Krematoryum, karanfiller ve komünistler

Bir ellerinde karanfiller. Karanfiller kızıl. Karanfiller, yüzlerce. Karanfiller şimdi komünistin vurulduğu krematoryumun önünde, anısı saklı duvarın dibinde açan yediveren kan çiçekleri gibi. Karanfiller, sonsuza dek. Diğer elleri sıkılı yumruk. Yumruk havada. Yumruk, 75 yıldır… Yumruk, sonsuza dek. Ernst Thälmann’ın veciz sözü hafızalarında: “Bir parmağı kırabilirler, ama beş parmak bir yumruk eder!”

Eylül Deniz Yaşar*

Komünist işçi önder Ernst Thälmann’ın kurşunlanıp yakıldığı krematoryumun önünde, 75 yıl sonra başka dilden komünistler Enternasyonal’i söylüyorlar. Hem de hep bir ağızdan. Hem de gülümseyerek. “Enternasyonalle kurtulur insanlık” diyor birisi, öteki “die Internationale erkämpft das Menschenrecht”. Sesleri, vura öle çözülmeyen yumrukları gibi birbirine karışıyor. Komünistlerin ortak dili nasıl da konuşuyor kendi imlasınca, nasıl yayılıyor yedi kıtaya neslince…

Komünistler, krematoryumun önünde. Krematoryum, mezar olmuş başka bir komüniste. Vurulan, yakılan, gömülmeyen bir komünistin ölüm yıl dönümünde, mezar diye krematoryuma gidiyor yoldaşları her sene. Her sene bir krematoryum duvarında çakılı isim levhasını mezar taşı diye belliyorlar. Krematoryumun duvarı utanıyor kendinden. Krematoryumun yüksek, çok yüksek bacası büküyor boynunu.

Sınıf öfkeleri sıkılı yumruklarında dipdiri komünistlerin. Ama gelin görün ki yoldaşlarının küllerinin savrulduğu bu kara duvarlı krematoryum avlusunda, şimdi, böyle sessiz ve omuz omuza… Krematoryumlarda insan yakanlara karşı mücadele edenler, Sivas’ta diri diri yakanlara karşı mücadele edenler, Suriye’den, Irak’tan, Sudan’dan, Afganistan’dan, Nijerya’dan, dünyanın cayır cayır yanan en bedbaht kara parçalarından çıkıp gelmiş mücadeleciler onlar. Ve işte şimdi, biz bizeler. Beyaz ve siyah, Yahudi ve Alman, Türk ve Kürt devrimciler, faşizmin keskin bir bıçakla ayırdığını etle tırnak gibi kaynaştıran komünizmin, kimisi beş, kimisi yetmiş yaşında çocukları… Bir kavganın yüceliğinde birbirini sevmiş âşıklar ele ele duruyorlar krematoryumun duvarı karşısında, el ele götürüp bırakıyorlar karanfillerini. Kimsenin kimseden saklayacak acısı yok. An oluyor iki karanfil arası büyüyen sessizlikte, gözlerinden iki damla yaş süzülüyor komünistlerin. İnsan olanın utandığı tarihsel bir günahın kefaleti ne ağır… İnsan başını kaldırıp bakarken altına ezildiği gri bir gam, tül gibi asılı kalmış havada. Ne gam ki küllerin rengi, kokusu, serin kimsesizliği sinmiş sanki üzerine. Ağaçlara çarpan rüzgâr hırçın, rüzgârın kırdığı yaprak öfkeli, yaprağın düştüğü toprak yol küskün. Ama hepsi kucak açmış komünistlere; bugün sizin gününüz evlatlarım, bugün sizin gününüz olsun, sonsuza dek.

Krematoryumun bacası.

KOMÜNİSTİN HİKÂYESİ

17 Ağustos 1944’te siyah bir limuzin girer toplama kampının sürgülü kapılarından içeri. Gece mi daha karadır, limuzin mi, yoksa içinden çıkan adamlar mı, bilinmez. Ama komünist işçi önder Ernst Thälmann, üç Gestapo tarafından 11 yıllık tam tecrit altındaki tutsaklığının son gecesinde Bautzen hapishanesi ikinci kat, 11 numaralı tek kişilik hücresinden çıkarılıp Buchenwald toplama kampına getirildikten bir gün sonra, 18 Ağustos sabahının seherinde acele bir emirle ateşleri yakılan krematoryumdan çıkan dumanın kapkara olduğuna şahit olur Buchenwald. (1) Böylece anlarlar, öldürülme emrinin bizzat “yukarıdan” vaaz edildiği, alelacele hücresinden çıkarılıp insan öldürmenin günlük bir talim haline geldiği Buchenwald’a kaçırılan Ernst yoldaşın ardında bir gömleğini bile bırakmadan aralarından çekilip alındığını.

