Semir Beyaz: Cep telefonlarının kanser ettiğine dair bulgu yok

Vücudumuzda her gün olağan şekilde yaşanan hücre bölünmesinin kontrol dışına çıkması ve bağışıklık sistemi tarafından kontrol edilememesi halinde kanserin dokularda hanedanlığını kurmaya başladığını söyleyen kanser araştırmacısı, immünolog Semir Beyaz, bu ihtimali azaltacak önlemler alabileceğimizi hatırlatıyor. Beyaz, en büyük kanser başlatıcıların yüzde 30’ların üzerinde bir oranla sigara ve yüzde 20’lerin üzerinde bir oranla obezite olduğunun altını çiziyor.

İrfan Aktan iaktan@gazeteduvar.com.tr

“Kanser”, hastalığa yakalananların bile telaffuz etmekte güçlük çektiği bir sözcük. Genelde “benim hastalığım”, “bu hastalık” filan deyip yanından, yöresinden geçmeyi tercih ediyoruz. Çünkü kanser hemen hepimizin yakınlarını alıp götüren, kesin tedavisi olmayan, zorlu bir hastalıklar bütünü.

Covid-19 gibi viral bir salgın olmasa da artan bir hızla insanlığı etkisi altına alan, yakalananın ve yakınlarının hayatını temelden dönüştüren bir hastalık olan kansere dair çok sayıda hurafe dolaşıyor. Medyada hemen her gün “mucize ilaç”, “kansere kesin çözüm”, “şunu yiyin, kanserden kurtulun” gibi ayağa düşmüş sayısız “tüketim ürünüyle”, “Küba’da, Amerika’da kanseri yenen ilaçlar var” yalanlarıyla hastaların ve yakınlarının umutları suistimal ediliyor.

On yılı aşkın süredir Amerika’da kanser üzerine yoğun çalışmalar yürüten Dr. Semir Beyaz’la geçen hafta Covid-19 aşısında kullanılan mRNA teknolojisinin kanser araştırmaları açısından nasıl bir yol açabileceğini konuşmuştuk. Bu hafta da kanserin sebeplerini ve kansere karşı alabileceğimiz tedbirleri, kanser olduğumuz anda yapmamız gerekenleri, kanser hakkındaki yalanları ve gerçekleri, en iyi tedavi yöntemlerini, “mucize ilaçları” konuştuk. Konu çok çetrefilli ve bir o kadar hayati olduğu için bu önemli sohbeti bugün ve yarın olmak üzere iki parça halinde yayınlayacağız…

Kanser nedir?

Normalde belli kurallara göre bölünen ve farklılaşan hücrelerin kontrolsüz şekilde bölünmeye başlayıp dokunun işlevini kaybetmesine ve dokunun oluşturduğu organlarda hasara neden olan bir hastalıktır kanser. Dokuda başlar ama giderek bütün vücudu esir almak üzere atağa geçer. Önü alınmadığında da insan hayatını sonlandırır.

Peki neden ve nasıl kanser oluruz?

Hücrelerin kontrolsüzce bölünmesiyle başlayan bir süreçten söz ediyoruz. Şaşıracaksınız ama aslında bu, vücudumuzda her gün yaşanan bir olay.

Nasıl yani?

Vücudumuzda her gün milyonlarca hücre bölünüyor. Fakat hücre bölünmesi sırasında ortaya çıkan bazı sorunlar, hasarlar ya da mutasyonlar olabiliyor. Bu da bazı hücrelerin kontrolsüz şekilde bölünmeye başlamasına sebep oluyor. Neyse ki, vücudumuzda bir hücre kontrolsüzce bölünmeye karar verdiği zaman onu ekarte etmek üzere devreye giren bazı mekanizmalar var. Bir kere hücrenin kendisi, kanserleşmeden önce intihar edebiliyor. Bu hücresel intihar mekanizması dokunun sağlığını korumak açısından çok önemli. Ama o hücre intihar etmez ve devam ederse, yanındaki hücrelerce durdurulmaya çalışılıyor. O da başarılı olmazsa, bu sefer bağışıklık sistemi hücreleri devreye girip o kontrolsüz bölünen hücreyi ortadan kaldırmaya yöneliyor. Eğer o da işe yaramazsa, bu sefer kanser artık o dokuda hanedanlığını kurmaya başlıyor. Böylece zamanla klinik olarak da gözlenebilen kanser hastalığı meydana geliyor. Yani kanser oluşana kadar çok aşamalı bir savaş yaşanıyor vücutta.

