YAZARLAR

Boykotun söylemesi kolay maliyeti ağır

Türkiye’nin siyasi ayrışma yaşadığı Fransa’ya boykot uygulaması, can yakan euro ve dolar kurlarının seviyesi dikkate alındığında etkisiz kalacak. Dahası iktidar toplumu böylesi bir boykota hazırlamış da değil. Benzer biçimde ticari veriler, yatırım oranları dikkate alındığında boykot kararının enine boyuna düşünülmeden fevri bir biçimde verildiği söylenebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında söz düellosuna dönen tartışma temelde iki ülkenin dış politikada farklı yaklaşımlara sahip olmasından ileri geliyor. Ancak AK Parti Kayseri 7. Olağan İl Kongresi'ne katılan Erdoğan’ın Macron için:

“Bu Macron denilen zatın Müslümanlarla derdi nedir? Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var. İnanç özgürlüğünden anlamayan ve kendi ülkesinde yaşayan milyonlarca farklı inanç mensubu insanlara bu şekilde davranan bir devlet başkanına başka ne denilebilir? Öncelikle bir akli noktada kontrol. İkide bir Erdoğan ile uğraşıyorsun. Erdoğan ile uğraşmak sana bir şey kazandırmaz. Seçimlerde akıbetini göreceğiz. Fransa'ya bir şey kazandıramadı ki kendisine bir şey kazandırsın. Bizim ilkeli tavırlarımız bundan sonra da aynen devam edecektir.”

sözlerini sarf etmişti. Erdoğan ile Macron’un diplomasi sınırlarını zorlayan karşı karşıya gelişleri yaklaşık iki yıldır devam ediyor. Ancak bu açıklamanın ardından Fransa, istişare için Ankara’da bulunan büyükelçisini Paris’e çağırdı. Bu adımın ardından Erdoğan 26 Ekim’de Fransız ürünlerini boykot için kamuoyuna seslendi.

Boykot uluslararası ilişkilerde nasıl bir araç? İkili ilişkileri nasıl etkiliyor? Benzer uygulamalar neler? Türkiye’nin Fransız ürünlerine dönük boykotunun etki şansı ne? Bu hafta bu sorulara yanıt arayacağız.

CAYDIRICI BİR ARAÇ OLARAK BOYKOT

Türk Dil Kurumu'na göre boykot iki anlamda kullanılıyor: Bir işi, bir davranışı yapmama kararı alma. Bir kimse, bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ulaşmak için her türlü ilişkiyi kesme.

Peki bu isim nereden geliyor?

Boycott aslında bir soyadı. 19'uncu yüzyıl sonlarında İrlanda toprak savaşı sırasında, toprakları kirayla işleten köylülerin daha fazla indirim talebinin reddedilmesi ve yüzlercesinin işten çıkarılması sonrasında köylülerin, işten çıkarmaları gerçekleştiren Charles Boycott’a karşı giriştikleri eylem ya da eylemsizliğin adı. Köylüler, Boycott’un da dahil olduğu toprak sahipleriyle ilişkisini keser, işlerinde çalışmaz, bir anlamda izolasyon uygularlar. Nitekim bu eylem sonrasında boycott, bir soyadı olmaktan çıkıp benzer eylemleri tanımlar oldu.

Uluslararası ilişkilerde boykot, devletler arası ilişkilerde sık kullanılan bir ticari silah. İki devletin var olan bir çatışmayı silahlara döndürmesi yerine ticari ilişkileri silaha dönüştürmesine dayanıyor. Başka bir anlatımla boykot, arz edilen ürünlerinin alınmamasına, talebin azaltılması demek.

Adını sık sık duyduğumuz ambargo ise doğrudan arz cephesini hedef alır. Yani bir ülkenin ürünlerini (örneğin petrol) piyasaya sürmesinin önlenmesi. Trump yönetiminin İran’a uyguladığı yaptırımların büyük bir kısmı örneğin ambargodur, yani arzı kısıtlamaya dayanır. Metanın piyasaya çıkması, limanlara girişi, belirli bir döviz cinsiyle, belirli ticari araçlarla satışı yasaklanır. BM Güvenlik Konseyi kararlarında da çoğunlukla gördüğümüz pratik ambargo örnekleridir.

DEVLETLERİN İYİ DÜŞÜNEREK KULLANDIĞI SİLAH: BOYKOT

Ambargo ile boykot, bu noktada şöyle bir ayrışma içerir; ambargo beraberinde ciddi yaptırımlar, yasal düzenlemeler, cezalar içerir. Ambargonun delinmesi ağır bedellerle önlenir. Boykotsa daha esnek bir model. Genellikle ulusal düzeyde uygulanır ve siyasi otorite aslında tüketiciye ve iş dünyasına seslenir. Çoğunlukla bir yasal cezası yok.

Boykot ambargodan daha esnek olduğu için etkisi de sınırlıdır, çünkü siyasi iktidar, toplumu ikna etmek zorunda. Örneğin ABD’nin 2003’te Fransız şaraplarına dönük topluma yaptığı boykot çağrısı, tüketim ve ticari veriler dikkate alındığında neredeyse hiç etkili olmadı. Uzmanlara göre, boykot uygulanacak ülke ürünlerinin toplumsal tüketimdeki payı, marka sadakati, ürünün fiyat marjı, alternatifleri gibi faktörler bireysel davranışlara etki ediyor. Örneğin, iktidarın mesajı haklı bulunsa da bireysel düzeyde boykota uyulmadığı gözlemlenebiliyor. Bu noktada bireylerin ikna edilmesi ve alternatifler yaratmak, uzun vadeli bir stratejiyle hareket etmek tavsiye edilen. Başarılı olan bir boykot örneği vermek gerekirse, 2012’de Çin ile Japonya arasında yaşanan gerilimde Çin’in Japonya otomobillerini boykot etmesi sonucunda Japonya’nın Çin’e ihraç ettiği araç sayısında dramatik bir düşüş yaşandı. Bu boykotun başarılı olmasında Çin pazarında Amerikan araçlarının alternatif oluşturması da etkili oldu.

