Holokost şiirleri: Yürürken yoldaşınız sessizlik olacak

Yazılan şiirler gettolarda, hapishanelerde ve toplama kamplarında yaşananları belgeledi. 1930’larda ve dünya savaşı boyunca kaydedilen Holokost şiirleri, yazarlarının karşı karşıya kaldığı anlaşılmaz gerçeklikle boğuştu.

Marian de Vooght

İlk Holokost* şiirleri günümüzden 90 yıl önce, dehşetin gerçek boyutları henüz anlaşılmadan önce yazılmıştı. 1930’lardan itibaren (Naziler tarafından/ç.n.) yaptıkları, yakında yaşanacak olan felaketin habercileriydi. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde ve Nazilerin yaptığı katliamları başladığında, insanlar yaşadıkları zulmü ilk elden aktaran şiirler yazmaya ve katledilen sevdiklerine ağıtlar yakmaya devam ettiler.

Çoğu Holokost şiirinin yazarı Yahudi olmakla birlikte, Nazi rejimi tarafından hedef alınan başka topluluklardan yazarlar da mevcut. Bu yazarlar arasında ‘engelli’ olarak görülenler, Romanlar ve Sintiler**, siyasi ve dini muhalifler ve eşcinsel erkekler bulunur.

Yazar ve çevirmen Lou Sarabadzic’in de belirttiği gibi, Holokost şiiri yazmak, çoğu zaman kimliğini geri kazanmanın bir yolu olmuştur:

“Holokost kurbanları bu satırlarda Öteki değil, daha ziyade yazarlardır; kendisini dinlediğimiz ve duygularını ifade eden kişilerdir.”

Bu nedenle, insanlar Holokost’la ilgili anılarını ve yarattığı etkileri değerlendirmeyi sürdürdükçe, bugün de yazılmaya devam ediyorlar.

FARKLI ARKA PLANLAR

2019 yılında yayınlanan ‘Holocaust: An Anthology’ (Holokost Şiiri: Bir Antoloji) adlı eser, bugüne dek İngilizceye çevrilmemiş 19 farklı dilden şiirleri bir araya getiriyor. Kitapta yer verilen çevirileri orijinal metinler izliyor. Bu metinler arasında, normalde Holokost’la ilişkilendirilmeyen Norveççe ve Japonca gibi dillerde ve Arjantin, Danimarka ve Güney Afrika gibi yerlerde yazılmış şiirler bulunuyor.

1930’larda ve dünya savaşı boyunca kaydedilen Holokost şiirleri, yazarlarının karşı karşıya kaldığı anlaşılmaz gerçeklikle boğuştu. Avrupa’daki en eski şiirler, faşist rejimin yaşattığı kötülüğe ve yok etme politikalarına bir yanıt niteliğindeydi.

1932 yılında Alman şair Eduard Saenger, ülkesinde tanık olduğu uğursuz atmosfer değişimine tepki olarak şunları yazmıştı:

“Sessiz bir rüzgâr ülkeye korku yayıyor / uluyan kurtlara benzer sınırlarıyla.”

Saenger gibi diğer pek çoğu, yaklaşan karanlık günlerin yanı sıra 1933 Mayıs’ında yaşanan kitap yakmalar ve Kasım 1938’deki ‘Kristallnacht’*** gibi belirli olaylara tepki olarak şiirler yazdı.

ZULMÜN BELGESİ NİTELİĞİNDE

Savaş sırasında yazılan şiirler gettolarda, hapishanelerde ve toplama kamplarında yaşananları belgeledi. Toplu katliamlardan ve sürgün edilen komşulardan bahsettiler.

1940’ların başında Terezín (Theresienstadt) gettosunda yazan Çek genci Dagmar Hilarová, daha fazla aşağılanma ve işkenceye maruz kalmaktansa ölme arzusunu dile getiriyordu:

“Kanadı kırık bir kuş gibi / yere uzanmak / ve sabahı beklememek.”

Toplama kamplarında yazılan şiirler ya ezberlendi ya da gizlendi ve çoğunlukla daha sonra başkaları tarafından bulundu. Sallie Pinkhof da 1944 yılında Bergen-Belsen’de vücudunun durumuyla alay ettiği bir şiir yazmıştı:

“Yuh artık size / gevşekçe yığılmış tendonlar / ve ayağımdaki kemikler!”

Pinkhof hayatta kalamasa da şiirleri kamplarda kalan kişiler tarafından saklandı. Auschwitz-Birkenau’daki ‘Zigeunerlager’de (Çingene Kampı) bulunan ve ismi bilinmeyen bir tutuklunun şiiri bir dilekle başlıyordu:

“Sakın rüyamdan uyandırma beni / sanki dünyanın bilmesine hiç gerek yok / bir Roman’a nasıl davrandıklarını.”

