Vazgeç o zaman... Vaz-ge-çe-mez-sin!

Ziraat Bankası'nın 22 farklı ülkeden aldığı 1 milyar 440 milyon dolarlık rekor borç, 'bir yerli bankanın Cumhuriyet tarihi boyunca aldığı en büyük kredi' diye gururla açıklandı. Kulağa tuhaf gelebilir lakin, umumi tuvaletle ekonomik gelişme ölçülüyorsa eğer, rekor borç da pekala övünç madalyası olarak takılabilir. Ne var ki, Con Ahmet'in devir daim makinesi değil ki bu, kamu bankaları sürekli kredi üretebilsin.


Metin:
Ziraat Bankası büyük bir bankadır.

Zeki: Kapısı 10 metreye 4 metre, girince koca salon, 80 metreye 30 metre.

Metin: Ziraat öyle anlatılmaz. Asildir, köklüdür. Tasarruftur!

Zeki Alasya-Metin Akpınar’lı naif 124. yıl reklamını hatırlayanlar vardır. Henüz finansal serbestleşmenin başlamadığı, kamu bankalarının hala fıtratına uygun faaliyet yürütebildiği yıllar. Misyonu tutumluluk, sözü “Tasarruf yapmayan, sıkıntıdan kurtulamaz”dı.

30 yıl sonra, bir rapçinin hiddetli sesi televizyonlarda yankılandı: “Vazgeç o zaman, dünden, bugünden, yarından… Bu yöreden, bu çevreden vazgeç… Vaz-ge-çe-mez-sin!” 2017’nin sloganı manidardı: “Bir bankadan daha fazlası.”

O slogan şimdi gerçekten anlamını buldu. ‘Bir bankadan çok daha fazlası’ oldu. Zora düşen şirketin, geçsen de geçmesen de ödeme yaptığın köprünün, borcunun üzerine yatan iş adamının, yeni havalimanın, özelleştirildikten sonra batan kamu işletmesinin, gazete-televizyon alanın hamiliğine soyundu. Ziraat’in tarihi bir bakıma; başaklı kumbarayla vatandaşı tasarrufa teşvikten, Cumhuriyet döneminin en büyük borcunu almanın onur sayıldığı bir aşamaya ne ara gelindiğinin de tarihidir.

 


BU BORÇ GURURDUR!

Henüz dört gün önce, Ziraat Bankası Hazine Yönetimi ve Uluslararası Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Bilgehan Kuru 22 ülke, 44 farklı bankadan toplam 1 milyar 440 milyon dolarlık sendikasyon kredisi alındığını duyurdu. Türkiye tarihinde ilk kez bir yerli bankanın tek kalemde böylesine borç alabildiğini, bunun ekonominin gücünü gösterdiğini, gurur vesilesi olduğunu söyledi. Büyük şirketlerin ‘yapılandırma’ diye feryat ettiği bir iklimde borçla övünmek kulağa tuhaf gelebilir belki, lakin umumi tuvaletle ekonomik gelişme açıklanıyorsa eğer, devasa borç da pekala övünç madalyası olarak takılabilir.

Peki dünyada kimsenin bedava para dağıtmadığını bildiğimize göre; bir köprü, otoyol veya fabrika açılışı coşkusuyla sunulan bu borç neden alındı?

Soru basit ve elbette cevap sürpriz değil ama, yine de Ziraat’in üzerindeki kamburları kısaca hatırlayalım. Mesela; 2005’te yüzde 55’i sadece 6.5 milyar dolar karşılığında Katarlı Oger Telecom’a satılan ve Oger iflas edince geri alınan Türk Telekom’un 21 milyar dolar borcu duruyor. Öncesinde Mehmet Emin Karamehmet’in Turkcell hisselerini Ruslar’dan kurtarmak amacıyla çektiği ve ilk taksidini dahi ödeyemediği 1.2 milyar dolarlık kredi, Ülker’in yeniden yapılandırmaya soktuğu borç ve üçüncü havalimanı için verilen 1.5 milyar Euro’luk teminat var.

Tabi rekor borcun ‘gururla’ açıklandığı günlerde Doğan medyayı satın alan Demirören’e Ziraat’ten 2 yıl ödemesiz, 10 yıl vadeli verilen 675 milyon dolarlık kredi verildiği haberlerini de eklemek lazım.

