Dünya Forum: Neanderthal’den Florensis’e / Evrim sürecinde kaybolan insan türleri

Günümüzde dünyayı işgal eden tek insan türü, yani modern insan, Homo Sapiens biçiminde adlandırılıyor. Bulunan fosiller nedeniyle yaklaşık 350.000 yıllık bir tarihe sahip olduğu düşünülen modern insandan önce veya aynı dönemde dünyanın farklı bölgelerinde birçok insansı türü daha yaşamıştı. Bilinen en eski insansı türü olan Homo Erectus, yaklaşık 1.5 milyon önce kilden araçlar üretebilen yetenekli bir insansı türüydü. Geride yalnızca küçük kalıntılar bırakan bu akrabalarımız, iklimsel değişimler ya da bilinmeyen başka nedenlerle yeryüzünden silinip gittiler ve yalnızca bizim türümüz bu zorlu varoluş mücadelesini devam ettirme şansına sahip oldu.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – “Modern insan” diye nitelendirilen Homo Sapiens, bilinen Homo (insan) türlerinin hayatta kalan tek üyesidir. Diğer insan türleriyle bir arada yaşadığımız bir dönem olup olmadığının kanıtlarını tespit etmek neredeyse imkânsız olsa da, arkeoloji bilimi ilerledikçe ve daha fazla bulguya ulaştıkça, Homo cinsinin bir zamanlar farklı türlere sahip olduğu anlaşıldı.

Java Adamı’ndan kalan üç ana fosil parçası (Bir kafatası tepesi, bir azı dişi ve bir uyluk kemiği) 1891–92 yıllarında Endonezya’nın Java adasında bulunmuştu.

 

Darwin’in 1859 yılında ‘Türlerin Kökeni’ adlı devrimci eserini yayınlanmasından bu yana, soy ağacımızı bir araya getirme konusunda büyük bir faaliyet devam ediyor. ‘Australopithecus Lucy’ ve ‘Java Adamı’ gibi fosilleri bulunan insansılar, insan türünün evrim ağacındaki bazı boşlukları doldurmamıza yardımcı oldu; fakat gittikçe daha fazla soyu tükenmiş insan türüne ait kalıntıların keşfedilmesi, bir zamanlar düşünüldüğü üzere, öncüllerimizin tarihlerinin ve gelişim süreçlerinin hiç de basit olmadığını ortaya çıkardı. Soy ağacımız artık yalnızca Homo Habilis ve Homo Erectus gibi doğrudan atalarla değil, aynı zamanda kuzenimiz olan yakın türler ve Homo Neanderthalensis ve Homo Denisova gibi uzak akrabalarla dolu.

Şu ana dek pek çok nesli tükenmiş insan türü keşfedilmiş ve kayıtlara geçmiş olsa bile, büyük resimde hâlâ boşluklar mevcut. Eldeki kalıntılara ve kimi türlerle ilgili bulgulara karşın, onlar hakkında çok az bilgiye sahibiz.

BUGÜNE DEK KEŞFEDİLEN İNSANSI TÜRLERİ

Soldan sağa: Homo Erectus, Homo Heidelbergensis, Homo Neanderthalensis ve Homo Sapiens kafatasları. Homo Erectus’un kafatasının arka kısmı, diğer insansılardan daha uzundu. H. Heidelbergensis gibi belirgin bir kaş çıkıntısına sahipti.

