Avukat Oya Aydın Göktaş anlattı: Büyükada gözaltıları hakkında her şey

İnsan hakları savunucularının Büyükada'da gözaltına alınması konusunda ortaya atılan 'Masada Türkiye haritası vardı' iddiasının aslı ne? Toplantıda niçin yabancılar da vardı, ne konuşuldu? O gün gözaltına alınan Kadın Koalisyonu koordinatörü İlknur Üstün’ün avukatı Avukat Oya Aydın Göktaş, tüm ayrıntıları Duvar'a anlattı...

Hale Gönültaş  

ANKARA– İstanbul-Büyükada’da insan hakları savunucularının açık toplantılarının basılarak gözaltına alınmalarının ardından sekiz aktivist, ispatlanamayan iddia ve ithamlara karşın ‘ismi belli olmayan terör örgütüne yardım’ suçlamasıyla tutuklandı. Planlanma aşamasından içeriğine kadar her süreci şeffaf gerçekleştirildiği bilgi ve belgelerle ortaya konan bir insan hakları toplantısının katılımcıları, bazı basın yayın organlarında çıkan ‘komplo teorileri’ ile henüz soruşturma aşamasındayken kriminalize edilip itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Hükümete yakın bir gazetede ‘Harita başında yakalandılar’ başlığı ile manşetten verilen bir haber, ertesi gün yine hükümete yakın bir başka gazetede ‘Katılımcıların bilgisayarından çıkan harita’ olarak kamuoyuna aktarıldı.

Öte taraftan, kardeşi FETÖ’den tutuklanan AKP Erzurum milletvekili Orhan Deligöz’ün hak savunucularının toplantılarına ilişin Star Gazetesi’ne verdiği mülakatın sürreal içeriği “Acaba toplantı yapılırken James Bond da mı Büyükada’da bulunuyordu?” sorusunu ister istemez akıllara getirdi. Son tahlilde, hak savunucularına yöneltilen dayanaksız suçlamalar ispatlanamasa da, damgalama, etiketleme, karalama ve itibarsızlaştırma yöntemleri ile sekiz hak savunucusu hakkında tutuklama kararı verildi.

Halen Sincan F tipi kapalı cezaevinde tutuklu bulunan Kadın Koalisyonu koordinatörü İlknur Üstün’ün avukatı Avukat Oya Aydın Göktaş, “Çok karanlık bir süreç ile karşı karşıyayız ve bu karanlık süreçten çıkar sağlamaya çalışan herkes bu karanlığın bir parçasına dönüştü” değerlendirmesinde bulundu. ‘İnsan hakları savunucularına yönelik ülkeye zarar verecek böylesi bir operasyonun bir ilçe savcılığınca yapılıyor olmasının başlı başına cevaplanması gereken bir soru olduğunu’ vurgulayan Oya Aydın Göktaş ile aktivistlere yöneltilen suçlamalar ve Büyükada toplantısının ayrıntılarını konuştuk.

‘NEDEN İLÇE SAVCILIĞI HAREKETE GEÇTİ?’

İnsan hakları savunucularının toplantı halindeyken ‘Eller havaya” denilerek gözaltına alınmaları, gizlilik nedeniyle müvekillerinize ulaşamamanız, farklı karakollara dağıtılmaları… OHAL uygulamalarını aşan göz altılara ilişkin ilk okumanız ne yöndeydi?

Gözaltıları ilk duyduğumuzda şok olduk. Bir yanlışlık olduğunu ve karakoldan serbest bırakılacaklarına inandık. Fakat müvekillerimiz hakkında bilgi edinme sürecinde ‘gizli bir operasyon’ dendiğinde ‘karanlık bir operasyon’ kuşkusu uyandı bizde.

İlknur Üstün ve Hale Gönültaş.

 İlknur Üstün ve Oya Aydın Göktaş

Neden?

Çünkü bu tip operasyonlar normalde doğrudan Cumhuriyet Savcılığı Anayasal Büro tarafından yürütülür. Burada çok farklı bir şekilde bir ilçe savcılığının kendiliğinden harekete geçmesi söz konusu…

İlçe savcılığından kastınız Adalar Savcılığı..

