En kötü iklim değişikliği senaryosunda mıyız?

Stanford’dan bir bilim insanı, iklim değişikliğinde en kötü senaryoya “olması gerekenden çok daha yakınız,” diyor. Bugün için ciddiye alınmayan tehditlerin çok yakında gerçeğe dönüşebileceğini vurguluyor.

Robinson Meyer

2018 yılı Dünya gezegeni için kolay bir yıl olmadı.

Elbette, rüzgâr ve güneş enerjisi ucuzlamaya devam etti ve bir elektrikli otomobil, Amerika’nın en çok satan lüks aracı oldu. Ne var ki iklimsel sağlığın en önemli ölçütü -atmosfere salınan ısı tutucu (sera etkisi yaratan) gazların miktarı– birden bire ve şaşırtıcı biçimde kötüleşti.

HIZLA KÖTÜLEŞTİ

Amerika Birleşik Devletleri’nde salımları gerilerken, Büyük Durgunluk’un* sona ermesinden beridir yıldan yıla en büyük artışını gösterdi. Bu durum, dünya genelindeki eğilimle de uyumlu. İki büyük araştırmaya göre, 2018’de dünya çapında sera gazı salımları arttı ve bir bilim insanının ifadesiyle “hızlanan bir yük treni” gibi sürat kazandı.

ABD’nin salım oranı 2007’deki en yüksek değerlerin yüzde 11’inin altında kalıyor; fakat bu, verilerdeki az sayıdaki parlak noktadan biri. Küresel salımlar artık hiç olmadığı kadar yüksek seviyede. Ve 2018 istatistikleri daha da iç karartıcı; zira sera gazı salımları daha önceleri hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem de dünya genelinde yavaşlıyor, hatta azalıyor gibi görünmekteydi.

Birçok ekonomist, önümüzdeki birkaç on yıl içinde karbon salımlarının bir miktar düşmesini bekliyor. Ama belki de yanılıyorlar. 2018’i bir gösterge olarak alırsak, olumlu yöndeki temiz enerji eğilimleri, Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ekonomilerde dahi salımları kolayca azaltmayacak. Bu, kasvetli bir soruyu gündeme getiriyor: Şu anda iklim değişikliği açısından en kötü senaryoda mıyız?

Stanford Üniversitesi’nde gezegen bilimci olan ve dünya çapında salım seviyelerini takip eden araştırmalara öncülük eden Global Carbon Project’in (Küresel Karbon Peojesi) Başkanı Rob Jackson, “Aslında olmamız gerekenden çok daha yakınız; bunu hiç tereddütsüz söyleyebilirim,” diyor.

FARKLI OLASILIKLAR SÖZ KONUSU

İklim bilimciler, gezegenin geleceğiyle ilgili bir hikâye anlatmak istediklerinde, “Temsili Yoğunlaşma Yolları” ya da (İngilizce kısaltmasıyla) RCP’ler diye adlandırılan dört standart senaryo kullanırlar. RCP’lere iklim biliminde her yerde rastlanır, 21’inci yüzyılı araştırmak amacıyla iklim modellerini kullanan hemen her çalışmada görünür. Güneybatıdaki mega kuraklıklardan, gelecekte Avrupa’ya akacak göç ve düşük gece uykusu kalitesi gibi farklı konularla ilgili araştırmalarda göründüler.

Her RCP’ye, iklimin 2100 yılında nasıl yol alacağını tanımlayan bir numara verildi. Genel olarak, daha yüksek bir RCP numarası daha korkunç bir geleceği tanımlıyor: Bu, insanlığın 21’inci yüzyılda atmosfere daha fazla karbondioksit saldığı, gezegeni daha fazla ısıttığı ve okyanusu asitleştirdiği anlamına geliyor. En iyi senaryoya RCP 2.6 adı veriliyor; en kötü durumsa RCP 8.5.

Jackson, “doğru senaryo 8.5 olursa, Tanrı yardımcımız olsun,” diyor. RCP 8.5 senaryosunda, dünyanın ortalama sıcaklığı 4,9 santigrat derece artacak. “Bu, özellikle de küresel ortalama sıcaklıklar olduğunu düşündüğümüzde, küresel sıcaklıklar açısından akıl almaz bir artış olur. Sıcaklıklar kuzey enlemlerinde ve karasal alanlarda okyanus üzerinde olduğundan daha yüksek olacak,” diye ekliyor.

Berkeley Gezegen Bölümü’nde bir analist ve iklim bilimci olan Zeke Hausfather’a göre, gezegenin geleceğinde bu senaryo gerçekleşebilir. Aktardığı kadarıyla, 2005’ten bu yana, toplam küresel sera gazı salımları, RCP 8.5 senaryosunun gayet yakından takip edildiğini gösteriyor. “RCP 8.5’in yüz yıl sonundaki değerlerine kuşkuyla bakmak için geçerli sebepler olabilir, fakat bugüne dek yapılan gözlemler bunu görmezden gelmek için bir kanıt sunmuyor,” diyor.