1. Homo Gautengensis

Homo Gautengensis, bitkilerle beslenmeye uygun büyük dişlere sahipti. Küçük bir beyni olsa da muhtemelen ekoloji konusunda tam bir uzmandı. Görünüşe göre taş aletler üretmiş ve kullanmıştı. Homo Gautengensis’in kalıntıları ile birlikte yanmış hayvan kemikleri bulunduğu için, ateşi kullanmış oldukları düşünülüyor. Bu tür, ortalama 91 santimetre boyunda ve yaklaşık 50 kilogram ağırlığındaydı. Yerdeyken iki ayak üzerinde yürüyebiliyordu ama muhtemelen beslenmek, uyumak ve avcı hayvanlardan kaçmak için vaktinin çoğunu ağaçlarda geçiriyordu. Araştırmacıların çoğu, konuşma ve dil becerilerinden yoksun olduğuna inanılıyor. Anatomi ve jeolojik yaşı nedeniyle, araştırmacılar bu türün Homo Sapiens’in yakın bir akrabası olduğunu ama doğrudan bir atası olmadığını düşünüyorlar.

2. Homo Habilis

Homo Habilis’in, Homo cinsine bağlı türler arasında modern insana en az benzeyen tür olarak sınıflandırılması, 1960’lardaki ilk önermeden bu yana bir tartışma konusu oldu. Homo Habilis kısa boyluydu ve modern insanlara kıyasla orantısız derecede uzun kollara, modern insanın ölçülerinin yarısından biraz daha az bir kafatası boyutuna sahipti. Homo Habilis’in maymun benzeri beden yapısına rağmen, kalıntılarla birlikte genellikle ilkel taş aletler bulunmuştur.

3. Homo Ergaster

Homo Ergaster daha ince kemikler, daha fazla çıkıntılı yüz ve daha düşük bir alın yapısına sahipti. Yaklaşık 1.4 milyon yıl önce yeryüzünden kaybolmadan evvel Afrika’da yaklaşık 500.000 yıl yaşadığı biliniyor. Bugüne dek, yok oluşlarına dair hiçbir olguya ulaşılamadı. Homo Ergaster yalnızca modern insanlar gibi bir beden yapısına değil, aynı zamanda diğer türlerden daha fazla organizasyon ve sosyalleşme becerisine sahipti. Homo Ergaster’in sahip olduğu gırtlak ve ağız yapısıyla karmaşık sesler üretebilme yeteneğinin kısıtlı olduğu düşünülüyordu. Bu fikrin nedeni, Turkana Çocuğu adı verilen bir kalıntının daha sonraki insanlardan çok daha dar olan bir boyun omuruna sahip olmasıydı. Bununla beraber, daha sonraları, Turkana Çocuğu’ndan yaklaşık 300.000 yıl daha eski olan ve Gürcistan’da bulunan Dmanisi’deki boyun omurlarında yapılan incelemeler, normal insan omurlarına benzemekte olduğunu ortaya çıkardı.

4. Homo Erectus

Homo Erectus’un anatomik yapısını gösterecek kadar eksiksiz olan ilk fosiller doğu Afrika ve batı Asya’da bulundu ve kalıntılar yaklaşık 1.5 ilâ 1.9 milyon yıllıktı. Geleneksel görüş, bu türün yaklaşık iki milyon yıl önce Afrika’da evrimleştiği yönünde. Homo Erectus’un neden yok olduğu bilinmiyor ama Endonezya’nın bazı bölgelerinde en az 250.000 yıl öncesine kadar hayatta kaldıkları biliniyor. Homo Erectus, Homo Habilis’inkinden daha büyük bir kafatası kapasitesine sahipti; en eski kalıntılar, 850 cm³’lük bir kapasiteye sahipken, en yeni Java örnekleri, 1100 cm³’e varan ölçülerle, Homo Sapiens’inkiyle örtüşüyordu. Yüzü daha büyük çıkıntılara ve daha az belirgin elmacık kemikleriyle daha az çıkıntılıdır. Bu ilk homininler (insansılar), yaklaşık 180 santimetre uzunluktaydı; ayrıca, uzun kolları ve bacakları ile olağanüstü derecede narin bir yapıdaydı. Erkekler ve kadınlar arasındaki bedensel eşitsizlik, Homo Sapiens’te görülenden biraz daha fazlaydı; Homo Erectus erkekleri, dişilerinden yaklaşık yüzde 25 daha büyüktü.

