YAZARLAR

'Bir Başkadır' neden bu kadar sevildi?

Hepimiz, siz-biz olmaktan yorulmuşuz, bıkmışız demek. Diziyi izlerken, kendimizi hangi karakterin yerine koyduysak o karakterin, içten içe görmezlikten geldiği ve hatta nefret ettiği herkesle nihayet anlaşabildiğini gördüğümüz anda yaşadığımız derin duygulanma hali tam olarak bu yüzden; hepimiz, birbirimizi anlamayı özlemişiz, aslında buna muhtaçmışız, demek…

Günlerdir “Bir Başkadır” fırtınası kopuyor. Dizi, gerçek bir sosyolojik/psikolojik analiz vahası. Yorumlayan yorumlayana... Ben kendi adıma çok beğendim. Oyunculukların her biri ayrı ayrı hak ediyor övülmeyi, o da doğru. Böylesi bir işin, içimizden çıkmasına da ayrıca hasret kalmışız. Onun coşkusu da eklenince, ufak bir kolektif delirme yaşadık. Bence şahane. Tartışmalar dahil…

İçeriği yorumlayanlar bir yana, ben daha ziyade bu dizi bizi niçin bu kadar ‘çarptı’ noktasında dolanıyorum. Ve aklıma gelen ilk cevap, “gerçek” oluyor. Sanırım hepimiz gerçek olanı özlemişiz. Birilerinin çıkıp cesurca, içimizde dönenleri, aklımızdan geçenleri, acıyı, gerçeği, acı gerçekleri, allayıp pullayıp paketlemeden, tüm rahatsız ediciliğiyle, bize anlatmasını ve hatta yüzümüze vurmasını beklemişiz. “Total’e hitap eden diziler” martavalıyla total olarak aptal yerine konulmaktan sıkılmışız. Bize ‘biz gerçeği’ lazımmış, gerçekten bizden bahsetmek istemişiz. Bu hep böyleymiş de yokluğuna alışmışız, daha ziyade alıştırılmışız.

Post-truth yani “hakikat sonrası” çağında, hakikatin ötesinde ‘olmayan şeyler’ üzerinden algılarla oyalanmaktan sıkılmışız. Bu dizinin herkesi bu kadar etkilemesi demek, insanları bölerek güç sahibi olmanın da sonuna işaret demek. En az Trump’ın gitmesi kadar umutlu bir şey demek. Aslında hepimiz, siz-biz olmaktan yorulmuşuz, bıkmışız demek. Diziyi izlerken, kendimizi hangi karakterin yerine koyduysak o karakterin, içten içe görmezlikten geldiği ve hatta nefret ettiği herkesle nihayet anlaşabildiğini gördüğümüz anda yaşadığımız derin duygulanma hali tam olarak bu yüzden; hepimiz, birbirimizi anlamayı özlemişiz, aslında buna muhtaçmışız, demek…

Böyle anlatınca, bir dizi, nihayet bütün bu çatışmalara son verecekmiş gibi bir durum ortaya çıkıyor fakat tabii ki öyle değil. Dizi bize bunu hissettiriyor. Sanat işte böyle büyülü bir şey. Hemen bu noktada, bu diziye sanatsal denilebilir mi? Evet, bence denir. Görüntüler, oyunculuklar, fikrin özgünlüğü, bence son derece sanat ürünü. Festival filmi tadında bir dizi bu. Ve vermek istediğini insanlara başarılı bir şekilde geçiriyor; rahatsız ediyor, düşündürüyor, silkeliyor, duygulandırıyor. “Koca koca siyasetçilerin” yapamadığını, çekirdek çitleterek yapıyor. Sanat, böyle bir şey işte.

