Merhametsiz kriz, ibretlik keriz!

Halkın üstüne binen, aşından işinden eden çok kriz var, hatta hemen hepsi öyle ama halkı tuzağa düşüren başka bir örneği yok. Sanki planlı programlı bir şekilde çukurun kenarına taşınıp ülke, halkın önemli kısmı oraya atılmış, itenler, ittirenler ihya olmuş.

Umur Talu umurtalu479@gmail.com

Şu ana kadarki uzunca ömrümü mesela, içine düştüğüm veya sonradan tanık olduğum ekonomik-finansal-parasal kriz sayısına bölsem, bir türlü büyüyemiyorum!
Esasen bu ülkeyi ve insanını yoruyor, kuşak kuşak umut yıkıyor, gençleri erken yaşlandırıyor, çocukları savurup duruyor.

1958 kriziyle başlamış yolculuk. Dolar 9 liraya çıkmış.
Sonra 1974. Darbeden demokrasi umuduyla, hatta envai çeşit sol kokularla, büyümeyle sıyrılmış ekonomi; Kıbrıs ve petrol krizi, ambargo derken hop baş aşağı.

Sonra 1978 ve kıtlık, yokluk, kuyruk yılları denenler. 1979-80. Demirel ve Milliyetçi Cephesi’yle, Özal-IMF imzalı 24 Ocak kararları. Sonra o kararları dayatmak için 12 Eylül darbesi, Evren, yine Özal.

1982. Bankerlerin, bankaların çöküşü. 1990 yine sert bir dalga.
Sonra 1994 Nisan. Susurluk ülkesinde Çiller ile çukura düşüş.

1999 büyük deprem. 2000 Kasım, büyük krizin sinyalleri. Şubat 2001 Kara Çarşamba, sıfırları yüklenip 670 bin TL’den 1 milyona çıkan dolar, yüzde 7500’e fırlayan gecelik faiz. İşten çıkarma, işsizlik fırtınası.

Bunların hemen hepsi, kimi daha ağır ve yaygın, köklü kriz. Hepsi açıklanabilir.
Birtakım panik müdahaleleri yahut toplumun bir kısmını rehin alan, döven yapısal tedbirlerle çıkış aranmış, bulunmuş veya yeni bir krize kadar ertelenmiş.
Misal, Rahip krizine kadar.

2021 sonunda olan, şu yaşadığımız ise, tarihte de talihte de biricik.
Halkın üstüne binen, aşından işinden eden çok kriz var, hatta hemen hepsi öyle ama halkı tuzağa düşüren başka bir örneği yok.
Sanki planlı programlı bir şekilde çukurun kenarına taşınıp ülke, halkın önemli kısmı oraya atılmış, itenler, ittirenler ihya olmuş.
Nereye kadar Payidar, o meçhul!

Bunları iyi anlamamız için adeta gökten inmiş, her konuşmasında halka esasında ne olduğunu, nasıl görüldüğünü anlatan bir Hazine bakanımız var artık.
Siz ekonomide ne olup bittiğini anlamasanız bile, o sizin ne olduğunuzu, nasıl bittiğinizi iyi anlıyor.

“Sen en fazla maaşından olursun, ben bütün varlığımdan” ile başladığı kriz yolculuğunda az zamanda “krizden kerize” vardı:
“Dolar yükseldiğinde şirketler filan bunun nereye varacağını biliyordu. Dolara koşan küçük tasarruf sahibi ise bilmiyordu. Olan ona oldu.”

Bunu merhametten ziyade ibret tonuyla söylemesi de, Hazine’nin gücüne, kudretine işaret ediyor zaten.
Özal’ın “Ben zengin severim” sözünden bu yana en açık ifade ama…

Necati, daha ne desin Sayın Nebati!
Sana adeta diyor ki, “Senin yaşaman bile tesadüfen. Kendine dikkat et!”

Böyle bir mekanizmadan, böyle bir yükselt-indir organizasyonundan siz ne anlarsınız?
Bence kendinizi anlayın.
Kıymetinizi, oradan bakınca nasıl göründüğünüzü, bu yolların tuzaklarını, pasını, pusunu, pususunu.

“Kriz” tek bir harfe ihtiyaç duyar, çoğunluğa “keriz” demek için.
Onu da Sayın Nebati’nin Sayın “e”si temin ediyor halk için, halay için!
Bakan, bunun nasıl bir düzen olduğunu anlatmak için her gün çırpınıyor her haliyle, her harfiyle.
Anlamıyorsak, kabahatin çoğu bizde!
Her oyun bir sürü koyun ister.

Tüm yazılarını göster