Kriz ve bütçe gündeminde muhalefetsizlik

Eski Türkiye, yeni Türkiye karşıtlığı -artık pek kullanmasa da- bir dönem dilinden düşmezdi Erdoğan’ın. Bundan böyle muhalefetin de eski AKP yeni AKP tanımını kullanması şaşırtıcı olmaz. Gerçi Berat Albayrak’ın istifasına ekonomi yönetimi açısından, haddinden fazla önem atfetmek olur ama neyse ki Millet İttifakı partileri, kendi gölgelerinden korktukları için gündemi derinleştirmeyi bile başaramıyorlar.

Berrin Sönmez bsonmez@gazeteduvar.com.tr

Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı'na getirilmesi ve sonrasında Berat Albayrak krizi deprem, bütçe ve ABD seçimlerini gündemin alt sıralarına düşürdü, pazar akşamı. Gözler piyasalara çevrildi ister istemez. Hani anayasa kitapçığı fırlatılması gibi bir etki ihtimali akıllara gelmedi değil. Lakin bakansız ekonomide Türk Lirası'nın değer kazanması hatta altının bile az miktar da olsa düşmesi ilginçti.

Üst düzey politikacı ve kamu yöneticilerine usulüyle istifa etme şansı dahi tanımadığı anlaşılan tek karar vericili sistem nedeniyle garip açıklamalarla görevinden ayrıldığını söyleyen ikinci kişi oldu Albayrak. Ancak benzer şekilde ilk istifa-msı açıklamayı yapan Süleyman Soylu, iki saat içinde kararından döndürülmüşken damat için reyizin parmağını oynatmayışı da ayrı mesele. Blöf siyaseti her zaman işe yaramıyormuş denebilir belki. Belki de azil yerine kendisine böyle bir yöntem dayatılmış olabilir. Her neyse zamanla çıkar açığa ama bundan böyle iktidar partisinde suların durulması, kolay olmayacaktır. Fakat Berat Albayrak yerine bütçe gündemi dikkate alınıp Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanı olmadan önce ifa ettiği son görevindeki performansı konuşulmalı.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı görevindeyken hazırlanan 11’inci Beş Yıllık Kalkınma Planı'ndan toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesinin çıkarılması, görev ve sorumluluk bilinci açısından anayasa ve yasalara mı sözlü talimatlara mı bağlı olduğu şeklinde, değerlendirilmesi için başlı başına yeterlidir. Ancak bununla kalmadı tabii ki; görüşülmekte olan 2021 yılı bütçesindeki tüm falsolar da Naci Ağbal ve ekibinin görev bilinciyle yakından ilişkili olarak ele alınmalı. Evet, bir sistem sorunu, bir sistem krizidir. Tek karar vericinin iradesidir ama hiçbir sistem sorunu da üst düzey görevlilerin, görev bilincinden azade düşünülemez.

Örneğin kadın üniversitesi, 2021 yıllık planında kendisine yer buldu. Anayasa eşitlik ilkesini amir iken, uluslararası sözleşmelere atılan imza ile devlet ayrımcılıkla mücadele görevini üstlenmişken kadın üniversitesiyle ayrımcılığın pekiştirilmesine karar verildi ve plana dahil edildi. Büyük ihtimalle inanmadığı, gerekli görmediği, kendi kızı olsa/varsa göndermeyi düşünmeyeceği kadın üniversitesine, anayasa eşitlik öngördüğü dediği halde ‘hayır’ demeyen başkanın Merkez Bankası'nda herhangi bir talimata hayır diyebilme ihtimali olmadığı çok açık. Şimdiye kadar Merkez Bankası'nın bağımsızlığı üzerine az çok tartışma yürütülüyordu ama bundan böyle bağımsızlık ihtimalini konuşmak bile lüks olacak.