Homo Erectus, nispeten ilkel araçlar kullanıyordu. Diğer yandan, onların okyanuslar üzerinde seyahat etmek için sallar kullanan ilk insansılar olabileceği de öne sürülmüştü. Baringo Gölü yakınlarındaki Chesowanja, Koobi Fora ve Kenya’daki Olorgesailie gibi Doğu Afrika bölgelerinde, ateşin ilk kez bu insanlar tarafından kullanıldığına dair bazı kanıtlar barındırıyor. Chesowanja’da, arkeologlar 1.42 milyon yıl öncesine ait kırmızı kil parçaları buldular. Bu parçalar üzerinde yapılan incelemeler, kilin sertleşmesi için 400 dereceye kadar ısıtılması gerektiğini gösteriyordu. Homo Erectus, muhtemelen modern avcı-toplayıcı topluluklarına benzer biçimde, küçük akraba topluluklarında yaşayan ilk insandı. Homo Erectus’un eşgüdümlü gruplar halinde avlanan, karmaşık araçlar kullanan ve hasta ya da zayıf akrabalarına bakım sağlayan ilk insan türü olduğu düşünülüyor. Bu türün, Afrika’dan Batı Asya’ya, daha sonra da Doğu Asya ve Endonezya’ya yayıldığına dair kanıtlar mevcuttur.

Kafatası 5 (D4500); bir müzenin İnsan Gelişimi galerisinde sergilenen Dmanisi kalıntısı, Gürcistan’da bulunan en eksiksiz Homo Erectus kafatasıdır. Orijinal fosil kafatası yaklaşık 1.8 milyon yıllıktır.

5. Homo Rudolfensis

Homo Rudolfensis üzerinde yapılan son incelemeler neticesinde, kafatası kapasitenin yaklaşık 752 cm³ yerine, yaklaşık 526 cm³ olduğu tespit edildi. Homo Habilis fosilleriyle karşılaştırıldığında, Homo Rudolfensis’in çenesi ve yüzü Homo Habilis türünün ölçüleriyle uyumsuzdur. Erkek ve dişilerinin bedensel ölçü farkları göz önüne alındığında, Homo Habilis’e kıyasla aradaki fark daha büyüktür. Bir erkek Homo Rudolfensis, bir dişiye kıyasla büyük dişlere ve daha büyük bir beyin hacmine sahipti.

6. Homo Antecessor

Homo Antecessor, yaklaşık 1.6-1.8 metre uzunluğundaydı ve türün erkekleri yaklaşık 90 kilogram ağırlığındaydı. Beyin boyutları kabaca 1,000 ilâ 1,150 cm³ ile 1,350 cm³ kapasiteye sahip olan modern insan ortalamasından daha küçüktü. Fosil yokluğu nedeniyle, Homo Antecessor’un fizyolojisi hakkında çok az şey biliniyor. Araştırmacılar diş yapısına dayanarak, Homo Antecessor türünün muhtemelen daha hızlı olmasına rağmen, Homo Sapiens ile aynı gelişim evrelerini geçirmiş olduğunu düşünüyorlar.

7. Homo Cepranensis

Homo Cepranensis, 1994 yılında arkeolog Italo Biddittu tarafından İtalya’nın Ceprano kasabasında keşfedilen ve yalnızca bir kafatası kalıntısından ötürü bilinen bir insan türü için önerilen isimdir. Fosilin yaşının 800.00 ilâ 900.000 yıl arasında olduğu tahmin ediliyor. Son derece kalın, büyük ve çıkıntılı bir kaş yapısı dahil olmak üzere, Homo Erectus kafatası ile birçok ortak özelliği paylaşır. Kafatasının hacmi 1057 cm³ olarak tahmin ediliyor.

