanda aktif rol aldım. KESK’e bağlı Eğitim Sen yönetiminde yer aldığım süre boyunca farklı sendikalarla ortak iş yapılması konusunda çok çaba gösterdim. Ortaklaşan kurumların birbirlerine karşı önyargılarını ortadan kaldırılmasında önemli katkılarda bulundum. Adana’da 12 Eylül’den sonra 1995 yılında gerçekleştirilen ilk 1 Mayıs mitinginin tertip komitesinde yer aldım. Ülkemizi tehdit eden savaş tehlikelerine karşı kurumlarla ortak basın açıklamaları, mitingler gerçekleştirdim veya bu açıklamalara katıldım. Halkların kardeşliğini sabote eden, insanlığa sıkılan kurşunları ve toplumda infial uyandıracak terör eylemlerini kınadım. İsrail’in Gazze’yi, Filistin halkını yoğun olarak bombaladığı süreçte bir grup aydın ve yazarla birlikte İsrail sınırında basın açıklaması gerçekleştirenlerin arasında yer aldım. Sınırda barış için zeytin ağacı diktik. Şiddetin her türlüsünün önünde durduk. Barışı savunduk. Barış için, kardeşlik için, bir arada yaşam için bulunduğum her platformu değerlendirdim. Çünkü benim farklı düşünmem, farklı bir yaşam biçimi istemem olmam ülkede kardeşçe yaşanmasının önünde bir engel olamaz. Aksine farklılıkların bir arada yaşaması için gayret göstermek gerekir. Farklılıkları birbirinden yalıtmak ve bunun üzerinden hareket etmek farklılıkları birbirine karşı kışkırtmak, düşmanlaştırmak yaşadığımız topraklara ihanet etmektir diye düşünüyorum.

Gelelim yargılandığınız davalara. Tüm dosya içeriklerini saklamışsınız ve bunu bir kitaba dönüştürmek için hazırlık yaptığınızı söylediniz. Neler var bu ‘yargılanma bohçası’ içinde?

Hazırladığım yargılanma dosyalarım tamamen belgelere dayanıyor. 1981 yılından başlayan, 2019 yılında da bazıları devam eden ve çoğu sonlandırılmış davaları içeriyor. Dosyamdaki ilk bölüm 1 Mayıs afişi asmak ve bununla ilgili cezayı, cezaevi sürecini, sabıkam olduğu belirtilerek üniversite öğrenci kaydımın silinmesini ve kamu haklarımı yeniden kazandığımı içeren belgeleri içermektedir. Bu dava hakkımda hapis cezası verilen ve cezaevinde yatmama neden olan ilk davadır. Ardından Çukurova, Dicle ve Antalya üniversitelerindeki öğrenci derneklerinin kuruluş çalışmalarına katkı sağladığım için 1988 yılında TCK’nın 168/2 maddesinden İzmir DGM’de yargılandığım süreç var. Bu dava ile ilgili Adana ve İzmir’de yoğun işkence gördüm. Adana ve Buca cezaevlerinde yattım. Davanın sonunda ise beraat ettim. 1989 yılındaki bir başka dava konusu ise Çukurova Üniversitesi Öğrenci Derneği kapsamında yargılanmayı ve emniyet tarafından oluşturulan sözde suçları içeriyor. 1989 yılının Eylül ayında ablamın düğününde gözaltına alınmamla başladı ve içinde Adana ve Malatya Cezaevlerini ve çok uzun süren polis sorgulamalarını, ağır işkenceleri gördüm. Malatya DGM’de TCK’nın 141/5 maddesinden yargılanmanın ardından bu davadan da beraat ettim. Şahsıma en fazla, “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına aykırılık”tan dava açıldı. Bunların tamamından beraat ettim.

.

Toplam kaç dava açıldı size?

1988 yılından bu yana tarafıma 2911’den toplam 13 dava açıldı ve bu davalardan on biri beraat, biri kovuşturmanın ertelenmesi ile sonuçlandı. Bir dava ile ilgili yargılanma süreci halen devam ediyor. 2911 ile ilgili davaların tarihleri, konuları ve hangi mahkemelerde yargılanmanın gerçekleştiği, sonucunun ne olduğunu şu şekilde özetleyebiliriz:

3 Kasım 1988: Cezaevlerindeki açlık grevlerinin kritik aşamaya gelmesiyle ilgili barışçıl protesto yürüyüşü. Çukurova üniversitesi öğrenci dernek yöneticileri ile birlikte gözaltına alınma, işkence görme. Adana 6.Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

27 Şubat 2000: İşsizliğe ve Pahalılığa Karşı Miting / T.C Adana 7.Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