SAVAŞ SONRASI

Birçoğu açısından Holokost’un yarattığı dehşet hem ömür boyu sürdü hem de tarif edilemez boyuttaydı. Bu felaketin hatırası ve etkisi, hayatta kalanlar, onların çocukları ve akrabaları ile onlarla etkileşime giren insanlar tarafından hissedilmeye devam ederken, neredeyse kelimelerle anlatılamayacak şeyleri dile getirmek için Holokost hakkında şiirler yazılmaya devam ediyor. Babası Naziler tarafından katledilen Hollandalı şair Chawwa Wijnberg’in (2001 yılında) yazdıkları şöyle:

“Her zaman hazır bekliyor dile getirilmeyen / dile getirilmeyen / o ki yarayı açık tutan.”

Sessizlik bu şiirlerde tekrarlanan bir tema. Yunanistan’da yaşayan ve Selanik’teki artık var olmayan Yahudi toplumu (1992) hakkında Yahudi-İspanyolcası’ıyla ve Ladino dilinde yazan Sefarad-Türk şairi Rita Gabbai-Simantov şunları kaydetmiş:

“Yürürken yoldaşınız / sessizlik olacak.”

Litvanyalı şair Janina Degutytė ise, 1966 yılında Auschwitz’e yaptığı bir ziyaretin ardından, ülkesinden sürgün edilen ve katledilen insanların ebedî sessizliğini kaydetmişti:

“Dudaklar nefes almaya çalışıyor… / tek ses altın renkli yaprakların hışırtısı / Hışırtılı akışı zamanın: olmuş, olan ve olacak olan…”

‘RUHLAR HAVUZUNUN PAÇAVRASI’

İlerleyen dönemde, şiir, daha önce temsil edilmeyen zulüm görmüş gruplara da ses oldu. 1995 yılında Fransız yazar André Sarcq, savaştan onlarca yıl sonra Fransa’da ve diğer yerlerdeki toplama kamplarında yaşadıkları hakkında konuşamayan eşcinsel erkeklerin maruz kaldıklarını dile getiren ilk kişiydi. Bunun sebebi, eşcinselliğin yasak/yasadışı olmaya devam etmesiydi ve Sarcq’ın sözleriyle, kendilerini ‘bir ruhlar havuzunun paçavrası’ gibi hissediyorlardı.

Günümüzde de Holokost hakkında şiirler yazılmaya devam ediyor. Dikkat çekici örneklerden biri, Down sendromlu bir gazeteci olan Angela Fritzen’in yazdığı şiirdir. 2016 yılında Almanya’daki Bonn kentinde bir sergi ziyaretinin ardından yazılan şiir, Nazi döneminde engellilerin maruz kaldıklarını aktarıyor. Fritzen, derin duygular aktardığı şiirini “Dayanma gücüne sahip olmak” diyerek bitiriyor.

Holokost şiiri, yenileri eklenmeye devam eden zengin ve çok çeşitli bir türdür. Bu şiir kendisine iletişimi dert edindiği için, hem eski hem de çağdaş şiirlerin okuyucuya ihtiyacı var. Şairler acılarını paylaşma gereği hissettiler ve okuyucuların onların yaşadıkları şeylerle yakınlık kurma şansını yakalamaları hayati bir önem taşıyor. Başkalarının deneyimlerini yansıtması yoluyla, insan olmanın ne demek olduğunu idrak ediyoruz.

*Holokost, Yahudi Soykırımı ya da Ha-Shoa; Adolf Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası döneminde, Heinrich Himmler’in komutası altındaki SS güçleri tarafından işgal edilen sınırlar içerisinde yaklaşık beş buçuk milyon Yahudi’nin (ölü sayısı kaynaklara göre farklılık gösterir) sistematik biçimde öldürüldükleri soykırıma verilen addır.

**Sinti, Orta Avrupa Çingenelerinin bir koluna verilen isimdir.

***Kristallnacht (Kristal Gece), 1938 yılında 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gece, Nasyonal Sosyalist Parti (Nazi) yönetimi tarafından düzenlenen ve Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara yapılan kanlı ve ölümcül saldırıların gerçekleştiği gecenin adıdır. O gece gerçekleşen yağma eylemleri sırasında ev, işyeri ve ibadethanelerin tuzla buz olan camlarının her yere saçılması nedeniyle, bu korkunç gece ve yaşanan olaylar halk arasında ‘Kristal Gece’ adıyla anılır.

Yazının aslı The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)