İnsan hakları savunucularına yönelik ülkeye zarar verecek böylesi bir operasyonun bir ilçe savcılığınca yapılıyor olması başlı başına cevaplanması gereken bir soru. Şu anda soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Anayasal Büro davaya sonradan dosyaya dahil oldu. Biz avukatlar hemen harekete geçerek toplantıda bulunan insan hakları örgütlerinin de verdiği bilgiler ve açıklamalardan yararlanarak toplantının açık, legal ve tamamen insan haklarına dair olduğuna dair bilgi ve belgeleri soruşturma makamının bilgisine sunduk. O bilgilere vâkıf olduklarında gerçeğin ortaya çıkması ile arkadaşlarımızın serbest bırakılacağına inandık. Başlangıçta sadece bir milletvekili ve basın organının iftiraları ile başlayan süreç giderek tüm yandaş basına yayıldı ve tüm bilgiler soruşturma dosyasına dahil edildiği halde arkadaşlarımızın halen tutuklu olması ve aleyhlerinde uluslararası bir kampanyaya çevrilmesi başlangıçtaki şaşkınlığımızı isyan noktasına götürdü.

Soruşturmada, telefonunda Bylock olan ama henüz hakkında soruşturma yapılmamış bir isimle irtibat halinde olmak tutuklama gerekçesi sayılıyor.

İrtibat bile diyemeyiz. İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Günal Kurşun. Günal Kurşun KHK ile ihraç edilmeden önce Çukurova Üniversitesi’nde görevliydi. Günal Kurşun, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları’nın ortaklaşa düzenlediği bir eğitim programı için üniversite tarafından görevlendirilmiş. Eğitim programının koordinasyonunda görev alan bir polis müdürü de Günal Kurşun’u, “Kaçta gelecesiniz?” gibi sorular sormak için aramış. Arayan polis müdürünün telefonunda da Bylock tespit edilmiş.

‘İŞTAR GÖZAYDIN HATASI ŞANS ESERİ DÜZELTİLDİ’

Bahsettiğiniz polis müdürü hakkında bir inceleme, soruşturma, görevden alma söz konusu mu? Polis müdürü halen görevde mi?

Bahse konu olan polis müdürü hakkında her hangi bir inceleme yapılmamış ve emekliye ayrılmış. Savcılık sorgulamasında Günal Kurşun’a “Siz bylock kullanan biri ile irtibat kurdunuz” denilerek ‘örgüte yataklık’ suçlaması getirdiler. Günal Kurşun, “Beni üniversite, seminer için görevlendirdi. Bu kişiyi tanımıyorum” dedi. Ama yine de savcılığın tutumu değişmedi.

Keza Nalan Erkem için de benzer bir suçlama getirildi. Nalan’a emniyet sorgusunda “Sizi Bylokcu biri aramış” denildi. Numara, Prof. Dr. İştar Gözaydın’ın telefon numarası. Tesadüf İştar Gözaydın’ın avukatı da aynı soruşturmada ifade için bulunuyordu. Avukat arkadaşımız hemen uyardı ve “Hayır. İştar Gözaydın’ın telefonunda bylock çıkmadı. Evrakta yanlış bilgi var. İştar Gözaydın’ın telefonunda Bylock çıkmadı” diyerek düzeltilmesini talep etti Polis inceledi ve “Hata yapılmış” diyerek evrakı düzeltti.

Polis, hata yaptığını kabul etti, Peki gerekçe değişti mi?

Nalan serbest bırakıldı. Fakat Günal Kurşun tutuklandı. İnsan hakları savunucuları ve gazetecileri ‘Bylock kullananlar aradı’ diye derdest edip, tutuklayıp hapsediyorlar. Öte taraftan, Bylock kullanıcıları hakkında bir şey yapılmıyor. Nalan, ilk aşamada serbest bırakılmıştı ancak müvekkilim İlknur Üstün gibi savcılık tekrar hakkında yakalama kararı çıkarttı ve şu anda ikisi de tutuklu.

HARİTA VAR MI?

Türkiye haritası üzerinden bir kalkışma yapılacağı yönünde komplo teorileri ortaya atıldı. İddia edildiği gibi bir harita var mı?

Trajikomik bir hikaye. Toplantının ana konusu ‘stresle başa çıkma’. Bu arkadaşlarımızın çalışma alanı insan hakları ihlalleri, kadınların karşı karşıya kaldıkları cinsel istismar, şiddet, keza mülteciler. İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Veli Acu Birleşmiş Milletler’in Gaziantep programında son iki yılını mültecilerle geçirmiş. Toplantı sırasında mülteci kadın ve çocukların karşı karşıya kaldıkları taciz, cinsel istismar hikâyelerini anlatıyor. Katılımcılar bu ağır hikâyelerden fazlasıyla etkileniyor ve ağlıyorlar.