03 Ekim 2002: Eğitim Sen Üyelerinin Sürgün ve Soruşturmalarına Karşı basın açıklaması. Adana 6. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

20 Ocak 2004: Çukurova Üniversitesi Öğrencilerinin Düzenlediği Basın Açıklaması Adana 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

3 Ağustos 2008: 1 Eylül Dünya Barış Günü Mitingi. Adana 2.Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

25 Nisan 2009: 1 Mayıs Mitingine Çağrı Basın Açıklaması. Adana 6.Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

28. Mayıs-6 Haziran 2009: KESK ve Eğitim Sen Üye ve Yöneticilerine Yönelik Gözaltıları Protesto Etmek. Adana 15.Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

17 Nisan 2010: Ankara’da “Demokratik Kamusal Nitelikli Eğitim” Konulu Basın Açıklaması. Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

12 Ekim 2011: Sendikal Hak ve Talepler İçin Basın Açıklaması. Adana 10.Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

03 Aralık 2011: KESK Üyesi Yöneticilerin Gözaltına Alınmasını Protesto Etmek. Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve beraat.

21 Aralık 2011: Sağlıkta Yapılan Değişiklikleri Protesto Etmek. Adana 10 Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanma ve kovuşturmanın ertelenmesine, 3 yıl denetim süresine tabi tutulma.

17 Aralık 2016: SES Avukatının Gözaltında Kötü Muameleye Maruz Kalmasını Protesto Etmek. Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanma ve beraat.

Geçen ay Türkiye’yi AİHM’de yeni bir cezaya mahkûm ettirdiniz, o davanın konusu neydi?

26 Aralık 2013’ta “Hırsızlığa ve Yolsuzluğa Hayır” konulu basın açıklamasıyla yaptık ve hemen ardından dava açıldı. Bununla ilgili yargılama Adana 10.Asliye Ceza Mahkemesi’nde halen devam ediyor. Katıldığım o basın açıklamasında polisin saldırısı sonucu yaralandım, hastaneye kaldırıldım ve rapor aldım. Raporumla birlikte barışçıl bir gösteriye sert müdahale yapıldığı için emniyet güçleri hakkında suç duyurusunda bulundum. Emniyet güçleri hakkında takipsizlik kararı verildi. Anayasa Mahkemesi bu başvurumla ilgili lehime karar vererek 27 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Anayasa Mahkemesinin lehime vermiş olduğu bu yargılanma hususu KHK ile ihraç gerekçelerim arasında da gösterilmiş. Anayasa Mahkemesinin lehime vermiş olduğu bu girişimim ile ilgili dava sürecinden bir yıl sonra yaralandığım basın açıklaması gerekçe gösterilerek şahsıma açılan dava ise beş yıldır sürüyor. Bu dava ile ilgili bilirkişi lehime rapor vermiş olmasına rağmen bilinçli olarak uzatılıyor. Ama Anayasa Mahkemesinin 03 Temmuz 2019 tarihinde lehime verdiği karar ile bu davayı da anlamsız kılmıştır.

Ancak yaşadığımız coğrafyada OHAL ve ardından yayınlanan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilme gerekçelerimden birisi olarak gösterilen bu soruşturma OHAL Komisyonunun nasıl çalıştığını da bizlere sunmaktadır. Bu kapsamda belirtilen ihraç gerekçesi bir hukuksuzluğun da belgesi niteliğindedir.

İhraç gerekçelerim arasında gösterilen ve Tertip Komitesi Başkanı olarak görev yaptığım 1 Mayıs 2010 Mitingi ile ilgili “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçlamasıyla ihracımı gerekçelendirenler bilinçli olarak Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararını görmezden gelmişler.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdığınız diğer davalar hangileri?

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet kadar yer tutan bir başka madde ise “Kabahatler Kanunu” kapsamında her eylem ve basın açıklaması için kesilen para cezaları oldu. Bu kapsamda tarafıma 15 kez para cezası kesildi. Bunlardan bir tanesi hariç tamamını iç hukuk yolları tükendiği için AİHM’e taşıdım. AİHM bu konu ile ilgili başvurumuzu haklı gördü, davayı kabul etti. Bir başvurumuzu da sonuçlandırarak Türkiye’yi mahkum etti. Karşı karşıya kaldığım hukuksuzluklarla ilgili AİHM’ne yaptığım başvurular kısaca şu dosyalardan oluşuyor:

