YAZARLAR

Erzurum iki yoldur; biri sağ, biri soldur

Büyükşehir unvanına sahip olsa da Erzurum, hep “küçük” şehir muamelesi gören bir yer. Öğrencilerin “gerizurum”, askerlerin ise “ere zulüm” diye isim taktığı bu şehir, bence Türkiye’nin en iyi kayak merkezlerinden birini barındırması sebebiyle bile muhakkak gidilesi bir yer. Kaldı ki sadece kışın değil, yazın da ziyaret etmeniz için birçok sebep sunabilirim size.

İstanbullu bir kadın, Erzurum’a bir dostuna ziyarete gitmiş. Otobüs terminalinde bindiği taksiye gideceği adresi vermiş. Gideceği yere vardıklarında, İstanbul şivesiyle nazikçe “Lütfen şoför bey, acaba müsait bir yerde inebilir miyim?” diye ricada bulunmuş. Erzurumlu taksi şoförü, bu nazik üslubu çok yadırgamış: “Ne yalvarisen baci. Dur de durah.”

Erzurum, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alıyor. Komşuları Rize, Artvin, Ardahan, Bayburt, Erzincan, Kars, Ağrı, Bingöl ve Muş... Anlayacağınız komşunun sürüsüne bereket... Topraklarının bir kısmı da Karadeniz Bölgesi’nde... Bu sebepten midir bilmiyorum, ilin ve insanının bazı özellikleri bana çok benzer geliyor. Yukarıdaki gibi birçok fıkrası da akıllara Temel’i getiriyor. Bir tane daha anlatayım mı?

Saf bir Erzurumlu şehirlerarası otobüs yolculuğu yaparken mola yerinde otobüsünü şaşırmış. Anonsu duyunca kalkmakta olan otobüsten içeri dalıp seslenmiş: “Dadaşlar hele bir bahın ben bu otobüsün yolcusu miyam?”

HELE DADAŞ HOŞMUSAN, DOLU MUSAN BOŞ MUSAN

Bu fıkrada da geçen “dadaş”, Erzurumlularla özdeşleşmiş bir kelime. Bu arada Azerbaycan’da “Dadașlar” diye bir belde olduğunu biliyor muydunuz?

Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre “dadaş”ın birinci anlamı, “erkek kardeş”; ikincisi, “delikanlı, yiğit kimse”; üçüncüsü, “yakın dostlar için kullanılan bir seslenme sözü”. Aynı zamanda da Erzurum yöresine ait bir folklor oyunu olan Erzurum barlarını oynayan oyunculardan her birini ifade ediyor. Elbette bu kelimeye daha fazla anlam yükleyenler ve buna dayanarak Erzurumlular hakkında genelleme yapanlar da yok değil. Ya da “Eskiden dadaşlar şehriydi, şimdi yandaşlar şehri olmuş.” gibi şehri yeren insanlar da var.

Nene Hatun heykeli, Aziziye Tabyaları

GERİZURUM

Kelime oyunları bununla sınırlı kalmamış; şehre dışarıdan gelen öğrenciler “gerizurum”, askerler “ere zulüm” diye isim takmış. Ekşi Sözlük’teki yorumların da bunlardan aşağı kalır yanı yok. “Cahillik”, “yobazlık”, “muhafazakârlık” gibi kelimeler bolca sarf edilmiş. Kimisi Afganistan’a kimisi İran’a benzetmiş; kimisi de “lobisi olmadığı için Trabzon olamamış büyük Bayburt” demiş. Ama ben en çok “cağ dışı” diyen arkadaşı tebrik ediyorum. Niyetine katılıp katılmadığımdan bağımsız yaratıcı buldum kendisini. Bu arada “Cağ kebabı olsa ne yerdim şimdi.” diyeceğim ama dışarıda yemek yemenin, hele de yedikçe yediren o küçücük cağ kebap şişlerinin fiyatını düşünüp annemin yaptığı çorbayı kaşıklamakla yetineyim en iyisi. Karnımızı doyurduysak ciddi konulara dönebiliriz. Şehrin adının nereden geldiğini bizzat Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin internet sayfasından aktarayım: “(...) Erzen ve Türk hâkimiyetinin ilk safhalarında bu adın sonuna, Meyyafarikin (Silvan) ile Siirt arasındaki Erzen’den ayırmak ve Anadolu’ya ait olduğunu belirtmek üzere Rum kelimesi ilave edilerek, Erzen al-Rum denilmesinden kaynaklanmıştır. Selçuklular tarafından Erzurum’da basılmış paraların üzerinde şehrin adı Arzan al-Rum şeklinde yazılmıştır.” Tabii tahmin edeceğiniz üzere bu isim Erzurumluların pek de hoşuna gitmiyor. Bu topraklarda uzun yıllar yaşamış Ermenilerden de söz etmeyi sevmiyorlar. Ancak hakaretlerinde ya da küfürlerinde kullanıyorlar.