Hemen her gün, vücudun olağan bir aktivitesi olarak dokularda gerçekleşen hücre bölünmesinin sebebi ne?

Örneğin bağırsak dokusunun her üç-dört günde bir yenilenmesi gerekiyor. O yüzden oradaki hücreler çok sık bölünür. Çünkü bağırsak dokusu, yediğimiz besinlerle ve mikroplarla çok haşir-neşirdir. Dolayısıyla düşmanın geçmesini engellemek üzere ördüğünüz duvar sürekli hasar aldığı için onu sürekli yenilemeniz gerekir. Buna mukabil mesela sinir dokusu daha az bölünme özelliğine sahip.

KANSER HÜCRESİ YERİNİ YENİ HÜCREYE BIRAKMAYI REDDEDER, ÖLÜME DİRENİR

Yani bölünme kontrolden çıktığında ve hem hücreler hem de bağışıklık sistemi tarafından durdurulamadığında kanser oluşuyor, öyle mi?

Evet. Normal bir dokuda her hücrenin ne zaman ve nasıl bölüneceği, bu bölünmenin nasıl bir kural içinde gerçekleşeceği bellidir. Bağırsaktaki hücreler, birkaç gün sonra yerini genç hücrelere bırakacaklarını bilir. Ama kanser hücresi yerini yeni hücreye bırakmayı reddeder, ölüme direnir. Bu direnişte başarılı olunca, yani bağışıklık sistemi bunu bertaraf edemeyince, kanser hücresi bulunduğu yerde yavaş yavaş bir kanser kitlesi oluşturuyor. Fakat bu da son aşama değil. Çünkü kitle bu sefer de dokunun başka noktalarına yayılmaya başlıyor.

Kanserin evreleri bu yayılmaya göre mi tanımlanıyor?

Tam olarak öyle. Mesela başladığı yerden itibaren yayılmacı bir tutum göstermiş olan kansere geç evre kanser diyoruz. Bir süre sonra kanser, hanedanlığını oluşturduğu dokudan ayrılıp başka bir dokuya geçiyor. Bu metastazdır. Eğer bağırsakta başlayan kanser karaciğere giderse “karaciğer metastazı” diyoruz mesela. Bu da başka dokuların fonksiyonlarını kaybetmesine sebep oluyor. Eğer hiçbir müdahalede bulunmazsanız, kanser artık bütün vücudun metabolizmasını ve sistemlerini etkisi altına almaya başlar.

KANSERİ YENMEK FARKLI ŞEKİLDE YORUMLANABİLİR, KİTLE OLMAMASI KANSER HÜCRELERİ OLMADIĞI ANLAMINA GELMEZ

Pek çok insanın kanseri yendiğini ama bir süre sonra metastaz yaptığını, yeniden nüksettiğini duyuyoruz. Bu neden oluyor?

Kanseri yenmek, farklı şekilde yorumlanabiliyor. Bağırsakta çıkan kanser kitle olarak görünüyor ve onu cerrahi olarak almak ya da kemoterapiyle küçültmek mümkün. Bu süreçte kanseri yenebilirsiniz. Ama bazen oradan çıkan küçük, sinsi, saklanan hücreler altı ay, bir yıl sonra başka bir organda, metastaz şeklinde karşımıza çıkabiliyor.

Bu tür sinsi hücreleri tespit edip önceden bertaraf etmek mümkün değil mi?

Maalesef mevcut kanser görüntüleme teknolojileriyle tek bir hücreyi değil, ancak kitleyi görüntüleyebiliyorsunuz. Fakat kitle olmaması, vücudunuzda kanser yaratma riski taşıyan hücrelerin olmadığı anlamına gelmiyor. En büyük sıkıntılarımızdan biri bu. Kanda dolaşan az sayıda kanser hücresini veya kansere özgü DNA yapılarını erken teşhis için kullanabilmek için çok sayıda araştırma yapılıyor. Umarım bunlar yakın zamanda onaylanarak rutin bir şekilde hastanelerde kullanılabilir.

EN BÜYÜK KANSER BAŞLATICILAR SİGARA, OBEZİTE, HAREKETSİZLİK, ÇEVRE KİRLİLİĞİ, ENDÜSTRİ DEVRİMİ!