Buchenwald tutsaklarından Walter Hummelsheim, Ernst Thälmann’ın diğer 9 yoldaşı ile birlikte kurşuna dizildiğine şahit olduğunu söyler, onun verdiği tarihse aynı yılın 24 Ağustos’udur. Buchenwald’da yaşanan tarih, sayıların kafasını karıştırır, her şey o kadar çabuk, o kadar kitlesel boyutlarda olup bitmektedir ki yıllar boyunca her katledilenden bir parça, her katledenden bir parça, her tanıktan bir parça bulup buluşturularak toplanan paramparça bir tarihtir soykırım tarihinin toplamı.

Der Spiegel gazetesi 4 Temmuz 1983 tarihli sayısında, öldürülüşünün üzerinden neredeyse yarım yüzyıl geçmiş olan komünist parti lideri Ernst Thälmann cinayetinin yaşayan son tanığının mahkemeye nihayet getirildiğini yazar (2); ancak haberin sadece başlığı bile davada olup biten çarpıklıkların kısa bir özetidir: “Utanç verici şekilde emsalsiz” (Peinlich sondergleichen) Evet, Buchenwald’da katledilen 56 bin insanın her biri gibi komünist parti liderinin ölümünün araştırılması da aile ile devlet arasında yıllar süren bir sabır ve sinir harbine dönmüştür.

Polonyalı tutsak Marian Zgoda, bir taş yığının arkasından gizlice izlediği kurşuna dizme olayına mahkeme karşısında yeminli tanıklık eder:

Tutsağı sadece arkadan görebiliyordum. Dört SS’in arasında krematoryumun koridoruna girdiği anda, avludan sırtına üç el ateş edildi. Dışarıda bekleyen SS’ler ve iki sivil girdi sonra krematoryuma ve kapıyı çektiler arkalarından. Yaklaşık üç dakika sonra krematoryumun içinden dördüncü bir kurşun sesi geldi. Bunun son öldürücü vuruş (Fangschuss) olduğu kesindi. (3)

Ama tanık olduğu başka bir şey daha vardır öldürülenlerin cenazesini taşımaktan sorumlu olan kamp tutsağı Zgoda’nın. O da nişancılardan birinin, yanındaki başka birinin vurduklarının Ernst Thälmann mı olduğuna sorusuna verdiği yanıttır. “Evet” demiştir katil, kurbanını tanıyordur. Zgolda’nın verdiği bu detaylı ifadelere rağmen bu cinayetin içinde üst rütbeli SS subaylarının adının geçtiği bu davanın tüm süreçleri arapsaçına döner. Çünkü, Nasyonal Sosyalistlerin Toplama Kamplarındaki Kitle Suçlarının Araştırılması Merkez Ofisi (Zentralstelle für die Bearbeitung von Nationalsozialistischen Massenkr Verbrechen in Konzentrationslager) soğukkanlı bir katliamın yaşayan son şahidinin dilinden dökülen ve her biri bir tarihsel belge niteliğindeki cümlelerini, bahsi geçen olay yerine “dört metre uzaklıkta” olduğu gibi gerekçelerle, “resmi görgü tanıklığı” olarak kabul etmemekte diretir. Ve hatta bu davanın bir kamu davasına dönüştürülmesi için yetersiz gördükleri kararını verir. Katledilen babasının adalet arayışçısı kızı İrma’nın avukatlığını yapan Heinrich Hannover davanın bu şekilde düşürülmesine dair üç kelime eder: “Gerçek bir skandal!” (“schlicht ein Skandal!”) ve devam eder:

Kamu davası soruşturmasının sürdüğü bunca yıl boyunca mahkemenin tek çabası sadece suçlananları temize çıkartan tanıklıklara inanmak ve suçlayıcı tanıklıklara inanmamak yönünde oldu. (Der Spiegel 4 Temmuz 1983)

Komünist partisi önderi Thãlmann’ın ailesi ve yoldaşlarının uzun yıllar süren hukuk mücadelesi sonunda, ancak cinayetten 39 yıl sonra, senato ilk kez eski bir SS subayı olan Wolfgang Otto’nun cinayete karıştığını kabul eder ve bu cinayete karışmış olması muhtemel (!) yaşayan bu son sanığın “cinayete yardım ve yataklık” (“zu lassen wegen Beihilfe zum Mord”) suçundan yargılanmasına karar verir. Yargılama sonunda çıkan karar 4 yıl hapis cezasıdır…

Bu SS Subayı Wolfgand Otto, Buchenwald toplama kampında infazlardan sorumlu olduğu bilinen “Komando 99” askeri birliğinin komutanıdır… Bir asker taburu düşünün. Temel görevleri, infaz. Görev yerleri, toplama kampı. İnfaz etme emri aldıkları insanlar, savunmasız toplama kampı tutsakları. Bu asker taburunun komutanının “cinayet”ten bile değil, cinayete “yardım ve yataklıktan” yargılanmaya başlamasını sağlamak, komünistlerin ve bir komünistin ailesinin devletin katilleri korumaya yönelik tüm girişimlerine karşı bir arada yürüttüğü bir adalet mücadelesi ile dolu geçen 39 uzun ve zorlu yıl alıyor. Varın siz düşünün milyonlarca isimli ve isimsiz Yahudi’nin soykırım suçlularının yargılanması için sürdürdüğü mücadeleleri… Ernst Thälmann’ın cinayetinde payı olan Gestapo ve SS katillerinin yargılanması mücadelesi şahsında, sadece bir komünistin katilinin cezalandırılması değil, insanlık suçlarına bulaşmış tüm resmi görevlilerin yargılanması yolunda verilen mücadele, 75 yıldır süren bir bellek mücadelesi aynı zamanda, bir yüzleşme mücadelesi…