Diziler, filmler, kitaplar, insanların içinde bulundukları zor anlardan kaçmak için başvurdukları ilk vasıtalar. İnsanlara sahip olmadığı ve büyük olasılıkla sahip olamayacağı hayatların izletilmesi bu zamana kadar hep iş yaptı. Bilhassa dizilerde. Fakat bu bir süre sonra toplumun psikolojisini, davranış biçimini ve sosyo-kültürel yapısını bozan bir hale geldi. Sosyal medya da aynı şekilde. İşte biliyorsunuz onlarca yüzlerce çalışma var bu konuda; daima mutlu anlarını, “şahane yaşamlarını”, pek fit bedenlerini sergileyen, aşırı tüketime teşvik eden hesaplar, insanları intihara sürüklüyor. Hem bağımlı hale getiriyor hem de bu dünyaların “gerçeklik” olduğuna inandırarak insanların kendi hayatlarına yabancılaşmasına sebep oluyor.

Dolayısıyla insanlar, mevzu bahis dizideki gibi, kendi hayatlarını bizzat görebildikleri, çok satan kalıpları kıran, herkesin çok mutlu, çok zengin, çok başarılı, çok yakışıklı, çok güzel olmadığı, herkesin her şey olmadığı, bize yedirilmeye çalışılanın arkasını gösteren, iç içe geçmiş yaşamlarda kendilerini gördüklerinde, “Oh be!” dediler. Dünya varmış!

Tüm bunların dev bir toplumsal psikolojik buhranla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Kolektif depresyon da diyorum ben buna. Derin bir bölünmenin, nefretin, umutsuzluğun neticesi. Salgınla dip yapmış bir karanlık bu. Sonuçta, ülkede son dönemde çıkan bütün diziler psikiyatrist ve hastalarından oluşan senaryolara dönüştü. Psikolog bir arkadaşıma sordum “Neden sence?” diye. “İnsanların terapiye verecek parası yok, diziler üzerinden terapi olmaya çalışıyorlar” dedi. Haklılık payı var; fakat yalnızca ekonomik değil bence sebebi. Yaşadıkları sorunların yalnızca kendilerine özel olmadığını da görüyorlar bu diziler üzerinden. Diziye konu olduğuna göre çok rastlanılan genel bir sorun bu, yalnızca ben yaşamıyormuşum, diye teselli de oluyorlar. Böylece daha az “öteki” hissediyorlar.

Giderek daha da bireyselleşen dünyada hepimiz yalnızlık hastalığına yakalandık. Evet, yalnızlık bir tercih olmaktan çıkıp bir hastalığa dönüştü. Hemen hemen hepimiz anlaşılmadığımızı düşünüyoruz. Ve insanlar bu büyük acıdan kaçmak için kendilerini uyuşturmanın türlü yollarını arıyorlar. Bulamayan etrafına sataşıyor, birilerine, bir şeylere sarıyor. Ekonomik güç, bu süreçte “oyalanma”, psikolojik destek veya en azından istediklerine yönelebilmek için önemli bir avantaj. Ama nereye bakarsanız bakın, neyi okursanız okuyun, temelde iyileştiren tek şey olduğunu görüyorsunuz; sevgi. Sevgiyi ve birlikteliği odağına alan tüm politikaların eninde sonunda başarılı olduğunu görüyorsunuz. Sevgi olan yerde, tüm olumsuzluklardan çok daha az yara alındığı görüyorsunuz. Sevginin var olduğu ortamlarda kötülüğün çok barınamadığını anlıyorsunuz. “Kimse kimseyi sevmek zorunda değil” derler ya hep, ben bundan pek emin değilim. Daha doğrusu, sevmek zorunda olmasa bile anlamaya çalışmak zorunda. Anladığında çoğunlukla sevebiliyor da insan. İşin içinde bir kötü niyet yoksa eğer tabii.

İnsanların yapay dünyadan sıkıldığı ve yapay olan, “göstermelik” olan her şeyin hızla sonunun geldiği açık. Umarız her ne olursa olsun gerçeklik ve samimiyet kazanır. Başta yazan-yöneten Berkun Oya olmak üzere dizide emeği geçen herkesin emeklerine sağlık, bize bu gerçeği bir kez daha hatırlattıkları için.


Tuba Torun Kimdir?

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Kadın Meclisleri avukatı ve Kadın Adayları Destekleme Derneği yönetim kurulu üyesidir. ‘Bayan Değil Kadın’ programını hazırlayıp sunmaktadır. Aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.