Vakıf üniversitelerinin reklam tutkusu ve Sadri Ertem’in '150 Züppe' öyküsü

Dostlarına misafirliğe giden birisi, yemek yerken yemeğin sıcaklığından ağzı yanınca, ağzındakileri avucuna boşaltmış. Yemek çok sıcak ya bu kez de avucu yanınca adamcağız, avucundakileri kaşığına boşaltıp bozuntuya vermeden de: “Arkadaşlar, bir ölçüm yaptım ağzım, avucum ve kaşık, ayını şeyi alıyor” demiş.

Hasan Öztürk
hasanozturktrb@hotmail.com

2019 yılının Ağustos ayı başlarında “toplumcu gerçekçi” Sadri Ertem’in, beş ayrı öykü kitabının oluşturduğu Bütün Öyküleri kitabını okuduğum günlerde YÖK’ün vakıf üniversitelerini uyaran bir haberiyle karşılaştım. 1933’te yayımlanmış Bacayı İndir Bacayı Kaldır adlı öykü kitabındaki “150 Züppe= 150 Misyoner+ 150 Milyon Sterlin+ 150 Teşkilatçı” öyküsü ile YÖK’ün, 2019 yılı Ağustos’undaki reklam uyarılı haberinin ne ilgisi olur, diye düşünebilirsiniz doğal olarak. Adı üstünde “toplumcu gerçekçi” edebiyat bu; toplumsal gerçekler var oldukça onun edebiyatı da var demektir.

Basılı ve sanal medyada yayımlandığından pek çok kişinin haberdar olduğunu düşündüğüm haber şuydu: “YÖK, bazı vakıf üniversitelerinin Ar-Ge faaliyetleri ile reklam-tanıtım giderleri için ayırdıkları bütçe arasında çok büyük fark tespit edilmesi üzerine harekete geçti. YÖK Genel Kurul toplantısında, vakıf üniversitelerinin toplam öğrenci gelirinin en az yüzde 1’i kadar Ar-Ge bütçesinin olmasına, reklam-tanıtım giderlerinin de öğrenci gelirlerinin yüzde 1’ini aşmamasına karar verildi.” (Cumhuriyet, 10.8.2019)

Handiyse yüz yıl önce yayımlanmış dört sayfalık öykü ne anlatılıyordu dersiniz, özetleyeyim: Entellicens Servis, çok özel odasında toplanmış Kalepatya Hükümdarlığı’nın bir biçimde İngiltere’nin müstemleke haritasına mutlaka eklenmesini görüşmektedir. Çalışmaları sürdüren yetkili Mister Vels Henderson, adı geçen servisin 150 teşkilatçısını gönderdikleri halde olumlu sonuç alamayınca bölge halkının dini duygularından yararlanmayı düşünerek bu kez 150 seçkin misyoneri bölgeye gönderdiklerini, bu kez de başarılı olamayınca bu işi para çözer diyerek bölgeye karşılıksız 150 milyon İngiliz Sterlini aktardıklarını söyler. Ne var ki “gerek petrolleri ve gerekse bol kömürleriyle” İngiltere için vazgeçilmez olan Kalepatya’nın müstemleke olması için para da çözüm olmamıştır. Çaresiz kaldığını söyleyen görevlinin ardından söz alan bir başka servis yetkilisi, bölgeye 150 züppe gönderilmesini önerir. Önce eleştirilir ancak sonrasında onaylanır züppe projesi. İngiltere’deki züppeler sayıca az gelince Fransa’dan yapılan takviyelerle 150 züppe tamamlanır ve Kalepatya bölgesine gönderilir. Bölge halkı, züppeleri heyecanla karşılar ve onları bağrına basar, onların giyim kuşamlarına ve konuşmalarına özenir. Bölge halkı, “I love you” şarkıları söylemeye başlamıştır bile. Züppelerin gelişinin 15. gününde ulusal basın ajansları şu haberi geçer: “Kalepatya idaresi İngiliz mandasını kabul etmiştir.” Bu işin adı da Tanzimat-ı Hayriye olur.