‘BİR PARMAĞI KIRABİLİRLER, AMA BEŞ PARMAK BİR YUMRUK EDER’

Faşizmin katlettiklerinin aileleri için geriye kalan, suçluları utançları ile yüzleştirmeye çalışırken, her gün kendi acıları ile yüz yüze, koyun koyuna yaşamak. Bir küçük an bile bu kadar ağır gelirken, evlatlara, torunlara, nesillere yayılan bu mücadelede yıllarının yükününü taşımak…

Hitler’in anti-komünist mücadele stratejisinin bir parçası olarak özel olarak hedef seçtiği ve vur emri verdiği komünist parti lideri Thälmann’ın ruhu, öldürülen onlarca isimsiz, belki kimsesiz sivil insanın da katilinin yakasına yapışmaya devam ediyor. Buchenwald’da kitlesel bir anma yapılmasına izin verilmemesi, ne utancın ne de bellek ve yüzleşme mücadelesinin sadece düne ait olup, bugün ve her an sürdüğünü gösteriyor.

Öldürdükleri, infaz ettikleri, öldürdükten sonra krematoryumlarda yaktıkları, yani sadece öldürmek değil, vahşice ve sistematik şekilde cinayetten ve nefret suçundan yargılanması gereken bir subay, Hitler iktidarı devrildikten sonra bile eski bir “subay” olduğu, “yüksek rütbeli” olduğu için mahkemelerde yıllar yılı korunuyor. Yargılanan Nazi resmi görevlileri ve askerlerinin işledikleri insanlık suçlarını savunmalarında öne çıkan “temel motif”e (niedrige Beweggründe) dair bir detay 5 Mart 1982 tarihli Zeit gazetesinde şöyle ifade ediliyor:

“Görünen o ki, sadece verilen bir emre uymuşlardı, Führer’in emri ile yetkilendirilmiş gözüken bir emir… Auschwitz’den ve diğer ölüm kamplarından katilleri bile yukarının emri diyerek ifade verdiler, kendilerinin hiçbir çıkarı yokmuş bunda. Her şeyin sonunda, onlar özel olarak seçilmiş ve eylemlerinin sonunda büyük menfaatlerden çıkar sağlamış cellatlardı.” (4)

75 yıl önce bir gece yarısı, 75 önce bir kremataryum, 75 yıl önce o krematoryumda kurşunlanan ve yakılan bir komünist. 75 yıl sonra, Buchenwald’ın başka bir komünist tutsağının komünist oğlu Klaus Dimler, ellerinde karanfilleri ile bekleyen diğer komünistlere gözyaşları içinde teşekkür ediyor: “Sadece Ernst Thälmann’ı değil, sadece benim babamı değil, siz bugün Buchenwald’a gelerek burada öldürülen 56 bin insanı onurlandırdınız.” 75 yıl sonra yüzlerce karanfil ile yıkıyorlar mezarı bile olmayan komünistin krematoryum duvarında asılı isim levhasını komünistler. Sonsuzluk ve bir gün böyle geçiyor Ernst Thälmann’ın 75. ölüm yıl dönümünde komünistler için, anımsamaya, sezmeye ve sevmeye…

Bir ellerinde karanfiller. Karanfiller kızıl. Karanfiller, yüzlerce. Karanfiller şimdi komünistin vurulduğu krematoryumun önünde, anısı saklı duvarın dibinde açan yediveren kan çiçekleri gibi. Karanfiller, sonsuza dek. Diğer elleri sıkılı yumruk. Yumruk havada. Yumruk, 75 yıldır… Yumruk, sonsuza dek. Ernst Thälmann’ın veciz sözü hafızalarında: “Bir parmağı kırabilirler, ama beş parmak bir yumruk eder!” (“Einen Finger kann man brechen, aber fünf Finger sind eine Faust!”)

Komünistler, vurulmuş. Komünistler, asılmış. Komünistler, yakılmış, külleri havaya savrulmuş. Komünistler ölmüş, doğru; ama komünistler, işte şimdi burada ve komünizm, sonsuza dek.

Kaynakça:
1. Institut für Marxismus-Leninismus beim Zentralkomitee der SED (Autorenkollektiv) (1980) . Ernst Thälmann Eine Biographie. Berlin: Dietz Verlag.
2. Der Spiegel (4 Temmuz 1983). “Peinlich sondergleichen”.
3. Cornelie Ueding. (18 Ağustos 2019). “KPD-Führer Ernst Thälmann Von Hitler ermordet, von DDR-Ideologen verklärt”. Deutschlandfunk.
4. Von Hans Schuel (5 Mart 1982). “Hinterrücks, aber nicht heimtückisch?” Zeit Online.

*Video aktivisti


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.