Tekrar başa dönelim: Kansere sebep olan kontrolsüz hücre bölünmesinin nedeni ne?

Epidemiyolojik çalışmalar sonucunda bu sürece etki eden başlatıcı faktörler literatürde tanımlanmış durumda. Mesela sigaranın baş, boyun bölgeleri ve akciğer kanseri başta olmak üzere çok büyük bir başlatıcı faktör olduğunu biliyoruz. Obezitenin de kanser riskini artırıcı başlıca faktörlerden biri olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Hepatit, İnsan Papilloma Virüs (Human Papilloma Virus-HPV) gibi bazı enfeksiyonlar kanser riskini artırır. Karaciğer kanserinde Hepatit virüsü, mide kanserinde Helikobakter Pylori tanımlanmış risk faktörleri. Keza fiziksel hareketsizlik de kanserle doğrudan orantılı bir etken. Yine “Batı diyeti” dediğimiz yüksek yağ ve karbonhidrat içeren beslenme şekli de kanser başlatıcı faktörlerden biri. Ayrıca Endüstri Devrimi’yle birlikte hayatımıza çok sayıda kimyasal madde girdi. Kanserojen etki yapan bazı kimyasallarla sık karşılaşıyoruz. Çevre kirliliği hem direkt hem indirekt olarak kanser başlatıcı etken. Alkolün de baş-boyun kanserlerinde veya kolon kanserinde ciddi bir başlatıcı etkiye sahip olduğunu biliyoruz. İmmün sistemini baskılayıcı, hücre bölünmesini artırıcı bazı ilaçların da kansere etki ettiği düşünülüyor.

İnsanların önemli bir bölümü kullandığı için sigaradan bahsedelim. Sigara ne yapıyor da kansere sebep oluyor?

Sigaranın en temel zararı dumanın içindeki bazı moleküllerin etki ettiği bölgedeki hücrelerin dengesini bozmasıdır. Sigara ağıza, soluk borusuna, bronşlara, trakeye, akciğerlere direkt etki ederek oradaki hücrelerin dengesini bozuyor. Ama sigaranın dolaylı etkileri de var. Mesela bazı lösemi kanserleri, pankreas, mide, böbrek, hatta kolon kanserlerinde bile sigara kullanımının dolaylı etkisi görüldü. Sigara içtiğinizde vücudunuzda çok farklı şeyler oluyor, solunum yolundaki hücrelerin dengesi bozulabiliyor.

Denge bozulması ne demek?

DNA hasarı yaşanabilir veya o hücrelerin enflamatuar (iltihaplanma) bir yanıt vermesi söz konusu olabilir. Bunlar, solunum yolunuzdaki hücrelere zarar verir. Ayrıca sigaranın solunum yolunda veya akciğerde yarattığı zarar, vücudun solunum dengesini bozuyor. Bu dengenin bozulması, başka hücrelerdeki fizyolojik dengeyi de bozabiliyor. Bazı hücrelerde oluşabilecek DNA hasarı veya enflamatuar yanıtlar başka bölgelerde de sıkıntılar yaratabiliyor. Sigara dumanı içindeki kimyasallar, vücuttaki başka doku ve organlara da ulaşıp oralarda hasara sebep olabiliyor. Dolayısıyla mide, karaciğer, böbrek, pankreas, mesane kanserleri de sigara kullanımıyla ilişkili. Ama sigaranın yarattığı en büyük olay, akciğer kanseri.

SİGARA İÇMEMELİ, OBEZ OLMAMALI, HPV, HEPATİT VİRÜSLERİNDEN KORUNMALI, ALKOLÜ AZALTMALIYIZ

Yani sigara içmememiz gerektiği kesin, öyle mi?

Evet (Gülüyor). Çünkü sigara, demin bahsettiğim bütün kanser ihtimallerini artırıyor ama baş-boyun ve akciğer kanseri ihtimallerini çok çok daha fazla artırıyor. Sigara içmezseniz, kanser olma ihtimalinizi aza indirmiş olursunuz.

Kanser olmamak için başka ne yapmamalıyız?

