Zamansız ormanda zamanlı kıyamet

Çok güvenliydi orman. Mafya yoktu mesela. Çok temizdi. Vergi memuru ve televizyon yoktu. En azından şimdilik. Dahası, devlet çok lazım olmazsa içeri girmiyordu. Sağa sola asılmış manasız başkan fotoğrafları görmek zorunda değildin.

Metin Yeğin myegin@gazeteduvar.com.tr

Hadi denize gidelim diyordum. Deniz var diye bu işgal toprağına gelmiştik çünkü. Amazon yağmur ormanlarında bir yerdi. Brezilya’da, Venezuela sınırına doğru. Her gün 3-5 arası yağmur yağıyordu. Saate bakmadan böyle anlaşılabiliyordu zaman. Gerçi hiç saate bakmaya ihtiyaç yoktu. Mesai saati yoktu çünkü. Sabah Mancuyuka topluyorduk. Sonra bazen içinde Boa yılanın da yüzdüğü bir gölcüğe giriyorduk ve yağmur zamanı hamakta yatıyorduk. Zaten saati bir papaz bulmuştu, dakikaları da kapitalizm ve 1848 devrimcileri birbirlerinden habersiz saat kulelerine ateş ettiler.

Bugün denize gidelim o zaman, dedi Julio. Henüz bir hafta önce birlikte 273 kilometre yürümüştük. Bundan 2 yıl önce bir 280 kilometre daha. İyi yol arkadaşıydı. Yoldaştı. Ormana girdik. Boa yılanı gölcüğünün yanından geçtik. Boştu. Bir ağaç dalı tepesinden sarkıyordu. Birkaç arı kuşu üstünde uçuyordu suyun. Büyük yaprakların kenarını içine bükerek su içtiğimiz dereyi yukarı doğru takip ettik. Hindistan cevizi ağacından iki tane kopardı Julio. Machetası-uzun ve keskin bıçağıyla parçaladı. Aramızda paylaştık. Taze ve yumuşaktı ceviz içi.

Çok güvenliydi orman. Mafya yoktu mesela. Çok temizdi. Vergi memuru ve televizyon yoktu. En azından şimdilik. Dahası, devlet çok lazım olmazsa içeri girmiyordu. Sağa sola asılmış manasız başkan fotoğrafları görmek zorunda değildin. İki ağacın arasında, sırtına devlet çekmiş başkanın boş kahraman bakışlı bekçileri, seni sınıf numarandan sorgulamıyor, her şeyi bilir gibi bakmıyordu. Zehirli örümcekler, boy boy yılanlar, hiç görmediğim ama olduğunu okuduğum Jaguarlar, çıplak bacaklarından iri parçalar koparan, iri karıncalar vardı ama hiçbirinde devlet yoktu. Güzel bir yerdi orman. Devletten uzak iyi hissediyordu insan kendini. Sanki hiçbir devlet yokmuş ve hiçbir başkanı onun kahredici iktidarını sağa sola bulaştırmıyor gibiydi. Güzel bir dünyada yaşıyormuş hissi uyandırıyordu.

İşte deniz dedi Julio. Uçsuz bucaksızdı. İnsan onun bir okyanus olduğunu düşündüğünde hiç şaşırtıcı değildi tabii. Sonu görünmeyen bir kıyısı vardı ve upuzun bir kumsal. Biz yüzmek için soyunuyorduk. Julio’nun köpeği yanımızdan geçti. Okyanusa girdi, içmeye başladı. Okyanus değil, Amazon’un bir koluydu.

Sonra kurudu Amazon’un bu kolu. Dev barajlar, HES’ler, iklim değişikliği, GDO, yangınlar, kuraklık ya da sel ve alçak endüstriyel sistem…

Siz hâlâ kıyamet kopmadı mı zannediyorsunuz?

Tüm yazılarını göster