1 Mayıs Afişi Asmak

Öğrenci Derneklerinin Kuruluşu

Cezaevlerindeki Açlık Grevleriyle İlgili Yürüyüş

Öğrenci Derneği Faaliyetlerinin Örgütle İlişkilendirilmesi

İşsizliğe ve Pahalılığa Karşı Açıklama

Savaş Karşıtı Basın Açıklaması

Eğitim Sen Üyelerinin Sürgün ve Soruşturmalarına Karşı Basın Açıklaması

Ç.Ü. Öğrencilerinin düzenlediği basın açıklamasına

1 Eylül Dünya Barış Günü Mitingi

1 Mayıs Mitingine Çağrı Amaçlı Basın Açıklaması Düzenlemek

Eğitim Sen yönetim kurulu üyelerine yönelik gözaltıları protesto etmek

Ankara’da Demokratik Kamusal Nitelikli Eğitim Konulu basın açıklaması

1 Mayıs Mitingi ile ilgili Soruşturma (01.05.2010-Karar Tarihi: 03.06.2010, Karar: Kovuşturmaya yer yoktur. KHK ile ihraç gerekçeleri arasında gösterildi.)

Sendikal Hak ve Talepler İçin Basın Açıklaması

KESK’e bağlı sendika yöneticilerinin gözaltına alınmasını protesto

Sağlıkta Yapılan Değişiklikleri Protesto Etmek ve Hırsızlığa ve Yolsuzluğa Hayır Basın Açıklaması (26.12.2013) T.C Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesi, Yargılanma (07.11.2019 duruşma günü) devam ediyor.

Sendika Avukatının Gözaltına Alınmasını Protesto Etmek

HDK ve Sendikal Faaliyetlerle İlgili Miting ve Basın Açıklamaları

Kabahatler – 1. Dersim Katliamı, Basın Açıklaması (15.11.2009), AİHM Başvuru No: 42146/10

Kabahatler -2. İş Bırakma Eylemine Çağrı, Basın Açıklaması (21.11.2009), AİHM Başvuru No: 42146/10

Kabahatler -3. Üniversite Sınavları ile ilgili, Basın Açıklaması (14.12.2009)

Kabahatler -4. Demiryolunda greve giden kamu emekçilerinin açığa alınmasıyla ilgili basın açıklaması (16.12.2009)

Kabahatler – 5. Tekel İşçilerine Destek Yürüyüşüne Katılmak (13.01.2010)

Kabahatler – 6. Tekel İşçileri için Grev (04.02.2010)

Kabahatler – 7. Tekel İşçilerine Destek Yürüyüşüne Katılmak (11.02.2010), AİHM Başvuru No: 42146/10

Kabahatler – 8. Demiryolları Grevine katılanlarla ilgili Adliye önünde basın açıklaması (06.05.2010)

Kabahatler – 9. İşyerine Grev Pankartı Asmak, (26.05.2010), AİHM Başvuru No: 42146/10

Kabahatler – 10. Halkevleri Üyelerinin Yargılanması ile ilgili basın açıklamasına katılmak Suç (18.06.2010), AİHM Başvuru No: 42146/10

Kabahatler – 11. Adliye önünde Kreş hakkı konulu basın açıklamasına katılmak (13.10.2010) AİHM Başvuru No: 42146/10

Kabahatler – 12. Cezaevlerinde ölümlere neden olan operasyonları protesto etmek (19.12.2010), AİHM Başvuru No: 42146/10

Kabahatler -13. İşyerine Grev Pankartı Asmak (13.10.2010)

Kabahatler -14. 4+4+4 Eğitim Sistemini Protesto etmek ve gözaltı (28.03.2012)

Kabahatler – 15. KHK ile ihraç edilmiş sendika üyesinin yargılanması öncesi basın açıklaması (22.05.2017), T.C. Cumhuriyet Savcılığı 2017/48453, 2935 Sayılı Kanunun 25/b1.1.Cümle, TCK 75/1-b maddesi gereğince 06.10.2017 tarihinde maliye veznesine 912,50TL yatırılarak kamu davası açılması engellendi.

.