Eski Türkiye, yeni Türkiye karşıtlığı -artık pek kullanmasa da- bir dönem dilinden düşmezdi Erdoğan’ın. Bundan böyle muhalefetin de eski AKP yeni AKP tanımını kullanması şaşırtıcı olmaz. Gerçi Berat Albayrak’ın istifasına ekonomi yönetimi açısından, haddinden fazla önem atfetmek olur ama neyse ki Millet İttifakı partileri, kendi gölgelerinden korktukları için gündemi derinleştirmeyi bile başaramıyorlar. Muhalefetin siyasi basiret sorunu nedeniyle Ak Parti içindeki kaynama gündemde geniş yankı uyandıramazken iktidar medyası Muharrem İnce’yi, Muzaffer Özdağ’ı her vesileyle ekranlara taşıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın, bakansız kalıp kalmadığı bile muallakta tutulurken böylesi bir iktidar krizi yerine iktidarın medyası, CHP ve İyi Parti'nin iç sorunlarını gündemin başköşesine oturtuyor rahatlıkla. İktidar bloku, bu iki partiyi ve HDP’yi hep aynı kefeye koyduğu halde onların muhalefet bloku olarak görünmekten kaçınması, Plan Bütçe Komisyonu'nda gerçekleşen bütçe sunumlarına da yansıdı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın bütçe sunumu sırasında, İstanbul Sözleşmesi gündeme taşınabilirdi. EŞİK- Eşitlik için Kadın Platformu olarak Sözleşme’ye taraftar tüm milletvekillerinin, İstanbul Sözleşmesi yazılı maskeler takmasını talep etmiştik. Birçok açıdan kritik öneme sahipti böyle bir eylemde tüm vekillerin ortaklaşması. Öncelikle Fuat Oktay’ın İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik birtakım hazırlıkları koordine eden kişi olması bakımından önemliydi. Ayrıca EŞİK Platformun konuya ilişkin görüşlerini iletmek için gerçekleştirdiği randevu talebine duyarsız, sessiz kalan Fuat Oktay protesto edilerek parlamenterler, sivil toplumun iktidarca işitilmeyen sözünü duyurmuş olacaktı.

Ve tabii belki bir kerecik olsun gündemi belirleyen iktidar değil de muhalefet kanadı olacaktı. Önce söz verip sonra türlü bahanelerle karar sorumluluğunu birbirlerine atarak iktidarın yönlendirdiği gündemin peşinde savrulmayı seçtiler. Tam da bütçe sunumu günlerinde iktidar medyası HDP’yi PKK terörüyle özdeşleştirecek baskınlar yapıyordu, il başkanlıkları binalarına. Aynı haber bültenlerinde İyi Parti, Muzaffer Özdağ’ın, Buğra Kavuncu hakkındaki iddiaları nedeniyle FETÖ ithamıyla anılıyordu. Ve CHP de yeni parti oluşumları ihtimali medya diliyle abartılarak, iktidarca köşeye sıkıştırılmaktaydı. Kedi bile köşeye sıkıştığında kaplan kesilir ama bizim muhalefet, blok olarak görünmekten korkmaya devam etti.

Diğer yandan biliyoruz tabii ki ‘Millet İttifakı zarar görür’ iddialarının bahaneden ibaret olduğunu. Siyasete egemen eril zihniyet, İstanbul Sözleşmesi hakkında verilecek bir kararın Türkiye’nin geleceğine dair karar vermek anlamına geldiğini idrak edemiyor. Kadın sorunu olarak görüyor ve daha kötüsü kadın sorunlarını toplumsal ve siyasal mesele olarak değil magazin gündemiymiş gibi değerlendiriyor. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasıyla hükümet bütçesi arasındaki ilişkiyi kurmaktan aciz olmasalar gerek ama eril akıllı ve köhnemiş siyaset anlayışıyla maluller, orası kesin. Çünkü kadını, siyasetin öznesi saymayan zihniyet ancak kadın sorunlarını siyasetin ana konusu değil tali mesele sayar. İstanbul Sözleşmesi dahil saldırı altında olan bütün kadın kazanımlarına yönelik iktidar tutumunu, asıl sorunu perdelemek için kullanılan araç olarak görüyorlar hâlâ. Akıllarınca kadın o kadar ikincil konumda ki eşit yurttaşlık hakkını aşındırmayı hedefleyen tüm saldırılar, ekonomi gibi ‘gerçek sorunları’ gizlemek için gündeme taşınmış kabul ediliyor. Kadın sorunları parlamentoda konuşulmak zorunda kalınırsa da vekiller arasında iş bölümü yapılmış gibi gösterilip, bir iki istisnayla sadece kadın vekillerin dile getirmesi bekleniyor.

Nitekim Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesinin sunumu sonrasında her zamanki tablo tekrar hayata aksetti. Kadın vekiller şahane tespitlerle sorunları dolu dolu dile getirirken erkek vekiller pek az istisnayla sınıfta kaldı yine. Bakanın sunduğu bütçe raporunu hem kadının statüsü hem de eril şiddetle mücadele yönünden eleştirmeyi ve tabii ki milletvekillerinin konuşmalarına atıf yapmayı düşündüğüm halde yazının hacmini daha fazla büyütmemek için bu konuyu haftaya bırakmak iyi olacak. Bitirirken sadece şu kadarını söylemekle yetineyim: Kamu kaynaklarından kadın eşit pay almadan kadına yönelik ayrımcılık bitmeyeceği gibi şiddetle de gerçek anlamda mücadele edilmiş olmayacaktır. Bu bir demokrasi sorunu aynı zamanda ve demokrasi hiçbir zaman iktidarların değil muhalefetin çabasıyla gerçekleşir. Bilmem anlatabildim mi…

Tüm yazılarını göster