Obez olmamalısınız. Hepatit ve Serviks (Rahim Ağzı) kanserine neden olduğu bilinen ve cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virus’e (HPV) karşı korunmalısınız. Fiziksel aktiviteyi ihmal etmemek, belli aralıklarla egzersiz yapmak koruyucu olabilir. Ayrıca tek tip beslenmemek çok önemli. Posalı gıdaların bağırsak kanseri riskini azalttığı düşünülüyor. Çevre kirliliği, su kirliliği, tarım ilaçları kanser riskini artıran unsurlar olduğu için bu alandaki mücadeleler önemli. Ultraviyole ışınlar ve radyasyonun etkileri zaten biliniyor. Güneş altında kalmak zorundaysanız vücudunuzu korumalısınız, çünkü deriniz yanarsa, bu deri kanseri riskini artırır. Alkol tüketimini makul bir ölçüde tutmak iyi olur. Bir kadeh şarap belki faydalı olabilir ama beş-altı kadehe çıkmamak gerekiyor. Alkol sigara kadar zararlı değil ama düzenli ve çok alkol tüketimi de sıkıntı yaratabilir. Bunların yanında bir de genetik faktörler ile şans faktörü var.

CEP TELEFONLARININ KANSERE SEBEP OLDUĞUNA DAİR HERHANGİ BİR BULGU YOK

Neden şans faktörü de var?

Çünkü bu doğal bir süreç olarak vücudunuzda bölünen her hücrenin başına gelebilir. Fakat biz bu süreci sigarayla, obeziteyle, az önce bahsettiğim faktörlerle hızlandırabiliriz. Maalesef Sanayi Devrimi’nden itibaren çevre kirliliği artarak sürüyor, sigara kullanımı inanılmaz düzeyde artıyor ve tek bir gıda türüyle beslenme yaygınlaştı. Bu da obezite ve diğer metabolik sorunların önünü açtı. Ayrıca daha yaşlı bir toplumuz ve bölünen, mutasyona uğrayan hücreleri biriktiriyoruz. Bunlar da karşımıza kanser olarak çıkıyor. Unsurlar arttıkça, kanser de artıyor.

Cep telefonları, kablosuz internet kullanımı gibi yeni araçların da kanser riskini artırdığı doğru mu?

Cep telefonundaki gibi çok düşük frekanslı elektromanyetik dalgaların hücreleri nasıl etkilediğine dair bir çalışma gerçekten de ilginç bir konu. Ama şu anda bu düşük frekanslı dalgaların, cep telefonlarının kanser yaptığına dair herhangi bir bulgu yok. Cep telefonunun kanser ihtimalini yüzde 3-5 artırdığına dair bir bulgu olsaydı, zaten az önce saydığım kanseri tetikleyenler listesi içinde o da olurdu.

SİGARANIN KANSER BAŞLATICI ETKİSİ YÜZDE 30’LARIN ÜSTÜNDE, OBEZİTE YÜZDE 20’LERDE, ALKOL YÜZDE 4-5, ULTRAVİYOLE IŞINLAR YÜZDE 3-5 ARASINDA

Mesela alkolün kanseri yaratma etkisinin yüzdesi ne?

Alkolün kanser artırıcılık oranı kümülatif olarak yüzde 4 ila 5 arasında. Ultraviyole ışınlar, kümülatif olarak yüzde 3 ila 5 arasında etkili. Ama sigaranın etkisi yüzde 30’ların üstünde, obezitenin etkisi yüzde 20’lerde. Bu veriler büyük epidemiyolojik araştırmalara dayanıyor. Farklı kanser türlerinde bu risk oranları değişiklik gösterebiliyor. Eğer cep telefonlarına dair bir bulgumuz olsaydı, inanın bunu ilk önce Dünya Sağlık Örgütü’nden, kanser araştırma merkezlerinden, biliminsanlarından duyardınız.

Fakat cep telefonu veya ilaç şirketlerinin pek çok bilimsel veriyi gizlettiğine dair sayısız anlatı var.

Hiçbir cep telefonu veya ilaç şirketinin bizi satın alacak kadar parası veya gücü yok. İnsanlar bilmeli ki, bilim öyle işlemiyor. Biz hayatımızı para kazanmak için kanser araştırmalarına adamıyoruz. Para kazanmak istesek gidip bir ilaç şirketinde veya finans sektöründe çalışırdık. Cep telefonlarının kanser yaptığına dair birazcık güçlü bir veri görebilsem, bu konuda araştırma yapmaya girişecek ilk insanlardan biri olurdum. Ama öyle bir veri yok.