Haber metni ile öyküyü, YÖK’ün “Vakıf Yükseköğretim Kurumları 2019” başlıklı raporunda buluşturdum ben de. Açıkça söyleyeyim. Bu raporu, üniversitelere -özellikle de vakıf üniversitelerine- yeni kayıt yaptırmış ve okumakta olan öğrencilerin, onların anne-babalarının ve o gençleri yükseköğretime hazırlayan lise yöneticilerinin mutlaka okumaları gerekir. Önceliği eğitim olanlar ile eğitim işinin önüne başka önceliklerini çıkaranların görülmesi gerekir çünkü. Göremediysem benim kusurum, eğer yapılmadıysa bu rapor televizyonlarda gündeme getirilmeli, tartışılmalıdır.

Vakıf üniversitelerinin tablolaştırılmış bilgilerinden önce Prof. Dr. Zeliha Koçak Tufan (Vakıf Yükseköğretim Kurumları Koordinasyon Komisyonu Yürütücüsü) imzasıyla yayımlanan “giriş” yazısıyla rapor, yolumuzu bir biçimde, petrolü ve kömürü önemli beldeyi İngiliz mandası yapan 150 züppeye nasıl da götürüyor. Rapora göre “Vakıf yükseköğretim kurumları 2016-2017 eğitim öğretim döneminde kütüphane için toplamda 53 milyon 73 bin 27,83 TL harcama yaparken bu rakam 2017-2018 eğitim öğretim döneminde yüzde 14 oranında artarak toplamda 60 milyon 242b in 501,52 TL’ye ulaşmıştır.” Üç üniversitenin de kütüphane için hiç harcama yapmadığı belirlenmiştir. Aynı rapor, “Vakıf yükseköğretim kurumları 2016-2017 eğitim öğretim döneminde reklam-tanıtım için toplamda 194 miyon 823 bin 441,9 TL harcama yaparken bu rakam 2017-2018 eğitim öğretim yılında toplamda yüzde 12,7 artarak 219 milyon 476 bin 23,6 TL’ye ulaşmıştır” diyor. Farka dikkat etmişsinizdir umarım. Şu bilgi de rapordan: “2017-2018 eğitim öğretim yılında 30 vakıf yükseköğretim kurumunun öz kaynaklı araştırma proje bütçesinin bulunmadığı ancak 22’sinin dış kaynaklı proje bütçelerinin olduğu, 8 vakıf yükseköğretim kurumunun Ar-Ge için hiç harcama yapmadığı tespit edilmiştir” 70’inin İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunduğu toplam 77 vakıf üniversitesi, farklı özellikleriyle gruplandırılmış raporda, bilgi için bakılabilir.

Bu neden böyle, yani neden Ar-Ge ve kitap az da reklam çok derseniz teşkilatçının, misyonerin ve paranın yapamadığını başaran züppeler çıkar karşınıza o zaman. Karşınızdakinin anladığı kadarsınız ya…

Anadolu’nun şehirlerinde bir biçimde adı öne çıkmış liselere tanıtım amacıyla giden vakıf üniversitesi görevlileri, konuşmaların ardından hediyeler verir öğrencilere: kalem, silgi, bloknot, ajanda, allı pullu -havuzlu, bahçeli, eğlence görselli- tanıtım bültenleri… Neden üniversitenin yayınları (dergi-kitap) yoktur bu hediyeler arasında çünkü sınav stresi içindeki öğrencinin durumu müsait değildir böyle şeylere, okumaya zamanı yoktur. Öğrenci, bakılacak ve tüketilecek şeyler ister. Hele bir gelsin okula, bakılır okuma işlerine de elbet. Rapor öyle demiyor ya…

Adı anıldığında şöyle bir durmamız gereken Bozkurt Güvenç hakkında okuduğumu -eksiğim ve yanlışım için özür dileyerek- anlatayım. Hocaların hocası, emeklilik yıllarında iken bir üniversitenin yönetimi, hocanın birikiminden yararlanmak için onu üniversitesine çağırır. Tam anımsamıyorum, hoca lisans ya da lisansüstü bir öğrenci grubuna ders anlatacaktır. Her zamanki öğretmen özeniyle sınıfa gitmeden önce okutup tartışacağı bazı kitapların listesini hazırlar ve sınıfta öğrencilere kitapları okumalarını, gelecek derslerde o kitaplar üzerinden programı sürdüreceğini söyler. Ders bitiminde odasına giden hoca, sınıfın öğrencilerinin odasına gelip itiraz ettiklerini söyler. Kendisine söyledikleri şudur: “Hocam, biz buraya kitap okumaya değil, diploma almaya geldik” Hocaların hocasının bir biçimde ikna edip sınıfa gönderdiği öğrenciler, okul yönetimine giderek dert yanarlar. Öğrenci işlerinden telefonla “Hocam, idare edelim çocukları” türünden sözlerle aranan hoca, bu kez yetkilileri ikna etmeye çalışır. Aldığı cevap şudur hocanın: “Hocam, biz onların paralarıyla bu çarkı döndürüyoruz” Alıp çantasını ayrılır okuldan hoca. Çarkın dönmesi gerekiyordur elbette.