'EL ÂLEM NE DER?'

Erzurum, Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük üçüncü ili ve büyükşehir olmasına rağmen aldığından daha çok göç veriyor. Öyle ki 2000 yılında 937 bin 389 olan nüfusu 2022 yılına kadar düzenli olarak düşmüş ve son sayımda 749 bin 754 olarak tespit edilmiş. Bu gerçekten önemli ve şaşırtıcı bir rakam.

Aslında her ne kadar büyükşehir olsa da tıpkı küçük şehirlerdeki gibi Erzurumluların da hayat felsefesini “El âlem ne der?” düşüncesi özetliyor. Eskiden daha da muhafazakâr bir şehirmiş. Gerçi bununla ilgili de ironik olaylar var: Ekşi Sözlük’ten “crimson man” isimli yazar, zamanında Erzurum’da şöyle bir olayın yaşandığını aktarıyor: “Ramazan ayında iki genç parkta oturuyorlarmış. Bunların ramazanda bira içtikleri iddiasıyla yedi sekiz tane Erzurumlu toplanıp üzerlerine çullanmışlar. Gençler de karşılık verince ortalık karışmış. Polis bunların hepsini toplayıp karakola götürmüş. Yalnız kimler dövmüş, kimler dayak yemiş belli olmadığı için polis de ne yapacağını şaşırmış. Akıllı savcı talimat vermiş: Herkese kan tahlili yapılsın istemiş, kanında alkol bulunanlar dayak yemiş ve dolayısıyla mağdur edilmiş oldukları anlaşılacakmış. Ve kan tahlilleri sonucu: Parkta oturan iki gencin haricindeki diğerlerinin kanlarında alkol tespit edilmiş. Dövmeye gelenler alkollüymüş.”

Tabii bu doğru mudur, şehir efsanesi midir bilemiyorum ama bu tür linç olaylarının geçmişte kaldığını söylüyor bazı Erzurumlular. Ama yine de ilin mecburiyet caddesi olan Cumhuriyet Caddesi’nde, ramazan ayında sigara içerek yürüyemeyeceğinizi çünkü enteresan bir şekilde Erzurumluların bu tür şeyleri kendilerine hakaret olarak algıladığını ifade ediyorlar. Durun, size bir Erzurum fıkrası daha anlatayım:

Bir gün Erzurum kahvelerinden birinde insanlar iftar vaktinin gelmesini beklerken o anda içeriye biri hızla ve şiddetle girmiş, “Abi çabuk goşu gelin bi tenesi orucuni tutmii basir cigara içirdi gözümün öğünde”. Kahveden biri cevap vermiş: “Ola tamam bi dur neye fenikisen habu çayımi içim gelirem.”

ERZURUMLU GİBİ ÇAY İÇMEK

Çay demişken “Erzurumlu gibi çay içmek” diye bir deyim var. Bunun birinci sebebi, birçok insanın dudağını bile değdiremeyeceği sıcaklıktaki çayı iki saniyede hüpletmeleri, diğeri de Erzurumluların çayın içine şeker atmayarak, çayı kıtlamayla içmeleri...

Gerçi Erzurum’dan gelen haberler de pek yardımcı olmuyor şehre bakış açısını değiştirmeye. Atatürk’ün bu ilde kongre toplaması, ilk Meclis’e Erzurum milletvekili olarak girmesi Erzurumluların en büyük övünç kaynaklarından ama son olarak bizzat yine Atatürk’ün partisinden Ekrem İmamoğlu’nun ve mitinge katılanların taşlanması sanırım yaman bir çelişki olarak kalacak.