Boykot konusunda söylenebilecek diğer önemli bir unsur, iki ülkenin ticari ilişkileri ve birbirlerine olan bağımlılıkları. Örneğin A ülkesi B ülkesine boykot uygulayacaksa; A öncelikle B ile olan dış ticaret dengesine bakmalı. Ardından B’den ithal ettiği ürünlerin iç pazarındaki payına. Ardından B’nin genel ticaretinde A’nın sahip olduğu ağırlığa. Örneğin B A’ya peynir satıyorsa ve A “artık senden peynir almıyoruz” diyorsa ancak bu, B’nin peynir ticaretinde yüzde 1’e denk geliyorsa B ülkesi alternatif yaratabilir. İçeride indirim ve kampanyaya gidebilir. Yani A’nın boykotunu ya etkisiz hale getirir ya da etkisiz düşük olduğu için görmezden gelir. Ancak B ürettiği ürünlerin yüzde 40’nı A’ya satıyorsa A’dan gelecek boykot çözüm için zorlayıcı bir silah olur.

Küreselleşme süreciyle yabancı doğrudan yatırımlarının, ülkelerin ulusal ekonomisine etkisi dikkat çekici biçimde arttı. Bu da boykot kararı alınırken yatırım oranlarının dikkate alınmasını gerekli kılıyor. Örneğin A ülkesindeki 100 şirketten 20 tanesi B menşeli şirketlere aitse, burada bu yatırımın A’dan çekilmesi işsizlik başta olmak üzere ekonomik maliyeti yüksek sonuçlara neden olabilir. Nitekim bazı ülkelerin bir diğerini sermayesini çekmekle tehdit etmesi ve bunun müzakerelerde bir araca dönüşmesinin altında da bu gerçek yatıyor. Trump’ın Çin’e yatırım yapan şirketlere eve dönün çağrısı, Çin’e buradan yüklenmesi, yer yer TikTok gibi uygulamaları ABD pazarının dışına itmeye çalışması bu durumun farklı örnekleri. Değinilen bu faktörler nedeniyle devletlerin “boykot” derken ince hesaplar yaptıklarını söylemek mümkün.

TÜRKİYE’NİN FRANSA BOYKOTU

Boykot kavramına dönük genel çerçeve uyarınca Fransa-Türkiye ticaretine mercek tutalım. 2019’da Fransa, Türkiye’ye 5.9 milyar euroluk ürün satarken, Türkiye Fransa’ya 8.7 milyar euroluk ürün satmış. Yani ikili ticarette ibre Türkiye’den yana. Dahası Türkiye 2012’den bu yana Fransa pazarında varlığını perçinliyor.

Türkiye’nin Fransa’ya ihraç ettiği başlıca ürünler incelendiğinde neredeyse yüzde 40 ile otomotiv sanayi ve yan ürünlerinin ağırlığı var. Onu hazır giyim ve tekstil ürünleri yüzde 17 ile takip ediyor. Elektrikli ev aletleri, makine ve teçhizatlar diğer ihracat kalemleri. Fransa ise Türkiye’ye makine teçhizatı, sentetik kauçuk, temel kimyasal, demir çelik, tıbbı ürünler, otomobil yan sanayi ürünleri satıyor.

Bir de yabancı doğrudan yatırım cephesine bakalım: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 2002-2018 arasında Fransa Türkiye’ye 5.3 milyar milyon dolarlık yatırım yaparken Türkiye Fransa’ya 235 milyon dolarlık yatırım yapmış. Bir başka anlatımla Fransa’nın doğrudan yatırım oranı, Türkiye’nin Fransa’ya yaptığı yatırımın yaklaşık 21 katı. Türkiye’de faaliyet gösteren Fransız sermayeli şirket sayısı bin 500’ün üzerinde. Benzer biçimde Türkiye’de ilk 500’de yer alan şirketlerden 100’ü Fransız sermayesine sahip.

Boykotun kullanımı ve ekonomik veriler dikkate alındığında, Türkiye’nin siyasi ayrışma yaşadığı Fransa’ya boykot uygulaması, ekonomi otoriteleri ülkenin ekonomik koşullarına bakmasa da can yakan euro ve dolar kurlarının seviyesi dikkate alındığında etkisiz kalacak. Dahası iktidar toplumu böylesi bir boykota hazırlamış da değil. Benzer biçimde ticari veriler, yatırım oranları dikkate alındığında boykot kararının enine boyuna düşünülmeden fevri bir biçimde verildiği söylenebilir. Türkiye’nin bir ülkeye boykot uygulaması küresel ilişkiler açısından yasak ya da yanlış değil, ancak seçilen hedef, risk analizi, maliyet analizi dikkatte alınmadan bu karar alındığında Ankara’nın sadece küresel imajı zedelenmez. Bu eylemle topluma ödeteceğiniz maliyet de artar.


Mühdan Sağlam Kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR