Arap basınında geçen hafta: Suudi medyası Kaşıkçı'yı neden yazmıyor?

El Arabi El Cedid gazetesinden Beşir El Bekir, Suudi medyasının Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasıyla ilgili hiçbir habere yer vermemesini gündeme getirdi. Beşir El Bekir "Suudi medyasının sessizliği Suudi medyasında hakim olan korku ortamını göstermektedir” dedi.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR-Salı günü İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu'na girmesinin ardından bir daha kendisine ulaşılamayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, Körfez ülkeleri haricinde Arap basının oldukça dikkatini çekti. Birçok gazeteci ve yazar Kaşıkçı olayıyla ilgili farklı senaryoları köşesine taşırken, Suudi veliaht Muhammed Bin Selman’ın “Türkiye’ye konsolosluğu arama izni verebilecekleri” şeklinde bir açıklama yapması, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’a veya farklı bir yere kaçırıldığı yönündeki şüpheleri güçlendirdi.

Suudi gazetecinin kaybolması olayıyla ilgili en dikkat çekici yorumlardan biri Rai Al Youm gazetesinden geldi. Gazete bu olayı, “Türkiye ve Erdoğan’a hakaret” olarak nitelendirdi.

Irak’ta yeni cumhurbaşkanının seçilmesi, bu hafta Arap dünyasında yaşanan en önemli gelişmelerden biri oldu. Cumhurbaşkanlığını IKYB’nin adayı Berhem Salih’in kazanması Arap medyasında farklı açılardan değerlendirildi. Ancak konuyla ilgili çıkan haber ve köşe yazılarının çoğu, Salih’in seçilmesini İran faktörü üzerinden ele aldı.

Birleşmiş Milletler’in son genel kurul oturumları sırasında Suriye ve Bahreyn Dışişleri Bakanlarının birbirleriyle kucaklaşıp selamlaştıklarına dair görüntüler geniş yankı uyandırmıştı. Bahreyn Dışişleri Bakanı'nın bu görüşmenin ilk olmadığını açıklaması da oldukça dikkat çekti. Bunun üzerine “Körfez Arap ülkeleri Suriye ile ilişkileri tekrar mı başlatıyor?” şeklinde tartışmalar sürerken, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Kuveyt gazetesine bir röportaj verdi ve bazı Arap devletleriyle uzlaşıya vardıklarını belirtti.

'KAŞIKÇI OLAYINDA HAYRET VERİCİ OLAN'

Kuds El Arabi gazetesi, Cemal Kaşıkçı’ya ayırdığı başyazısında, Suudi yönetimi tarafından son dönemlerde tutuklanan Suudi vatandaşlarının çoğunun esasında özünde radikal muhalif olmadıklarını ve Muhammed Bin Selman’ın reform çalışmalarını destekleyenlerden oluştuğunu yazdı:

“Hayret verici olan son dönemlerde tutuklananların hepsi yapıcı görüşlere sahip ve kültürlü kişiler olmalarının yanı sıra, yakın bir zamana kadar şu an onları tutuklayan devletin hizmetinde olmalarıdır. Cemal Kaşıkçı’nın kendisi de Suudi Arabistan El Vatan gazetesinin başındaydı ve Suudi Arabistan’ın eski İngiltere ve ABD Büyükelçisinin müsteşarıydı.

Tutuklananların çoğu vaizler, yazarlar, sosyal medyada tanınmış kişilerden oluşuyor ve bunlar Muhammed Bin Selman’ın reform hareketlerini destekliyorlardı. Aralarında Kaşıkçı’nın da olduğu bu kesimler muhalif değillerdi ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı ile hiçbir bağları yoktu. Ancak bu durum bile bu baskı makinesinin onları tutuklamasına ve onlara ağır ithamlar yöneltmesine engel olmadı. Peki neden acaba?”

SUUDİ MEDYASI NEDEN SUSKUN?

El Arabi El Cedid gazetesi Yazı İşleri Sorumlusu Beşir El Bekir ise Suudi medyasının Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasıyla ilgili hiçbir habere yer vermemesini ve tamamen sessiz kalmasını ve bunun nedenlerini gündeme getirdi:

“Suudi gazeteci ve yazar Cemal Kaşıkçı’nın kaçırılması olayı, Suudi medyasında hakim olan korku ve evham havasını gözler önüne serdi. Suudi medyası, salı gününden beri kendisinden iyi haber alınamayan, İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu'na girip bir daha çıkmayan Cemal Kaşıkçı olayında kendini gösteren bir skandala şahit oldu. Bu haber hiçbir Suudi haber sitesinde hatta daha önce önemli görevler aldığı ve yazarlık yaptığı hiçbir gazetede yer almadı.

Cemal Kaşıkçı’nın maruz kaldığı bu uygulama karşısında Suudi medyasının sessiz kalması, Muhammed Bin Selman döneminin başlamasıyla beraber Suudi medyasında hakim olan korku ortamını göstermektedir.”

'KAŞIKÇI OLAYI CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A HAKARET'

Rai Al Youm gazetesi, ise bu olaya oldukça farklı bir açıdan yaklaştı. Gazeteye göre, Suudi Arabistan veliahtı Muhammed Bin Selman, Cemal Kaşıkçı’nın kaçırılmasıyla Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmiş oldu:

“Muhammed Bin Selman, Cemal Kaşıkçı olayıyla Türkiye’ye ve Kaşıkçı ile aralarında özel bir ilişki olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmiş oldu. Hatta belki de bu tuzağı onu mahcup duruma düşürmek için kurdu. Ayrıca bununla, bütün muhaliflere güvende olmadıklarına dair bir mesaj vermek istedi.”

'BERHEM SALİH’İN KAZANMASI TAHRAN’IN NÜFUZUNU GÜÇLENDİRDİ'

Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayın yapana Erem News internet haber sitesinden İbrahim Haj Abdo’ya göre, Irak cumhurbaşkanlığına Berhem Salih’in seçilmesi Irak’taki İran nüfuzunu daha da güçlendirdi:

“Berhem Salih’in Irak cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması, zaten sıkıntılı olan ülkede Tahran’ın nüfuzunu daha da güçlendirdi. Diğer yandan ise bağımsız bir Kürdistan hayalini kuranların bu hayalini de suya düşürdü. Bu durum da Irak Kürdistan’ında nüfuzu paylaşan iki büyük parti olan KDP ve IKYB arasında bir savaşa dönüşebilir.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Berhem Salih’i tebrik etmek için acele etmesi İran’ın bu durumdan memnuniyet duyduğunu gösteriyor.

Berhem Salih de İran’a olan yakınlığını saklamıyor. Zira siyasi sicili İran’a yönelik olumlu yaklaşımlarıyla dolu. Bu da Irak Parlamentosunda İran ekseninde siyaset yapan Şii milletvekillerinin çoğunun oyunun almasına yol açtı.”

'BÖLGE BERHEM SALİH İLE RAHATLADI'

Suudi Şark’ül Evsat gazetesi yazarı Abdurrahman Erraşid, Berhem Salih’in Irak cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ve başbakanlık için Adil Abdülmehdi’nin atanmasının kötü senaryolara karşın bölgeye bir rahatlama getirdiğini yazdı:

“Berhem Salih ve Adil Abdülmehdi’nin seçilmesi oldukça olumlu gelişmelerdir. Zira her iki isim de uyuyan terör hücreleri ve fitne kalıntılarına karşı ile Suriye ve İran gibi Irak’ı kuşatan bu kaos ortamında beklenen ve istenilen dengeleri temsil ediyor.

Berhem Salih ve Abdülmehdi’nin seçilmesiyle bölgede bir rahatlama oldu. Zira Irak’ta siyasi geçiş sürecinin kesintiye uğramasına ve bir boşluk oluşabileceğine yönelik endişeler hâkimdi. Ayrıca iktidar savaşlarından dolayı ülkenin bölünebileceğine, bunun da dış müdahalelerin önünü açması ve daha da kötü bir senaryo ile karşı karşıya kalınmasına dair korkular da vardı. İran’a bağlı ya da İran çizgisine eğilimi olan bir isimin seçilmesi ihtimali de cabası.

ABD ve İran anlaşmazlığı, ülkeyi İran’ın emellerinden uzaklaştırmak için bulunmaz bir fırsat niteliğindedir. Şu an herkes Irak’taki yeni yönetimin, Irak’ın Iraklılara ait olduğunu, siyasi çekişmelerde taraf olmayacağını ve Devrim Muhafızları için bir koridor olmayacağını açıklamasını bekliyor.”

BAHREYN VE SURİYE’NİN SAMİMİ POZLARI NE ANLAMA GELİYOR?

Rai Al Youm gazetesi başyazarı Abdulbari Atwan, BM Genel Kurul görüşmeleri için New York’ta bulunan Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile Bahreyn Dışişleri Bakanı arasındaki kucaklaşmayı ve samimi pozların ne anlama geldiğini ele aldığı köşesinde, bunun bir tesadüf olmadığın yazdı:

“Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile Bahreynli mevkidaşı Halid Bin Ahmed El Halife arasında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki kucaklaşma uzun süredir eşine rastlanmayan bir gelişmedir. Bu gelişmenin önemi sadece ikili arasındaki sıcak sarılmadan ve tokalaşmadan kaynaklanmıyor. Aksine bu görüntülerin önemi Suudi El Arabiya ve Bahreyn El Hades televizyonu tarafından yayınlanmasından geliyor.

Bahreyn böyle bir adımı Suudi Arabistan’dan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yeşil ışığı almadan atamaz. Üstelik bu iki ülke tarafından Bahreyn Dışişleri Bakanına böyle bir teklifin yapılmış olmasını da uzak bir ihtimal olarak görmüyoruz.

İkinci önemli nokta ise bu kucaklaşma, BM görüşmeleri devam ederken, Körfez İşbirliği Teşkilatı ülkeleri, Ürdün ve Mısır’ın ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile görülmesinden sonra geldi. Ayrıca Körfez ülkeleri Suriye krizinin son nefeslerini verdiğini ve müttefikleri ABD’nin orada büyük bir yenilgiye uğradığını, Esad ve yönetiminin iktidarda kalmasının da tartışmasız kesinleştiğini idrak etmiş durumda.”

BAHREYN DIŞİŞLERİ BAKANI: İLK GÖRÜŞME DEĞİL

Bahreyn Dışişleri Bakanı ise Suudi El Arabiya televizyonuna verdiği röportajda, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile olan görüşmesinin Suriye'deki krizden bu yana ilk görüşme olmadığını belirtti:

"Kardeşler arasında barış olması gerekiyor, ancak bu görüşme Suriye krizinde Arap ülkelerinin aktif rol oynayacağı değişimlerin olduğu bir dönemde meydana geldi.

Suriye'yi şu an Suriye hükümeti yönetiyor, biz de aramızda ihtilaflar olsa da dış ülkelerle ilişki içinde oluruz. Biz devletlerle ilişki kurarız, bu devletleri yıkmaya çalışanlarla değil."