İşte hak savunucularının, hak ihlallerine ilişkin hikâyeyi dinlerken verdikleri doğal tepki karşısında ‘stresle başa çıkma eğitmeni’ sosyal psikolog Peter Steudtner “Mola verelim, herkes bir resim çizsin ve bu resimde kendini etkileyen konuları resimlesin” diyor. Örneğin müvekkilim İlknur Üstün, squash oynayan bir kadın resmetmiş. Kadın squash oynamaya çalışıyor ama bedenine her yerden top geliyor. Özlem Dalkıran ise Türkiye’de onu rahatsız eden, mutsuz eden konuları resmeşmiş; işte Türkiye haritası dedikleri de bu. Fakat ortada bir harita söz konusu değil. Bir resmetme, çizim söz konusu.. Sınırımızdaki Suriye savaşını, tankları, HES projelerini, kentsel dönüşümü resmediyor. Yani insan hakları ihlalleri konusunda onu yıpratan, üzen konuları kurşun kalemle çiziyor.

Bu çizimler de herkesin masasının üzerinde duruyor..

Evet. Toplantıda 10 kişiler ve herkes bir resim çiziyor ve resimleri de toplantı masasının üzerinde bırakıyorlar. Ertesi gün polis otele geldiğinde de bu resimlere bakıyor ve Özlem Dalkıran’ın resmi üzerinden ‘Türkiye haritası’ çıkarımında bulunuyor. Avukatlar ‘harita’ iddiasını çürütünce hükümete yakın gazetelerde harita bu kez farklı bir boyutta gündeme getirildi..

Bu hikâye çökünce ikinci bir harita gündeme geldi. Ali’nin odasında bulunan çantada çıkan ve bu toplantıda hiçbir biçimde kullanılmayan, Ali’nin ifadesinde “İran asıllı olmam nedeniyle İsveç’te İranlı lise öğrencilerine verdiğim derste kullandığım bir Asya dil haritası ama dosyaya konulanda biraz değişiklik yapılmış” dediği harita. Haritaya Google’dan ulaşılabilir. Üzerindeki renkler tamamıyla Asya ülkelerinde hangi dillerin konuşulduğunu gösteriyor ve de belirttiğim gibi, bu toplantıda hiçbir biçimde kullanılmamış bir flash bellek belgesi.

TERCÜMANLAR NASIL İHBAR ETTİ?

Toplantının “ihbar sonucu” basıldığını ve ihbar eden kişinin de tercüman olduğu bilgisi yansıdı..

Gizli ve açık olmak üzere iki tanık var. İkisi de tercüman. Gizli tanık ile açık tanığın ifadeleri aynı. Her ikisi de ifadelerinde toplantıda “Verilerimizi nasıl koruruz, polisin telefonumuza, verilerimize, bilgisayarlarımıza girmesini nasıl önleriz’ diye konuşulunca bunlar polisten bir şey gizliyor’ algısına kapıldık. Üstelik eğitimi de yabancılar veriyordu. Devletten bir şey gizlediklerini düşünüp ihbarda bulunduk” diyorlar.

Toplantıda veri güvenliği konusu kriminalize edildiği gibi mi gündeme geliyor?

Kesinlikle gizli ve açık tanığın verdiği ifade gibi konuşulmuyor. Bakın Ali Ghravi, 2004 yılında Başbakanlık daveti ile Türkiye’ye gelmiş ve toplantılara katılmış. Hayatını Afrika’da, Filistin’de insan hakları savunuculuğuna adamış bir kişidir. Ali Ghravi savcılıkta bu soru üzerine “Bana, katılımcılardan asla bu yönde bir soru gelmedi. Bu soruyu tercüman, ‘dışarıdan telefona bylock yüklenebilir mi?’ diye sordu. Gruptakilerle ise kişisel güvenliğin korunması konusunu konuştuk. Nasıl bankalar müşterilerinin kişisel verilerinin korunması için özel güvenlik önlemleri alıyorsa benzer şekilde hak savunucuları da aynı kişisel güvenliklerini sağlayabilirler” diyor.

Kişisel verilerin korunması, bu konunun bir toplantıda konuşulması suç gibi gösteriliyor. Hukuki olarak kişisel verilerin korunması ve bu konuda bilgi edinmek bir suç mu?

Elbette ki değil. Kişisel Verilerin Korunması Yasası çıkarıldı. Toplantının ana konusu ‘hak savunucularının stresle baş etmesi’ ama kişisel verilerin korunması da diğer ana başlıklardan biri.

‘TOPLANTI GİZLİ DEĞİLDİ’

Toplantı iddia edildiği gibi otelin ‘kapalı-gizli bir yerinde’ mi gerçekleştiriliyor?

Toplantının yapıldığı mekan havuzun yanında ve camekandan. Tüm katılımcılar dışarıdan rahatlıkla görülebiliyor. İçeriye sürekli garsonlar servis için girip çıkmış. Hatta içerideki bazı katılımcılar toplantı yapılan otel ve toplantı salonundan fotoğrafları Instagram ve sosyal medya hesaplarından paylaşmışlar, kimlikleri otelde, dört gün aynı otelde konaklamışlar. Toplantının yapılma süreci mail gruplarında açıkça paylaşılmış. Gizli kapaklı hiçbir şey söz konusu değil.

Yargılama süreci ve tutuklamalar rasyonel bir yaklaşım ile izah edilemiyor…

Bir komplo söz konusu. Yandaş medya da buna dahil oldu. Bir milletvekilinin iddiaları var ortada. AKP milletvekili Orhan Deligöz, ‘toplantının gizli bölmede yapıldığını’ iddia ediyor. Toplantının yapıldığı salon havuzu gören cam pencereli bir salon. Buna gizli diyebilir miyiz? Dosyalar daha terörle mücadele şubesine gelmeden basında komplo teorileri üretilmeye başlandı. Hükümet, konuya, dosyaya vâkıf olunca bu konu çözülecek diye düşündük. Bu arkadaşlarımız birçok sivil toplum kuruluşunun yaptığı gibi, devletin çeşitli organlarıyla beraber çalışmışlar ve çalışıyorlar. İktidar da bu arkadaşlarımızı yakından tanıyor.

Müvekkiliniz İlknur Üstün’e de soruşturma sürecinde ‘terör örgütüne yardım’ suçlaması getiriliyor. Somut bir delil ortaya konuldu mu?

Hayır. Silahlı terör örgütüne yardım suçuna ilişkin İlknur’a yönelik hiçbir özel ve somut suçlama yöneltilmemiştir. Ne telefon kayıtlarında ne dijital materyallerinde hiçbir somut delil bulunmamış ve dosya savcısınca da ileri sürülememiştir. İlknur’un bilgisayarında “Büyükelçiliğinizin desteği ile gerçekleştirmekte olduğumuz” diye başlayan ‘gender equality, participation in policy making and reporting’ başlıklı bir Word belgesinin ne olduğu soruldu. İlknur, Türkiye’de İslamcı kadın örgütlerinden tutun eşcinsel örgütlerine kadar yüz küsur kadın örgütünden oluşan kadın koalisyonunun koordinatörü.’Cinsiyet Eşitliği — Politikada Daha Fazla Kadın’ adlı bir projeye İngiliz Büyükelçiliği tarafından bir destek verilmiş. Dedik ki “Siz eğitime gittiğinizde sizin paranızı kim ödüyor?”

Bakın, Adalet Bakanlığı sürekli İsveç’le, İngiliz Büyükelçiliği’yle, Almanya’yla ortak proje yapıyor. Türkiye’de AB projesini en fazla TSK kullanıyor. Biz Avrupa Konseyi’nin bir parçasıyız. O konseyin parasal kaynaklarını Avrupalı kadar Türk yurttaşı da kullanır. Sanki bu gayrı resmi bir şey gibi, ajanlık gibi gösteriliyor. Devlet yetkilisi bunu bilmez mi? Kendisi de yapıyor aynı projeyi. Sen İsveç’ten o parayı alınca meşru ama bir kadın örgütü alınca casusluk. Bu akıl dışı bir şey.

‘KAÇACAK OLSA TESLİM OLUR MUYDU?’

İlknur Üstün, savcılık tarafından tutuklama istemiyle hakimliğe sevk ediliyor. Sonra adli kontrol ile serbest bırakılıyor. Fakat savcılık İlknur Üstün hakkında tekrar yakalama kararı çıkarıyor ve tutuklanıyor. Savcılığın itirazına gerekçe nedir?

Şöyle özetleyeyim. Tutuklama kararı veren sulh ceza yargıcı “Dosyayı inceledim. Tutuklanan diğer şüphelilerle birlikte İlknur Üstün’ün de eyleminin aynı nitelikte eylem olduğuna kanaat getirdim, silahlı terör örgütüne yardım suçuna somut deliller var, suçun vasfı, kaçma ve saklanma şüphesinin varlığı karşısında adli kontrol tedbiri yetersiz kalacaktır” diyor.

Bu gerekçeler doğru mu?

Bu gerekçelerin hiçbirisi doğru değildir. Birincisi, kaçma tehlikesi gerekçesi gerçekten de kabul edilemez. Savcılığın itirazını ve yakalama kararını basından duyar duymaz İlknur, derhal benimle irtibata geçti ve polis ve savcılığı aramamı ve hemen teslim olmak istediğini belirtti.

Yargıcın aynı dosyada tutukluluk ve adli kontrol serbestisi konusunda farklı kararlar vermesini nasıl okumak lazım?