Erzurumluları ayıran en büyük özelliklerden biri de konuşma tarzları. Benim anlayabildiğim kelimelerde en çok ilgimi çeken şey; “c” ya da “ç” harfinin yerine genelde “j” kullanmaları. Öte yandan Ege Bölgesi’nde, özellikle de İzmir’de bazı isimlerin farklı anılması hep şaka konusu olur ya Erzurum’da neredeyse her şeye farklı bir şey deniliyor. Mesela “Lazut” mısır, “nanca” kadar, “tanko” sosyete, “lehlemek” yorulmak, “püsküvüt” bisküvi, “neydirsen” ne yapıyorsun demek. Bunlar sadece benim seçtiklerim tabii. Hepsini çıkarsam ciddi bir Erzurumca sözlüğü yazmış olurum.

Palandöken
SOĞUK VE PALANDÖKEN

Nene Hatun’un da memleketi olan Erzurum soğuk, hem de çok soğuk bir şehir. Eksi otuzları görüyor. Ama kışın gitmiş biri olarak söyleyebilirim ki bugüne kadar kaldığım en sıcak otel odası da Erzurum’daydı. Halkı soğukla başa çıkma yöntemlerini geliştirmiş, dışarıdan gelen memur ve öğrencileri saymazsak soğuktan çok da rahatsız olan kimse görmedim (Kışın çatılardaki sarkıtlara ve yerlerdeki buzlanmaya dikkat!). Zaten şehrin en büyük turizm geliri kış turizminden geliyor. Hani şu ücreti çok bin liralarla anılan Doğu Ekspresi’nin güzergâhında ve daha da önemlisi bence Türkiye’nin en iyi kayak pistlerine sahip Palandöken Kayak Merkezi bu şehirde. New York Times gazetesi de benimle aynı fikirde olmalı ki dünyadaki en iyi kırk bir kayak merkezi arasında on sekizinci sırada göstermiş Palandöken’i.

Palandöken Kayak Merkezi

Kayak ve snowboard yarışmalarına, kar festivallerine de ev sahipliği yapan kayak merkezinde, toplamda elli altı adet pist, on dokuz lift taşıyıcı, buz duvarı, dev salıncak, zipline, insan sapanı, yamaç paraşütü imkânı; çığ önleme, suni kar ve gece kayağı için aydınlatma sistemleri bulunuyor. Yine Konaklı isimli bir kayak merkezi daha var şehirde. Ayrıca 2011 Dünya Üniversiteler Kış Oyunları için yapılan atlama kulelerini görmek de beni çok şaşırtmıştı zira varlığından haberdar değildim. Gerçi “kışlık mezar kazımı” diye bir olaydan da hiç haberim yoktu. 22 Kasım 2023’te yayımlanan bir haber: “Erzurum’da kış aylarında hava sıcaklığının eksi 30 dereceye kadar düştüğü şehirde, Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Mezarlık Hizmetleri Müdürlüğü, kara kış öncesinde iş makineleri kullanarak bin adet kışlık mezar kazımını tamamladı.”

Palandöken Kayak Merkezi Atlama Kuleleri

Elbette Erzurum yılın her günü soğuk değil ama yazları bunaltıcı sıcak da değil. Havanın aşırı sıcak olmaması bir anlamda yürüyüşçüler için avantaj. Böylece son yıllarda ilkbahar başlangıcında karların erimesiyle birlikte yeşile, sonbaharda ise sarıya bürünen şehir, yürüyüş rotalarıyla da ilgi çekmeye başlamış.

KAPILARIYLA MEŞHUR ŞEHİR

Yakutiye, Erzurum’un şehir merkezini oluşturan merkez ilçelerden biri. Birçok tarihî eser de bu ilçenin sınırları içinde. Anlayacağınız merkezdeyken çok uzaklara gitmeden epey bir şey görebilirsiniz.

Erzurum Kalesi

Erzurum’un meşhur kapıları var: Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Kavak Kapı, Kars Kapı, Yeni Kapı, İstanbul Kapı, Kilise Kapı, Gürcü Kapı... Tarih boyunca İpek Yolu üzerinde bulunan Erzurum, stratejik önemi nedeniyle kralların ve yenilmez orduların durağı, fethetmek istediği yer olmuş. Özellikle Osmanlı-İran ve Osmanlı-Rus savaşları şehrin kaderine etki etmiş. Bütün bu nedenlerden dolayı şehrin savunulması için beşinci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen iç kale ve dış kale ile şehir savunulmuş. İç kale, hâlen ayakta.