OBEZİTE KANSER BAŞLATICI HÜCRELERİN DAHA AGRESİF, BAŞINA BUYRUK HAREKET ETMESİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR

Obezite-kanser ilişkisi üzerinde çalışıyorsunuz. Obezite neden kansere neden oluyor?

Açıkçası obezitenin kansere nasıl etki ettiğini, bu süreci nasıl hızlandırdığını hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Bununla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Fakat obez insanların bazı kanser türlerine daha yatkın olduğunu biliyoruz. Kolon kanseri bunlardan bir tanesi. Obezite-kanser ilişkisine dair şu ana kadar kolon kanseri üzerine iki çalışma yürüttük. Birincisi, obez kişilerin yağlı beslenmesi durumunda ortaya çıkan ve vücutta serbest dolaşan yağ asitleri, kanser başlatıcı hücrelerin daha agresif, başına buyruk hareket etmelerini kolaylaştırıyor. İkincisi ise, obez olma yolunda yağlı beslendiğiniz zaman, mikrobiyotanız değişiyor, bağışıklık sisteminizin kanser başlatıcı hücreleri yok etme süreci sekteye uğruyor. Bunu biz fareler üzerinde denedik. Fareyi yağlı beslediğiniz zaman, mikrobiyotasının değiştiğini, iyi mikropların azaldığını, böylece kanser başlatıcı hücrelerin bağışıklık sisteminden kaçma eğilimi gösterdiğini gözlemledik.

Sürekli çeşitli sebze ve meyvelerin kansere iyi geldiğine dair haberler okuyoruz. Örneğin avokado çok yağlı bir meyve olduğu halde özellikle prostat, yemek borusu, yutak, ağız boşluğu, mide ve meme kanserine karşı olumlu etkisi olabileceğini söyleniyor. Dolayısıyla örneğin avokado bazlı bir beslenme işe yarar mı?

Yeterli ekonomik olanağa sahipseniz her gün bir avokado yemek faydalıdır. Çünkü içinde iyi yağ asitleri bulunuyor. Ama bu, bir bütün olarak beslenmenize katkı sağlayan küçük bir unsur. Fakat temel besin kaynağınız avokado haline gelirse, bu elbette çok sağlıksız bir beslenme olur. Hâlâ bir besin bütünü olarak kahvaltı, öğlen ve akşam yemeğinde vücudumuza verdiğimiz gıdaların sağlığa veya hastalığa ne tür etki edici faktörlere dönüştüğünü moleküler ve hücresel düzeyde kesin olarak bilmiyoruz. Ama örneğin avokadonun içinde ne tür yağlar, şekerler vs, olduğunu, dolayısıyla besin öğelerini biliyoruz. Aynı şey marketten aldığımız yoğurt veya diğer gıdalar için de geçerli. Avokadoda da, ıspanakta da, salatalıkta da, yoğurtta da elbette sağlığa yararlı bir sürü besin öğesi var. Ama bu, “şu gıdadan çok yersen şu kanserlere yakalanmazsın” çıkarımı yapmamızı sağlamıyor. Böylesi bir yaklaşım çok indirgemeci olur ve maalesef bu çok sık yapılıyor. Oysa bir biliminsanı insanlara “avokado yiyin, kolon kanseri olmazsınız” diyemez. Çünkü öyle bir bulgumuz yok. İnsanlara “dengeli beslenin, besinlerinizin içinde yağ, protein ve karbonhidrat da olsun, lifli gıdalar yiyin” diyebiliriz. Ama eğer tavsiye ettiğiniz gıdayı neden-sonuç ilişkisi içinde izah edemiyorsanız, elinizde bu konuda bilimsel bir veri yoksa, insanları kesin bir dille belli gıdalara yönlendirmek halkı kandırmaktan başka bir şey değil. Biliminsanları bu gıdalar üzerinde araştırmalar yapıyor ve önümüzdeki süreçte bilimsel temeli sağlam bir şekilde, yediğimiz besinlerin hastalık ve sağlık durumumuza nasıl etki ettiği söyleyebileceğiz. Beslenme bilimi önemli bir bilim. Ama bunu da ayağa düşürmemek lazım.

YARIN: Kanser olunca panik yapmayın, mucize ilaç aramayın!

 
 
Tüm yazılarını göster