San Marino'da on bin nüfuslu sosyalizm

Dünyanın en küçük devletlerinden olan San Marino'nun adını genellikle futbolda aldıkları farklı mağlubiyetlerde duyarız. Ancak bu 'mikro' ülkenin tarihinde ilginç bir sosyalizm deneyimi de var...

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

San Marino, ‘dünyanın en eski cumhuriyeti’ olarak anılıyor. Monako ya da Andorra gibi Avrupa’daki mikro devletlerden biri olan ve bugün bile nüfusu 35 bini geçmeyen bu ülke, küçük olmasına karşın zenginliği ile de biliniyor. Yok eğer ‘ben anlamam siyasetten, tarihten, coğrafyadan’ derseniz bile, uluslararası turnuvalarda durmaksızın diğer ülkelere mağlup olan San Marino Milli Futbol Takımı’nı biliyor olmalısınız. Peki yalnızca İtalya ile sınırı bulunan, araba sayısının insan sayısından fazla olduğu bu küçük ülkede zamanında komünistlerin iktidarda olduğunu söylesek ne derdiniz?

Baştan açık açık söyleyelim, hikayenin sonu İtalya’nın ve ABD’nin desteklediği garip bir darbe ile bitecek… 1957 yılında yaşanan bu olay tarihe ‘Fatti di Rovereta’ yani ‘Rovereta Meselesi’ olarak geçer. San Marino’nun kültürel, tarihsel ve ekonomik anlamda İtalya ile derin bağları olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu küçük ülke, İtalya gibi uzun bir faşizm dönemi geçirir. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından yapılan seçimlerde San Marino Sosyalist Partisi ve San Marino Komünist Partisi’nin oluşturduğu blok, oyların yüzde 66’sını alarak parlamentoda çoğunluğu elde eder. Yüzde 66 dediysek, bu oran o günlerde yaklaşık 2 bin 200 oya tekabül ediyordu. San Marino’nun o günlerdeki nüfusunun ne denli az olduğunu anlamak için, 1945 seçimlerinde toplam seçmen sayısının 6 bin bile olmadığını hatırlamak yeterli olacaktır (kadınların o dönemde henüz oy kullanma hakları olmadığını da belirtelim).

Sosyalistler ve komünistlerin oluşturduğu hükümet, 1949 yapılan bir sonraki seçimde de çoğunluğu elde etmeyi başarır. Bu dönemde kayda değer bir gelişme yaşandığını söylemek güç. Artık küçüklüğünden midir yoksa ittifakla kurulan iktidarın istikrarından mıdır bilinmez. Ama ABD’li ünlü Life dergisi San Marino’da sol koalisyon kurulur kurulmaz bölgeye giderek oldukça ilginç bir haber hazırlamış. Yazıda Maximo Maxim isimli ‘gizemli bir Romanyalının’ açtığı kumarhaneden bahsediliyor. İddialara göre bu kişi bir ‘ajan’ ancak aynı zamanda San Marino’ya ciddi yardımlar sağlıyor. Bir nevi Komünistlerin ‘Marshall Planı’ deniliyor. İşin aslı Maxim’in sağladığı parasal imkanlar reddedilmiyor. Hikayenin bu kısmı da ilginç olmakla birlikte biz Life yazarının San Marino Komünist Partisi’nin lideri Guildo Gasperoni ile tanışma kısmına geçelim.

Guildo Gasperoni, 1957.

Gasperoni daha önce İspanya İç Savaşı’nda diğer İtalyan gönüllülerle yan yana, ‘siyasi komiser’ olarak görev almıştır. Şimdi ise ülkenin Ulaştırma Bakanıdır. Life muhabiri Gasperoni’nin yanına vardığında yağlı tulumlar içinde garajda kamyon tamir eden birisiyle karşılaşır. Yazarın deyimiyle ‘kısa ve esmer yerel komünist lider’ aynı zamanda otomobil tamircisidir. Yazı Maxim üzerinden kurgulandığından görüşme içeriği de bu konunun dışına çıkmıyor. Gasperoni’yi daha sonra istifadan önce, ikili iktidar döneminde yaptığı balkon konuşmalarında da göreceğiz. O halde biz de zamanı ileri sarmaya başlayalım.

.