Erzurum Kalesi ve Saat kulesi

Erzurum Kalesi’nin geçmişi yaklaşık 2 bin 500 yıl öncesine, bölgeye hâkim olan Urartular’a kadar uzanıyor. Bugün varlığını koruyan iç kalenin ilk hâlini 415 yılında Bizans İmparatoru Theodosius inşa ettirmiş. İslami döneme ait en eski eserlerden biri olarak kabul edilen Erzurum Saat Kulesi de 12. yüzyıl ortalarında Saltuklu Hükümdarı Ebu’l Kasım tarafından İç Kale Mescidi’ne minare olarak yaptırılmış.

Dış kalenin burçlarının ise 1852 ve 1859 depremlerinde yıkıldığı kayıtlarda geçiyor. Dış kale Tebriz Kapı’ya doğru uzanıyor sonra Yeni Kapı’ya doğru yöneliyor, oradan Erzincan Kapı’ya doğru iniyor, Bakırcı Mahallesi’nden Bakırcı Camii yakınından geçerek Gürcü Kapı’ya, sonra Taş Mağazalar Çarşısı bölgesinden kaleye doğru devam edip son buluyormuş. Anlayacağınız üzere kapılar isimlerini yolcuların geldikleri yönden alıyormuş.

Atatürk Evi Müzesi 
MÜZELERİ

Erzurum Kongresi’nin şehir için öneminden bahsetmiştik. Kongre’nin toplandığı bina, 1864’de Mıgırdiç Sanasaryan tarafından yaptırılmış ve ilk olarak Sanasaryan Koleji (Ermeni Kız Yatılı Okulu) olarak eğitim vermiş. Cumhuriyet öncesinde kamulaştırılan bina 1924 sonlarında bir yangın geçirmiş ve ahşap kısım tamamen yanmış. Yangından sonra onarılan bina, Gazi İlkokulu olarak 1926’da hizmete açılmış, zaman içerisinde Güzel Sanatlar Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi olarak kullanılmış. 2011-2013 yılları arasında yapılan restorasyonun ardından günümüzde Erzurum Resim ve Heykel Müzesi binası olmuş. Müzenin Kongre Salonu’nda, Mustafa Kemal Atatürk’ün nüfus cüzdanı örneği ile oturduğu başkanlık makamı ve Kongre’ye katılan Trabzon, Erzurum, Sivas, Bitlis ve Van’dan elli altı delegenin isimlerinin yer aldığı masalar ile duvarlarda delegelerin yaşamlarını anlatan portreler bulunuyor.

Atatürk Evi Müzesi

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından sonra kongre için gelerek, Hüseyin Rauf Bey ve arkadaşlarıyla yerleştiği,  elli iki gün Kongre çalışmalarını sürdürdüğü konak ise Atatürk Evi Müzesi olarak varlığını sürdürüyor. 19. yüzyılın sonlarında Erzurumlu bir zengin tarafından yaptırılan konak, tarihinde kısa süre için Alman Konsolosluğu ve vali ikametgâhı olarak kullanılmış.

Erzurum Arkeoloji Müzesi’nde de Erzurum ve çevre illerden çeşitli şekillerde kazandırılan fosil, mühür, arkeolojik eser, etnografik eser ve çeşitli dönemlere ait sikke olmak üzere yaklaşık 2 bin adet eseri görebilirsiniz.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE

Erzurum’un sembollerinden Çifte Minareli Medrese’nin kitabesi olmadığı için, yapılış tarihine ilişkin net bilgi bulunmuyor. Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı hanedanlarından Padişah Hatun tarafından yaptırılmış olma ihtimalinden dolayı “Hatuniye Medresesi” de deniliyor.