Üç ayrı yöntemi deneyip sonunda başarısız olan İngiltere, niçin iddiasından vazgeçmeyip de güç bela 150 züppe bularak Kalepatya bölgesine göndermişti çünkü petrolleri ve kömürleri değerliydi onların. Neden Ar-Ge değil, hoca değil, kitap değil de reklam önemli çünkü çark dönecek, amma ne çark!

Sözünü ettiğim raporun hazırlanmasında kendisine teşekkür edilen yönetici hocanın sanal basında, rapordan önceki bir haberi: “Vakıf üniversitelerinin yarısı kazanç aktarımı için arsa alım-satım işinde. YÖK Denetleme Kurulu Başkanı Prof. Cahit Güran, 73 vakıf üniversitesinin bulunduğunu ve bunların yarısının ticari amaçla kurulduğunu belirterek, ‘Kaynak aktarımına zemin oluşturmak üzere rayiçlerine göre yüksek bedellerle arsa, arazi ve bina alımı yapılıyor’ dedi. Güran, “(Üniversiteler) Öğrenci başına 20 bin-30 bin TL gibi ücret alırken öğrenci başına hizmet maliyeti 4 bin-5 bin lira” diye konuştu” (09.05.2018, 10:39)

Çark işinin -kömür ve petrol ihtirasının- nereye vardığını görmek için bir başka haberi aktarıyorum: “Vakıf üniversiteleri mercek altında: Meclis’te görüşülen 13 devlet üniversitesini bölecek tasarıda vakıf üniversitelerinin yöneticileri başta olmak üzere tüm mütevelli heyet üyeleri ve eşlerine ‘sülale boyu’ mal ve para hareketliliği incelemesi geliyor. Aralarında İstanbul, Gazi ve Anadolu üniversitelerinin de yer aldığı 13 devlet üniversitesini bölecek Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı sadece üniversiteleri bölmeyecek. Aynı zamanda vakıf üniversitelerinin tüm yöneticilerine de ‘sülale boyu’ mal ve para hareketliliği incelemesi getirecek. Bu tasarının yasalaşmasıyla vakıf üniversitelerinin başta en az 7 kişiden oluşan mütevelli heyetleri başkanı dâhil tüm üyelerinin, yöneticilerinin sadece kendilerinin değil, eşleri ve üçüncü dereceye kadar tüm yakınları ‘inceleme’ altına alınabilecek.” (Son Güncelleme: 05.05.2018 – 05:30)

YÖK, durup durduk yerde “vakıf üniversitelerinin toplam öğrenci gelirinin en az yüzde 1’i kadar Ar-Ge bütçesinin olmasına, reklam-tanıtım giderlerinin de öğrenci gelirlerinin yüzde 1’ini aşmamasına” dair karar çıkarmıyormuş demek ki.

Dostlarına misafirliğe giden birisi, yemek yerken yemeğin sıcaklığından ağzı yanınca, ağzındakileri avucuna boşaltmış. Yemek çok sıcak ya bu kez de avucu yanınca adamcağız, avucundakileri kaşığına boşaltıp bozuntuya vermeden de: “Arkadaşlar, bir ölçüm yaptım ağzım, avucum ve kaşık, ayını şeyi alıyor” demiş.

Gördünüz ya 150 züppe, petrol ve kömürün yer aldığı ‘öykü’ ile büyük bütçeli reklam harcamaları, öğrenci ve üniversitenin geçtiği bir ‘haber’ yıllar sonra nasıl da aynı yerde buluşabiliyor. Söz klasik: “Varlığı bir dert, yokluğu yara.” Onun adı: Para.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.