8. Homo Heidelbergensis

Homo Heidelbergensis’in, Afrika’da yaşamış ve yapısal olarak çok benzer olan Homo Ergaster’den gelmiş olması muhtemel görünüyor. Buna karşın, Homo Heidelbergensis’in daha büyük bir beyin hacmine, daha gelişmiş araç ve davranışlara sahip olması nedeniyle, ayrı bir tür olarak sınıflandırılmasına karar verildi. Erkek Heidelbergensis ortalama 175 cm boya ve 62 kg ağırlığa sahiptir. Dişiler ortalama 157 cm boy ve 51 kg ağırlıktadır. Güney Afrika’da 500.000 ilâ 300.000 yıl önce yaşamış olan bazı Heidelbergensis topluluklarına ait kemikler, ortalama 213 cm boya sahip “devler” olduğunu gösteriyor. İspanya’nın Atapuerca bölgesindeki bir çukurda bulunan kalıntılar, Homo Heidelbergensis’in insan cinsi içerisinde ölülerini gömen ilk türü olabileceğini düşündürüyor. Homo Heidelbergensis, sesli iletişim öncesi bir iletişim sistemi geliştirmiştir. Fransa’nın güneyindeki Terra Amata’da yapılan kazılarda, boyama amacıyla kullanılabilecek kırmızı bir pigmenti karıştırmak için kullanılabilen bir mineral olan kırmızı aşı boyası bulunmasına karşın, taş aletler dışında hiçbir sanat eseri ya da sofistike kalıntıya rastlanmamıştır.

9. Homo Rhodensiensis

Homo Rhodensis’e ait kalıntılar, 1921 yılında İsviçreli madenci Tom Zwiglaar tarafından Kuzey Rodezya’da (şimdiki Zambiya’nın Kabwe bölgesinde) işletilen bir kurşun ve çinko madeninde keşfedildi. Kafatasına ek olarak, başka bir bireyin üst çenesi ve birkaç kemik daha bulundu. Kafatası, buluntunun yeri nedeniyle “Rodezyalı Adam” biçiminde adlandırıldı; ancak şimdi çoğunlukla ‘Broken Hill kafatası’ ya da ‘Kabwe kafatası’ olarak anılıyor. Kafatası, son derece sağlam yapıya sahip bir kişiye ait ve bilinen diğer insansı kalıntılarına oranla büyük çıkıntılar barındırıyor.

10. Homo Neanderthalensis

DNA yapısında yalnızca yüzde 0,12 oranında farklılık gösteren Neandertal türü, modern insanlarla yakından bağlantılıdır. Neandertallerin ardında bıraktığı kalıntılar, Avrasya, Batı Avrupa, Orta ve Kuzey Asya’ya kadar dağılan kemik ve taştan yapılmış aletlerden oluşuyor. Tür, Almanya’da ilk keşfedildiği yer olan Neander Vadisi’nden dolayı böyle adlandırılmıştır. Neandertal ve Homo sapiens DNA’sında yapılan karşılaştırmalar, 350.000 ilâ 400.000 yıl önce ortak bir atadan ayrıldıklarını gösteriyor.

11. Homo Sapiens İdaltu

Homo Sapiens İdaltu, neredeyse 160.000 yıl önce Afrika’da yaşayan Homo Sapiens’in soyu tükenmiş bir alt türüdür. “Idaltu”, “büyük” veya “ilk doğan” anlamına geliyor. Homo Sapiens İdaltu’nun fosilleşmiş kalıntıları, 1997’de Tim White tarafından Etiyopya’nın Orta Awash bölgesi yakınlarındaki Herto Bouri’de bulundu; ancak ilk olarak 2003’te kamuya tanıtıldı. Radyoizotop tarihlemesi kullanılarak elde edilen sonuçlar, kalıntıların 154.000 ilâ 160.000 yıllık olduğunu gösterdi. Bulunan kafataslarından biri, 1.450 cm³ beyin kapasitesine sahip yetişkin bir erkeğe aitti. Diğer kafatası parçalarıysa, başka bir yetişkin erkek ve altı yaşında bir çocuğa aitti.