Çifte Minareli Medrese

Bu medresenin çeşitli efsaneleri de var. Bilge Seyidoğlu’nun “Erzurum Efsaneleri” kitabında geçen efsane, medresenin inşasında görev alan usta ve çırağı arasında yaşananlara dair: Meşhur çifte minarelerin biri usta, biri de çırağı tarafından yapılmaktadır ve çırağın işi zamanla ustasından daha gösterişli şekil almaktadır. Sadelikle çalışan usta bunun farkına varmış, gerçi çırağını da biraz kıskanmış ama bu hususta fazlaca da konuşmamış. Nihayetinde yaptığı işin farkında olan çırak da giderek gurura kapılıp ustasını geçtiğine inanmaya başlamış. Zira yükselen minarelere bakan halk da daha çok çırağın işini seyredermiş. Rivayet göre çok sıcak bir günde yine minarelerde çalışma devam ederken bu gurur içindeki çırak, öteki minarede çalışan ustasına seslenerek su ister olmuş. Gururu incinen ve çokça üzülen usta; yüzyıllardan beridir çokça söylendiği şekilde; “Usta idim oldum şegirt, Al bardağı suya seğirt.” diye eseflenerek, kendisini minareden aşağıya atmış. Bunu gören çırak ise hatasını fark edip “Ustam gitti ben ne dururum?” diyerek, o da kendisini diğer minareden aşağıya atmış. Çalışan işçiler bu olaya çok üzülmüş ve işi yarım bırakarak gitmiş. Böylece minarelerin inşası da yarım kalmış. O günden bugüne tamamlanmamış.

Yakutiye Medresesi

Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin en büyüğü olan ve 1310 yılında yaptırılan Yakutiye Medresesi ise plan düzeni, dengeli mimarisi ve iri motifli süslemeleriyle Erzurum’un en gösterişli yapılarından. 1995 yılında restore edilen medrese, günümüzde Türk İslâm Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak kullanılıyor.

Yine Kurşunlu ve Ahmediye medreseleri de Yakutiye ilçesinde.

Tabyalar - Erzurum
ERZURUM TABYALAR VE DİĞER YERLER

Erzurum’da yapılan ilk tabyaların tarihi 18. yüzyıldaki Osmanlı-İran Savaşı’na kadar uzanıyor. Ancak en büyük tabyalar, 19. yüzyılın başından itibaren, Ruslar’ın Doğu Anadolu’ya yaptıkları baskın ve istilalardan şehri korumak amacıyla inşa edilmiş. Şehrin çevresinde görüş açısı yüksek tepelere inşa edilen bu stratejik yapıların sayısı yirmi ikiyi buluyor. İçlerinde karargâh binaları, askeri barınaklar, eğitim sahaları, yemekhaneler, sarnıçlar, pusu odaları yer alan bu tabyalar; bazen tek, bazen de birkaç büyük yapının birleşiminden meydana geliyor. Büyüklükleri ve konumları değişen tabyaların en önemlileri şehrin hemen doğusunda bulunan Mecidiye ve Aziziye tabyaları...

Taş Mağazalar Çarşısı

Taşhan adıyla da anılan Rüstem Paşa Kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında yaptırılmış. Yapı, Osmanlı kervansaray mimarisinin önemli örneklerinden. Kervansaray, günümüzde oltu taşı esnafının imalat ve satış yeri olarak hizmet veriyor. Kuyumcuların ve çeyizlik eşyaların satıldığı mağazaların bulunduğu tarihî çarşının adı ise Taş Mağazalar Çarşısı...

Şehir merkezindeyken meraklıları Ulu, Lala Paşa, Murat Paşa, Caferiye, Kurşunlu ve Gürcü Kapı Ali Ağa camilerini; Cimcime Hatun Kümbeti’ni ve Ebu İshak Kazeruni Türbesi’ni ziyaret edebilir.

Haho Manastırı
TORTUM VE GÜZELLİKLERİ

Erzurum merkezden sonra gezmek için Tortum’u tavsiye edebilirim. Tortum Kalesi'nin, Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sinde, Mameroz isminde Gürcü padişahı tarafından yaptırıldığı yazıyor. Haho (Hahuli) Manastırı ise Bağdat Kralı III. David tarafından 10. yüzyılda yaptırılmış. Kapalı Yunan haçı ile bazilika planının birleştirilmesiyle meydana gelen yapı, 19. yüzyılda camiye dönüştürülmüş ve Taş Cami ismini almış. Bu arada Renkli taş bezemeleri ve kabartma figürleriyle ünlü Öşvank Kilisesi Uzundere ilçesi Çamlıyamaç köyünde; 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında, Ruslar tarafından 1885-1890 yılları arasında inşa edildiği bilinen Rus Kilisesi ise Oltu’da.

Oltu Rus Kilisesi

Kireçli Köprü’nün kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Ama Tortum’u tavsiye etmemin daha önemli nedeni doğal güzellikleri.

Türkiye’nin en büyük şelalelerinden Tortum Şelalesi, Tortum Gölü’nün Tev Vadisi’ndeki heyelan kütlesini aşarak dökülmesiyle oluşmuş. Yirmi bir metre genişlik ve kırk sekiz metre yüksekliğe sahip. Şelale, yılın her dönemi farklı güzelliğe bürünüyor.