İkinci seçimlerde, yani 1951 yılında sosyalist-komünist ittifakın oy oranları düşer. Sol ittifak birinciliği San Marino Hıristiyan Demokrat Partisi’ne kaptırsa da hükümette kalmayı başarır. 1955 seçimleri de geride kaldıktan sonra dünyadaki çoğu sosyalist-komünist partiyi etkileyen bir olay yaşanır: Sovyetler Birliği Çekoslovakya’daki gösterileri bastırmak için Prag’da askerlerini devreye sokar. Bu olay San Marino’daki yönetim içinde de çatlak oluşturur.

Çok geçmeden çatlak, sosyalistlerden merkeze yakın olan bazı milletvekillerinin çekilmesiyle derinleşir. Ayrılanlar yeni bir parti kurunca hükümet ve muhalefetin koltuk sayısı 30’a 30 olarak eşitlenir. Ardından erken seçime gidilmesi kesinleşir. Bu arada kalan süre boyunca hükümetin kimde kalacağı konusunda muhalefet ile anlaşmazlık çıkınca, o dönem beş kasabadan oluşan San Marino iç savaşın eşiğine gelir. Sağ muhalefet Rovereta’daki terk edilmiş bir fabrikada ‘geçici hükümet’ kurduklarını açıklar.

Elbette bu kriz, İtalya’nın göbeğinde böylesi bir ittifakı hiç de arzulamayan İtalya ve ABD tarafından bir fırsata dönüşür. Bölgede ‘büyük abi’ -hatta on bin küsur nüfuslu bir ülke için ‘oldukça’ büyük abi- rolünü üstlenen İtalya, ülkenin etrafını kuşatır. Geçici hükümete askeri yardımda bulunur. Fransa, ABD, İngiltere gibi Batılı güçler Geçici Hükümeti tanıdıklarını açıklar. Buna karşılık komünistler de kendi destekçilerinden bir kesimi silahlandırır ve kent merkezlerinde denetimler yapmaya başlar. Her iki milis grubunun arasındaki fark, ellerinde tuttukları silahlardan dahi anlaşılıyor. Rovereta’daki milisler son model silahlar kuşanmıştır. İtalya Ordusu’nun zırhlı birlikleri de tetiktedir. Kızıllar ise Birinci Dünya Savaşı öncesinden kalma tüfeklerle kent merkezinde ve kale surlarında nöbet tutmaktadır. Ancak bu ‘kale’ de öyle basit bir kale değildir. Dağlık bir bölge olan San Marino’nun başkentinin tepesinde yer alan yapıyı inşa edenler, isteseler bir torba leblebi ile bile burayı savunabilirler. Tabii kalenin yapıldığı çağda… 20’inci yüzyılın İtalyan ordusu karşısında şanslarının olduğunu söylemek gülünç olacaktır.

Böylesi bir baskı karşısında komünistler hükümetten çekilmek durumunda kalır. İtalya’nın ülke sınırlarını kapatması ve askeri tehdidi, San Marino’nun hayat bağlarının da kesilmesi demektir. San Marino’da ‘iki iktidar’ dönemi böylece kapanır.

Peki yaşananlar çok mu önemli bir deneyimdi dünya için? İnanılmaz işler mi başarıldı burada? Hayır. San Marino her ne kadar ‘en eski cumhuriyet’ unvanıyla karşımıza çıksa da kadınlara oy kullanma hakkı ancak 1960’larda verilecektir. Yani ortada bir ‘demokrasi şöleni’ falan da yok.

.

Buna rağmen San Marino deneyiminden en dikkat çekici nokta şüphesiz kapitalist kampın küçük de olsa böyle bir deneyime kapsamlı ve hızlı müdahalesi. Bundan da öte bir darbeyi andıran dışarıdan destekli müdahalede, tüm somut imkansızlıklara rağmen sosyalistlerin ve komünistlerin silahlandırılıp hükümetin savunmasını bir noktaya kadar sağlaması ve müzakere için güç kazanabilmesi de unutulmamalı. San Marino halen ‘mikro’ devletlerden birisi. Ancak o da yapabildiği savaş sonrası ABD hegomanyasının kurulmasına bir ölçüde kafa tutmuş, en azından kafa tutmayı denemişti…