12. Homo Floresiensis (Hobbit)

Homo floresiensis’in (aynı zamanda “Flores Adamı”, “hobbit” ve “Flo” olarak da adlandırılır), Homo cinsine dahil ama nesli tükenmiş bir tür olduğuna inanılıyor. İlk olarak, Endonezya’nın Flores adasında, boyu 1.1 metre olan bir bireyin kalıntıları aracılığıyla keşfedildi. Bir tam kafatası da dahil olmak üzere, dokuz kişinin kısmi iskeletleri bulundu. Bu kalıntılar, modern insanlardan farklı bir türü temsil edip etmediklerini belirlemek amacıyla yoğun bir araştırmaya konu oldular. Bu insansının, küçük bir beden ve beyin ile nispeten yakın döneme (muhtemelen günümüzden 12.000 yıl öncesine) dek hayatta kalabilmesi, gerçekten ilgi çekici bir durumdu. İskelet kalıntılarının yanında bulunan araçlar arasında 94.000 ilâ 13.000 yıl öncesine ait taş aletler vardı.

13. Denisova Hominini (Denisova İnsanı)

Denisovanlar veya Denisova Homininleri, Homo cinsine dahil olan soyu tükenmiş bir insan türüdür. 2010 yılının mart ayında, bilim insanları, aynı zamanda Homo Neanderthalensis ve Homo Sapiens’in de yaşadığı bir mağara olan Sibirya’daki Altay Dağları’nda bulunan Denisova Mağarası’nda, yaklaşık 41.000 yıl önce yaşamış olan genç bir kadının parmak kemiği parçalarını keşfettiklerini duyurdular. Aynı topluluğun farklı üyelerine ait iki diş ve bir ayak kemiği de kayıtlara geçmişti.

14. Kızıl Geyik Mağarası İnsanları

Kızıl Geyik Mağarası halkı, modern insanlara benzemeyen bir topluluktur. Bu türe ait 14.500 ilâ 11.500 yaşlarındaki fosiller, Çin’deki Kızıl Geyik Mağarası ve Longlin Mağarası’nda bulundu. Arkaik ve modern özelliklerin bir karışımına sahip olduklarından, şimdilik, modern insanın gen havuzuna katkıda bulunmaksızın nesli tükenmiş ayrı bir insan türü olduğu düşünülüyor. Eldeki kanıtlar, Kızıl Geyik Mağarası’nda büyük geyiklerin pişirildiğini gösterdiği için mağaraya ve insanlara bu isim verilmiştir. Bu türün yaşadığı dönemde, Neandertaller gibi diğer tüm tarih öncesi insan türlerinin öldüğü sanılıyordu. Kızıl Geyik Mağarası insanları, bu nedenle 13.000 yıl öncesine ait Homo Floresiensis’ten daha yakın dönemde yaşamış olmalıydı. Nispeten yakın dönemde yaşamış olmalarına rağmen, fosiller daha ilkel insanların özelliklerini sergiler. Bu tür, modern insanlardan farklı özelliklere sahipti: Düz bir yüz, geniş bir burun, büyük azı dişleri, çıkıntılı kaşlar, kalın kafatası kemikleri ve orta büyüklükte bir beyin. Fiziksel özellikleri, daha önce keşfedilmemiş bir tarih öncesi insan türü olabileceğini düşündürse de, türü keşfeden bilim insanları, onları yeni bir tür olarak sınıflandırmak konusunda çekimserler.

15. Homo Sapiens

Modern insanlar (Homo Sapiens veya Homo Sapiens Sapiens), dik duruş ve iki ayaklı hareket ile karakterize büyük maymunların bir kolu olan insansı kanadının geriye kalan yegane üyeleridir; el becerisi ve gelişmiş alet kullanımı; ayrıca daha büyük, daha karmaşık bir beyin ve toplumsal organizasyon konusunda genel bir eğilim taşıyan bir türdür.

Kaynaklar