Biz bir anlam veremedik. Bu sorunun hukuksal bir karşılığı yok. Zira tutuksuz kişilerle tutuklular arasında gerçekten de hiçbir fark yok.


7 SORUDA BÜYÜKADA GÖZALTILARI


1. KİM ORGANİZE ETTİ?

İnsan Hakları savunucularının 7-9 Nisan 2017’de düzenlediği yıllık toplantısında, dünyada ve Türkiye’de sık sık yapılan bir çalışmanın tekrarlanmasına, insan hakları savunucularının güçlendirilmesi için bir dizi eğitim seminerinin yapılmasına karar verildi.

2. İKİ YABANCININ TOPLANTIDA İŞİ NE?

Helsinki Yurttaşlık Derneği’nin 2000-2004 arasında yürüttüğü bir projeye de katılan ve dijital güvenlik konusunda uzman olan Ali Gharavi ile ‘zor zamanlarda stresle baş etme konusunda’ tecrübeye sahip Peter Steudtner ile çalışılmasına karar verildi. Ali Gharavi, 2004 yılında Center for Victims of Torture (İşkence Kurbanları Merkezi) ve HYD işbirliğinde Ankara’da gerçekleştirilen ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Tanıtım Fonu’nun da 300 bin dolar tutarında eş-finansman desteği sağladığı İnsan Hakları Mücadelesinde Yeni Taktikler Uluslararası Sempozyumu’nda bilişim teknolojileri (IT) uzmanlığı yapmıştı.

3. TOPLANTIYA KATILANLAR NASIL BELİRLENDİ?

Yazışmalar sonunda İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Veli Acu ve Günal Kurşun, Uluslararası Af Örgütü Türkiye kurucusu Özlem Dalkıran, Yurttaşlık Derneği’nden avukat Nalan Erkem, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği koordinatörü Nejat Taştan, Uluslararası Af Örgütü Türkiye direktörü İdil Eser, eski Mazlum-Der ve Hak İnsiyatifi üyesi stajyer avukat Şeyhmus Özbekli ile Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün katılımcı oldu.

4. NEDEN 15 TEMMUZ ÖNCESİ? NEDEN BÜYÜKADA?

Toplantının haziranda yapılması planlanıyordu. Katılımcılar mailler üzerinden uygunluk durumlarını bildirdi ve yazışmalar sonunda Ramazan ayının da etkisiyle toplantı tarihi temmuz başı olarak belirlendi. Toplantı, 2 Temmuz 2017 Pazar günü başladı. Yandaş basında ‘adalet yürüyüşünün sona ermesiyle birlikte Gezi benzeri kaos planlarının yapıldığı’ iddialarının aksine, toplantının planlandığı tarihlerde adalet yürüyüşü söz konusu değildi. Toplantının yapılacağı yerle ilgili Bolu, İstanbul merkezi ve Şile gibi alternatifler yine mailler yoluyla tartışıldı. Sonunda stresten ve trafikten uzak olması nedeniyle Büyükada tercih edildi.

5. KİM FİNANSE ETTİ?

Toplantının finansmanı için uluslararası bir kalkınma kuruluşu olan HIVOS’a (İnsani İşbirliği Enstitüsü) yapılan başvuru kabul edildi ve HIVOS uygun harcama belgelerinin ibrazı ve incelenerek kabulü sonucunda masrafları sağlamayı kabul etti.

6. HIVOS NASIL BİR KURULUŞ?

Milli Güvenlik Kurulu’nun web sitesinde yayınlanan ‘Körfez Ülkelerinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile Ötesinde Artan Rolü’ başlıklı raporu da yer alan HIVOS, Lahey merkezli bir uluslararası insan hakları ve çevre kuruluşu. Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki kuruluşlara finansal destek sağlayan HIVOS’un web sayfasında ise çalışma alanları ‘sürdürülebilir beslenme, yenilenebilir enerji, şeffaflık ve hesap verilebilirlik, düşünce özgürlüğü, cinsel haklar ve çeşitlilik, kadın haklarının güçlendirilmesi’ olarak sıralanıyor.

7. TOPLANTIDA NE KONUŞULDU?

Toplantıya üçüncü gününde polis baskını yapıldı. İlk iki günkü toplantılarda sosyal psikolog Peter Steudtner son iki yılda Türkiye’deki şiddet ortamının insan hakları savunucuları üzerindeki etkileri ve nasıl baş edebileceğini anlattı. Ali Ghavari ise nefret temelli saldırılar karşısında web güvenliğinin nasıl sağlanacağı konusunu anlattı.