Nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı?

Gazeteci, kendisini arayan Sayın Bakan’a “Nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı?” diye sormuş… Dedim ki, gazeteci olmaya gerek yok, ben de böyle sorabilirdim!

Umur Talu umurtalu479@gmail.com

Hazine Bakanı Sayın Nureddin Nebati Bey’in açıklamalarını, Duvar’dan okuyorum…
Hayır Kamil, duvara yazmamış; Habertürk’ü arayıp konuşmuş, ben Duvar’dan okuyorum.
Duyamıyorum, doyamıyorum, kıyamıyorum, tekrar tekrar okuyorum, sadece beynime değil, duygularıma da dokuyorum.

Bilmiyorum, siz de internet üzerinden, bir web sayfasından okuduğunuzda karşınıza hangi reklamlar çıkıyor ama bende, Sayın Bakan’ın “Liderimize bağlıyız” cümlesinin tam altında yağ reklamı çıktı.
Hayır nebati yağ değil; zeytinyağ.
Daha önce almışım muhtemelen, Google biliyor yağı nereye, kime koyacağını.

Gazeteci, kendisini arayan Sayın Bakan’a “Nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı?” diye sormuş…
Dedim ki, gazeteci olmaya gerek yok, ben de böyle sorabilirdim!
Nitekim sabah sabah mahallemizin kıdemli gevrekçisi, simitçisi Yaşar’a “Nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı” diye sordum. Çok naziktir; sadece “Abi iyi günler” demekle yetindi.

“Nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı?” sorusunun tam altına, Duvar’daki aktarma haberde, ne reklamı gelse dersiniz?
Tozşeker 44.50 TL.

Sayın Bakan, hepimizi rahatlatacak biçimde, “Çok şükür. İyi gidiyor” diyor. Yaşar’ın de şekerin de bundan haberi yok tabii!
Tam oraya da nedense ocak çakmağı reklamı denk gelmiş: 59.95 TL.
Dikkatli baktım, çakmağın ucu düz değil, boynu bükük, toz şekere doğru eğilmiş sanki ve sanki ocak sönük, sanki ben bu ocağı nasıl yakar tencereyi nasıl kaynatırım diye çakmak çakmak olmuş gözlerinde moral bozuk!

Sayın Bakan’ın iyimserliği umarım yurda yayılır, hatta dahili her şeyin harici değeri ucuzladığı için bir miktar dışarı da verilebilir; çünkü işadamlarıyla yaptığı toplantıdan çıkardığı sonuç şöyle:
“Onlar toplantıdan gözleri parlayarak ayrıldı.”

Balık alırken mesela, solungaç kırmızısı dışında, gözlerine bakarsınız, parlak mı diye.
Gözleri parlaksa, balık tazedir.
Fakat üzülerek söylemeliyim ki, gözleri parlak taze balık da nihayetinde ölü balıktır.
Sadece yeni ölmüştür!
Balık, işadamıysa, öyledir.
İşçi, köylü, memur, işsiz, emekli ise zaten çoktan ölmüştür!

Sayın Bakan’ın “Benim için ne fark eder? Ahmet kazanmış, Mehmet kazanmış. Katma değer nerede kalıyor? Bu ülkede kalıyor. Bu ülkede kim yaşıyor? Isparta’daki de yaşıyor, Şırnak’taki de, İstanbul’daki de” şeklindeki sözleri çarpıcıydı.
Eminim Mehmet Cengiz de “Biz kazanıyoruz, katma değer de bizde kalıyor da bu Ahmet kim, ben tanıyor muyum?” diye sormuştur.
Duysam, “Nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı” diye sıkıştırırdım ben de onu.

Bu cümlenin manasını çok düşündüm,
Cumhuriyetin bir dönemki “İmtiyazsız sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz” şiarına da benziyor, Marx’ın 3 cilt Kapital’i ile 3 cilt Artık Değer Teorileri’nin tamamının parlak bir özeti gibi de geliyor.

Marx da, Kapital’i neyin uzundur, vakit yoktur, resimsizdir, dizisi olsa keşke diye okumamışsınızdır diye yazıyorum, “Fabrikada patron kazanmış, işçi kazanmış, formen kazanmış, benim için ne fark eder. Artık değer nerede kalıyor? Bu fabrikada kalıyor. Bu fabrikada esas kim yaşıyor? Kim buna şaşıyor?” diye açık açık belirtmişti, babası fabrikatör olan Engels’e.
Gözleri parlayan Engels de bunun üzerine, babadan zenginliğini açıklamak için Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’ni yazdı, ki ülkemizde her kökenden aile, özel mülkiyetin kökenini de devletin kökünü ezbere bilir.

Şimdi niyetlere fiyatlara, kurlara uçkurlara takılmadan, gözlerimi parlatarak şunu söyleyeyim:
Ben patronum, dese de…
Siz maaşınızı kaybedersiniz, ben her şeyimi kaybederim şeklinde mucizevi bir teselli bulup çıkarsa da…
Faizi arttırmayız ama indirir miyiz, ben bilemem, diyecek kadar iktisatçı liderine bağlı, bağımlı olsa da…
Sayın Nebati’yi doğal buldum.
Böylesi iyimserlik, yumuşaklık, sevecenlik muhtemelen bu ülke için şanstır; Ahmet ile Mehmet kadar hepimiz için de. Kur için de, faiz için de.

Şu cümleyi söylerken aklında ne vardı, kim vardı, tam çıkaramadım ama, manasına manasına saygı duydum:
“Despotik bir yönetim anlayışım yok benim. Demokratik bir kişiyim. Herkesi anlayacak empatik davranışlarda bulunmalıyım. Ancak o şekilde başarılı olabilirim. Ermeni, Süryani, Yezidi, hepsiyle ilişki kurarım.”

Hele, “Boynum bükülürse, işçilerin artık mutlu olmadığını, patronların benden nefret ettiğini, siyasete ve Türkiye’ye zarar verdiğimi düşünür, üzülürüm” kısmında, bunları esas başka bir düşünür söylemezken Sayın Nebati’nin günahı nedir ki diye düşünecek olmuştum ki…
Bir sesle kendime gelmişim:
“Nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı?”

Tüm yazılarını göster