ÇOĞU SENARYO FELAKETLE SONUÇLANIYOR

RCP 8.5’ten kaçınsak dahi, daha az dramatik olasılıklar yine felaketle sonuçlanacak bir ısınmaya yol açabilir. Stanford Profesörü Jackson, Paris Anlaşması’nın 2 santigrat derecelik “hedefini” karşılayan her salım senaryosunun, insanlığın çok yakında karbonu doğrudan atmosferden atmak için bir teknoloji geliştirileceğini varsaydığı hususunda uyarıyor. Endüstriyel ölçeklerde bu tür bir teknoloji asla var olmadı.

“3 santigrat derece için hazırlanan senaryoların bir kısmı bile, gelecek 50 yıl içinde bir noktada, sera gazlarını atmosferden atmak için büyük ölçekli endüstriyel faaliyetlere sahip olacağımızı varsayıyor,” diyor. “Bu, bence çok tehlikeli bir oyun. Bugün yapamayacağımız bu şeyin, gelecekte bir şekilde mümkün ve daha ucuz olacağını varsayıyoruz. Teknolojiye inanırım ama sihire inanmam.”

Hausfather, buna karşın eldeki verilerin tamamının, RCP 8.5 veya eşdeğer düzeyde bir ısınmaya mahkûm olduğumuzu göstermediğine dikkat çekiyor. Sadece (ormansızlaşma gibi arazi kullanım olaylarından değil) fosil yakıt yakımından kaynaklanan kirliliği ele alıyorsanız, insanlığın son dönemdeki rekor eğilimleri RCP 4.5’e daha yakın görünüyor.

Bu, iyi haber ama yalnızca kıyaslamalı olarak ‘iyi’. RCP 4.5, küresel sıcaklıkların 2.4 santigrat derece artacağını, bunun neredeyse tüm mercan resiflerini öldüreceğini ve iklim değişikliğiyle ilgili Paris Anlaşması’ndaki 2 derecelik hedefin aşılacağını öngörüyor.

RCP senaryolarından hangisinin bizim gerçekliğimize en yakın olduğunu söylemekte zorlanmamızın birkaç sebebi mevcut. Öncelikle, RCP’lerin büyük kısmı yaklaşık 2025 veya 2030’a kadar süren küresel salımlarla ilgili kabaca aynı hikâyeyi anlatıyor. İkinci olarak, RCP’ler 21’inci yüzyılın tamamına yayılan salımları ele alıyor ve yüzyılın büyük kısmı henüz yaşanıp bitmedi. 2018’de en muhtemel RCP’yi bulmaya çalışmak, sabaha karşı saat 04:32’de yağacak karın yoğunluğunu kesin biçimde tahmin etmeye çalışmaya benzer.

DÜNYA HIZLA DEĞİŞECEK

RCP 8.5 senaryosu, Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Hindistan gibi büyük kirleticilerin asla güçlü bir iklim politikasına geçmemesine karşın, gelecek yıllarda gerçekleşmesi daha az muhtemel olabilir. RCP 8.5, küresel kömür endüstrisinin, sonunda bugün olduğundan yedi kat daha büyük hale geleceğini söylüyor. Hausfather, “Bunun, her zamankiyle aynı dünya olacağını öne sürmek zor,” diyor. “Bu kesinlikle muhtemel dünyamız olacak; ancak günümüzde güneşin kömürden daha ucuz hale geldiği bir dünyada yaşıyoruz.”

Bu durum, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin yakında standart senaryolar listesini genişletecek olma nedenlerinden biri. 2021 yılında yayınlanacak olan yeni ana sentez raporunda, RCP’lerin yerini daha geniş bir yelpazeye yayılacak beş “sosyoekonomik yol” alacak.

Jackson “Henüz hangi senaryo içinde bulunduğumuzu bilmiyoruz,” diyerek uyarıyor: “Çoğu iklim bilimcinin, size 8.5 senaryosunun gerisinde olduğumuzu söyleyeceğini düşünüyorum. Ancak salımların bu yıl olduğu gibi artması durumunda, her geçen yıl, 8.5 senaryosunu daha olası hale getiriyor.”

Jackson, ilk akademik makalesini, NASA’da görev yapan bilim insanı James Hansen’in ABD Kongresi’ni küresel ısınmanın ciddi biçimde başladığı hususunda uyarmasından yalnızca bir yıl sonra, 1989’da yayınladı. Gerçek salımların bir gün RCP 8.5’e yaklaşacağına inanıp inanmadığını sordum.

“Bu çılgınca görünüyor,” diyor. “Ama birçok şeyin ‘çılgınca olmadığı ortaya çıkan bir çılgınlık’ olduğunu düşünürüm.”

 

*Büyük Durgunluk, 2000’li yılların özellikle son üç yılında dünya genelinde yaşanan ekonomik gerileme ve kriz dönemine verilen isim.

** Yazının aslı The Atlantic sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)