Başka bir davada Türkiye’yi epeyce yüklü bir para cezasına mahkum ettirmişsiniz…

Evet, AİHM’de sonuçlanmış olan dava da gazeteci iken gözaltına alınmam ve işkence görmemle ilgilidir. 1993 yılında hem Türkiye’de, hem de Avrupa’nın değişik ülkelerinde yayınlanan “Gençliğin Sesi” adlı derginin sahibi olarak gazetecilik yapmaktaydım. Aylık olarak yayınlanan bu dergide çeşitli konularda gençlik sorunlarını ele aldım, yazdım. 1994 yılında İstanbul’da bir haberi izlerken çektiğim resimlerin emniyet yetkililerini rahatsız etmesi dolayısıyla gözaltına alındım. Ümraniye Emniyet Müdürlüğünde çok ağır işkence gördüm, Haydarpaşa Numune Hastanesine kaldırıldım. Bu sorgulama ve kötü muameleden dolayı dava açtım. Türkiye’de takipsizlikle sonuçlandı. AİHM’e davayı taşıdım ve 17 Ekim 2000 tarihinde karar lehime bozularak Türkiye 85 bin Fransız Frangı para ödemeye mahkûm oldu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) kazandığım bir başka dava ise 19 Aralık 2010’da cezaevlerinde hak ihlalleriyle ilgili düzenlenen bir eylemin izinsiz olduğu suçlamasıyla ilgiliydi. Polisler, Kabahatler Kanunu uyarınca ‘toplantı ve gösteri yürüyüşüne aykırı davranış’ suçlamasıyla tarafıma 143 liralık idari para cezası yazdı. Adana 6’ncı Sulh Ceza Mahkemesi’ne cezanın iptali için itirazda bulundum, bu istemim reddedildi. İç hukuk yolları tükendiği için cezaya karşı 24 Mayıs 2011’de AİHM’e başvuruda bulundum. Dosyayı kabul eden AİHM, taraflara ‘dostane çözüm’ önerisinde bulundu. Bunun kabul edilmesi ile AİHM, 27 Haziran’da Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafıma 1560 avro maddi ve manevi, 500 avro da yargılama gideri olarak toplam 2 bin 60 avro tazminat ödenmesine karar verdi.

Beraat ettiğiniz bir davadan 7 ay sonra ihraç edilmenize rağmen OHAL Komisyonu, kararı dikkate almamış. Nasıl oluyor bu?

KHK ile ihraç gerekçelerimden bir diğeri beraat ettiğim HDK davasıdır. HDK ve sendikal faaliyetlerimin iç içe geçirildiği ve 39 basın açıklamasının, izinli mitinglerin suçmuş gibi gösterildiği, yasadışı örgütsel ilişki kurulmaya çalışıldığı bu dosya 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü ve tabi yine beraat ettim. Ancak davanın beraatla sonuçlanmış olması OHAL Komisyonu için bir anlam taşımıyor. OHAL Komisyonu beraat ile sonuçlanan davadan yedi ay sonra bu yargılanmaya dayanarak işe geri dönüşümü ret etti. Böyle bir saçmalık yaşadım. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve sonrası OHAL sürecinde siyasal iktidarın hedefteki kesimleri arasında olduğumu KHK ile ihraçlar başladığında gördük. Darbeyle ilişkilendirilenlerin tasfiye edilmesinin yanı sıra bunun KESK ve ona bağlı sendika üye ve yöneticilerine kadar genişletilmesi bilinçli bir operasyon olarak karşımızda durmaktadır.

22 Kasım 2016 Tarihinde 677 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilmemin gerekçeleri arasında sayılan biri takipsizlik (1 Mayıs 2010 Miting Tertip Komitesi Başkanlığı) ile sonuçlanan bir diğeri de beraat ettiğim (13. Ağır Cezada yargılandığım HDK davası) davanın baz alındığı bir diğerinin de basın açıklamasına katılmakla (Anayasa Mahkemesinin lehime karar verdiği dava) ilişkilendirilmesi tam bir hukuksuzluk örneğidir. Hayatım bu hukuksuzluklarla mücadele içinde geçti ve geçiyor. OHAL Komisyonundan gelen ‘ret’ kararına karşılık Ankara 21. İdari Mahkemesi’ne itiraz ettim. İşe geri dönüş için yaptığım bu girişimimin AİHM süreci yaşanmaksızın olumlu sonuçlanmasını umut ediyorum. Haksız yere yargılandığımı bazı yerel mahkeme kararlarında, AİHM’in Türkiye’yi mahkumiyetlerinde ve son olarak Anayasa Mahkemesinin lehime vermiş olduğu kararlarda görmek mümkündür.

40 yıldır emek, demokrasi, barış ve hukuk mücadelesi vermek sizi yormadı mı? 

Tüm renkliliklerin var olmasını, birlikte yaşamasını sağlayacak en demokratik ve özgürlükçü bir ortamın yaratılması gerektiğine inanıyorum. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da sürecin bu biçimiyle iyileştirilmesini sağlayacak barışçıl görevleri bir insanlık vazifesi olarak görüyorum. 40 yıllık direnişim, emek, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin hangi zorluklarla yürütüldüğünün örneğidir. Sonuç olarak bu yaşananlar Türkiye’de emsali hemen hemen olmayan bir hukuksuzluğun belgesi niteliğindedir. Ancak bu yılacağımız ve hak aramaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Yaşadıklarımı ve tüm bu davaları belgeleri ile içeren bir kitap ile hukuk mücadelesine katkı sağlamayı düşünüyorum…