Bunlar az çok kamuoyuna yansıyanlar. Bir de borsaya üst üste yapılan açıklamalar var ki, orada her bir kamu bankasının payına düşen yeni yeni borçları da görüyoruz. Son haftalarda kamu bankaları hızla yüklü miktarlarda finansman bonosu çıkarıyorlar. Meseleye uzak olanlar için finansman bonoları demek, kabaca acil para ihtiyacını karşılamak amacıyla çıkarılıp ihraç edilen kısa süreli borç senetleri demektir. Genelde makbul kabul edilirler fakat bu borçlanma türünün sarsıntılı dönemlerde ne tür belalara yol açtığını en iyi 2008’de ABD’de patlayan Mortgage krizi gösterdi.

5 gün içinde Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamalara bakılırsa, Ziraat Bankası bu yıl 17 milyar liralık onay aldı. Ve hemen ihraca başladı. Önce 2.5 ay vadeli 52.5 milyon Euro, ardından 145 günlük 542.5 milyon lira ve 105 günlük 302.5 milyon liralık finansman bonosu çıkardı. Vakıfbank’ın payına düşen de toplam 16 milyar lira. O da 87 günlük 332.5 milyon lira, 119 günlük 194.5 milyon lira, 119 günlük 200 milyon lira ve 217 günlük 100 milyon liralık bonoyu açıkladı. Halkbank’ın borç tavanı ise 12 milyar lira.

Gelelim fazilere. Türkiye’nin bono gösterge faizi ortalama yüzde 14.5 ile yıl başından beri en yüksek düzeyinde. Kıyaslama bakımından ABD’nin 2.3, Almanya için -0.58, İngiltere -0.89, Japonya -0.16 olduğunu söyleyelim.

CON AHMET’İN DEVİR DAİM MAKİNESİ Mİ BU?

Dışarıdan milyarlarca dolar borç alınıyor, içeriden de milyarlarca lira kısa vadeli borç toplanıyor. Kredi bankada durduğu gibi durmadığına göre, öyleyse bu kadar para nereye gidiyor?

En basitinden gidelim. Türkiye’de bankaların borçlanmasının ilk sebebi, asli işlevlerini yerine getirememeleri, yani mevduat toplayamamalarıdır. Bankacılık sektörünün verdiği toplam nakdi krediler ile mevduat oranı yüzde 126.85 düzeyinde. Bunun anlamı, her 100 TL’lik mevduata vade sonunda 126.8 lira ödenmesidir. Kamu bankalarında oran yüzde 137.82. İşte aradaki farkı borçla kapatıyorlar.

Ne var ki, alınan kredilerin sadece açığı kapatmaya gitmediğini de dış borçlardaki dehşet yükseliş ele veriyor. Kamu bankalarının yabancılardan aldığı borç 2010’da 10 milyar dolar civarındayken 2017 sonunda 35 milyar doları aştı. Özel bankaların borcu ise 200 milyar dolara dayandı. Dolayısıyla özel bankalar boğazına kadar tıkalı ve kimseye kredi açabilecek halde değiller. Tüm yük neredeyse kamu bankalarına yıkılmış durumda.

Bir yandan hükümetin temaşayla başlattığı alt yapı ve inşaat projelerini sırtlarken diğer yandan özel şirketlerin kredi ihtiyacını karşılamaya çalışıyorlar. Yetmiyor, borcunu ödeyemeyen iş adamlarına destek çıkıyorlar. Bitmiyor, küçük işletmelerin bir süre daha boğulmasını engellemeye çabalıyorlar. O zaman da bu kadar borcun adresi belli oluyor işte.

İyi güzelde vade geldiğinde ne olacak? Yurt dışından dolarla aldığını dolarla ödersen sorun yok kuşkusuz, tabii tek şartla: Dağıttığın kredileri de dolar olarak toplayabilirsen. Faizle dağıttığın dolarlarla etçi, restoran, SPA merkezi açılırsa, lüks çikolata markası peşinde koşulursa, gazete televizyon alınırsa, kimsenin geçmeyeceği köprüler yapılırsa üzerine bir de kur 4.15’lere çıkarsa o kredilerin aynen dönmesi de mucize olur zaten.

Con Ahmet’in devir daim makinesi değil ki bu, eninde sonunda kısır döngünün dönüp dolaşıp kamu bankalarını vurmaması mümkün olsun. Ne diyelim, Ziraat’in pek yaratıcı bulunan şarkısını hatırlatalım: ‘Vazgeç o zaman… Vaz-ge-çe-mez-sin!’
2019 geliyor…