Tortum Gölü

Yaklaşık 18. yüzyılda Kemerli Dağ’dan inen heyelan kütlesinin Tortum Çayı’nın önünü kapaması sonucu oluşan Tortum Gölü’nün güney ucunda küçük bir kuş cenneti var. Yırtıcı kuşların uğrak yeri olan gölün bulunduğu vadide, Türkiye’nin dört akbaba türünü de görmek mümkün. Gölde, Ayvalı ve Küçük adında iki ada bulunuyor.

Tortum Şelalesi
NARMAN’IN PERİ BACALARI, İSPİR’İN YEDİGÖLLERİ

Her ne kadar Kapadokya, Türkiye’nin en çok bilinen peri bacaları bölgesi olsa da birçok ilde bu yeryüzü şekillerini görmek mümkün. Narman ilçesindeki peri bacaları, “Kırmızı Periler Diyarı” olarak da adlandırılıyor. Kimileri peri bacalarının yer aldığı vadiyi, Amerika’daki Colorado Kanyonu’na benzetiyor.

Narman Peri Bacaları

Narman’dayken değişik büyüklüklerdeki Narman Beş Göller’e gidebilir; içerisinde yüzen ada olan Adalı Göl’ün görsel şölenini izleyebilirsiniz.

Narman Beşgöller

Yine Bolu’nun Yedigöller’i ünlü olsa da Erzurum’un İspir ilçesinde de Yedigöller bulunuyor. Türkiye’nin bakir coğrafyalarından Ovit Dağı’nın güney yamaçları, volkanik gölleriyle mutlaka keşfedilmesi gereken bir bölge. Burada dağların yüksekliği zaman zaman 4 bin metreyi bulurken küçüklü büyüklü tepeler arasında turkuaz renkli volkanik göller yer alıyor. Adı Yedigöller olsa da değişik boyutlarda on bir gölden oluşuyor. Yedigöller’e otomobille gitmek mümkün değil. İlçe merkezine uğrarsanız İspir Kalesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Bu arada kale seviyorsanız bir de Oltu ilçesinde kale bulunuyor.

İspir Kalesi

Daha da vaktiniz ve gezme isteğiniz varsa Erzurum’da gezebileceğiniz diğer yerler Pasinler Kaplıcaları, Çobandede Köprüsü olabilir.

Aslında Erzurum’un gezilecek yerler listelerinde pek geçmese de Erzurum Gökkuşağı Tepeleri, Elmalı Mağarası ve Uzundere Vadisi, son zamanlarda ilgi çekmeye başlayan yerler. Özellikle Uzundere Vadisi’nde yapacağınız yürüyüş sırasında yemyeşil ormanlar, nehirler ve nehirlerin döküldüğü göller, yaylalar derken doğanın keyfini fazlasıyla çıkarabilirsiniz.

ERZURUM İKİ YOLDUR

Başlıklarımla bazen dalga geçenler oluyor ama ben bu başlıkları genelde yöre halkının söylemlerinden ya da türkülerinden alıyorum. İşte bu seferki başlığımızın ait olduğu türkünün tam sözleri:

Erzurum iki yoldur (esmeri lorke)
Biri sağ biri soldur (hatune lorke)
Çima mali tevri vani (hatune lorke)

Büyük Pasin’e gider (hatune lorke)
Yolun hasına gider (esmeri lorke)
Çima mali tevri vani (hatune lorke)

Kaşların kalem kalem (hatune lorke)
Benden o güzele kelam (esmeri lorke)
Çima mali tevri vani (hatune lorke)

 

 


Serpil Kurtay Kimdir?

1978 yılında Almanya’nın Esslingen kentinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Bilecik’te tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden 1999 yılında mezun oldu. 1995-2003 yılları arasında Evrensel Gazetesi’nde muhabir, istihbarat şefi ve haber müdürü olarak çalıştı. Ardından on altı yıl Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün dergisinde editörlük ve genel yayın yönetmenliği görevinde bulundu. Çeşitli dergilerde yazarlık, kitap editörlükleri yaptı, yayın süreçlerinde görevler aldı. Hâlen kitap editörlüğüne, Antalyaspor Kulübü’nün dergisinde ve Gazete Duvar’da da yazılarına devam ediyor.