Köklere yolculuk

Masallar, mitolojiler dilden dile bütün sınırları aşıyor. Onların haritası insanlığın haritası oluyor. Hindistan’ın modern resminin büyük ustası Jamini Roy’un tabloları bu büyülü gerçeği yeniden düşünmek için muazzam bir olanak sunuyor...

Tevfik Taş tevfiktas@gmail.com

"kaybolsam yüzünde
bir ada olana dek

yitsem gözevinde
sabah sularında"

Böyle mi yazdırmış bu şaire, o Şahmeran sevdası?

Yazıp unutmuş mu?

***

Gelir anımsatır işte ustalardan bir ressam. Gelir oturur karşına Jamini Roy... Duaları, söylenceleri, kadınları, tanrıları, kedileri ve onların o doğulu seslerini, bakışlarını getirir.

***

Jamini Roy’un Manasa serisinde işlediği Yılan Tanrıça’ları İran’dan Kırgızistan’a, Çin’e Hindistan’dan Türkiye’ye büyük bir coğrafyayı birbirine tanıdık kılan masallardan, mitolojilerden sadece biridir.

Roy’un, Manasa serisinden Yılanların Kraliçesi / Yılan Tanrıça bizim coğrafyamızdaki Şahmeran’ı mı söyler?

Hindistan ve yakın coğrafyasındaki sanat nesnelerinde bu kadar Şahmeran görünce, insan merak ediyor:

Hintli olan mı İranlıların “Câmâsbnâme” dediği Farsça yazılmış mesneviden doğmuştur; yoksa Sanskritlerden Kırgız Türklerinin destanlarına oradan bizim coğrafyamıza, o tanrıça maran / yılan, bin bir gecesinde döne döne yaşamakta mıdır bizimle?

*** 

Karidesleriyle poz vermiş kediler...

Jamini Roy (11 Nisan 1887- 24 Nisan 1972), Hindistan’ın resim sanatını dünya ölçeğinde temsil eden ressamlardan biridir. Özetlemem gerekseydi: Resim sanatında kendi Bin Bir Gece Masalı’nı yaratandır, derdim Roy için; ve eklerdim bunu yaparken kendi halkını, sıradan köylü sanatçıları hocası, ustası olarak görmeyi yeğleyendir.

*** 

Roy, İngiliz sömürgesi olan Bengal bölgesindeki Bankura’nın Beliatore köyünde doğdu. Orta halli toprak sahibi bir ailenin çocuğu.

Akademik eğitim aldı (Kalküta'daki Devlet Sanat Koleji) ve bu eğitim sırasında modern Hint resim sanatını biçimlendiren düşünür ve ressam Abanindranath Tagore’un öğrencisi oldu.

***

Anne ve yavru kedi- Jamini Roy

O zamanlar, Avrupa’nın yüksek resim sanatını öğreten akademilerde okumak, Hindistan’ın orta halli ailelerinden gelen çok az genç insana nasip oluyordu. Ray bir de bu eğitimi, ona, “en iyi öğrencim” diyen bilge bir devle, Tagore’la yapmıştır.

***

Ne var ki Avrupa ya da Batı sanatı eğitiminin ressam üzerindeki yönlendirici etkisi uzun sürmedi. “Köklerimden öğrenmeliyim ve onu yeryüzünün her yerine taşımalıyım” diyerek, Hindistan’ın en ücra köylerine gitti. Köylülerle kök boyaların yapımından, Kalighat Pat sanatına ve bu resim evreninin arkasındaki felsefelere kadar pek çok konuda birlikte çalıştı...

“Santhal Dansı” serisi böyle doğdu.

Santhal Dansı, Hindistan’da yaşayan pek çok inancın ritüellerinin neredeyse ortak öğesidir. J. Roy köylülerden öğrendiği tekniklerle bu dansın değişik özelliklerini gösteren pek çok eser verdi.

***

Ressama uluslararası tanınırlık sağlayan ilk sergisi, “köklerin söyledikleri” dediği ve köyden köye dolaşmasını sağlayan bu yolculuktan doğdu.

1938'de ilk sergisi İngiliz Hindistan Kalküta'sında (Kolkata) açıldı ve resimleri, özellikle İngiliz alıcılar tarafından Avrupa’ya taşınmaya başlandı.

***

Göz yüzün yarısı eder

Sonrası yaşam

Böyle dedirtmiş o Şahmeran aşkı bu yol sefiline?

Şimdi dönenip duruyorum Roy’un bu dünyaya kazandırdığı o olağanüstü gözlere bakarak.

***

Kediler, Roy’un resim dünyasında özel bir yer tutmaktadır.

Doğudan (ilkeller, barbarlar, köylüler, gelişmemişler) doğan resme bakmayı dünya yeniden öğreniyor. Kendilerine “gelişmiş halklar,” ya da “yüksek medeniyetin sanatı, düşüncesi” diyenler, Doğunun sanatını yeniden ve yeniden keşfediyor.

Biz resimlere bakan, onları anlamaya çalışanlar bizler de öğrenebilsek keşke.

Örneğin kedilerin gözlerindeki bakışlarla, kadınların gözlerindeki bakışlar ilkin sanki aynıymış gibi gelir. Oysa her bir resme dikkatle baktığımızda her şey değişiyor...

Jamini Roy, kadınlar

Mesela ateşin içinde dua edip arınan kadının gözleriyle, dansa katılanın gözleri ya da tek başına bize bakan kediyle eşini veya yiyeceği balığı bulmuş kedilerin gözleri asla aynı değildir...

***

Sanatta yerellik ve evrensellik epey tartışılan bir konu. Ben bu tartışmaya burada girmeyeceğim. Gelin görün ki Roy’un tercihinin bu tartışmada taraf olmak olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

***

Bu dediğimi anlamak için ustanın "Ramayana" serisi nirengi noktası olabilir. 1946’da 17 tuvale yayılmış Ramayana bir anlamda onun başyapıtıdır. Roy’un endüstriyel boya yerine toprak, tebeşir tozu ve bitkileri kullanarak doğal renklerle, Kalighat pata tarzındaki bu yapıtları salt birer resim değildir; aynı zamanda Hinduizm, Budizm, Vaishnavizm ve Jainizm gibi inançların hem birbirleriyle bağıntılarını hem de ayrım noktalarını düşündüren felsefi dokularla örülmüştür.

Hindistan’da Hinduizm, Budizm, Vaishnavizm ve Jainizm gibi pek çok inanç yaşıyor. Hemen her inancın kendi Pujarini / rahipleri var. J.Roy’un eserlerinde bu değişik boyutlarda işlenmektedir.

Derim ki Kalküta’ya yolu düşen, Sarada Charan Das Konağı’na da uğrasın. Çünkü ustanın Ramayana serisi orijinal ve eksiksiz olarak burada buluyor ve “en iyi koleksiyon” olarak adlandırılıyor.

***

Roy, masalı öldürülen, sanayi ve savaş cehennemine döndürülmüş “modern, gelişmiş, üstün” medeniyetler dünyasına basitçe şunu söyledi:

Halklar, masallar yaratabildikçe salt edebiyat, sanat yaratmazlar, masallar ve dualar, tapınma biçimleri ve dans insanları dost kılmanın da bir yoludur.

Bu nedenle de kendisine “Patua” denmesini istedi.

NOT: The Public Domain Review dergisi, her yıl yaratıcısının ve mirasçılarının telif hanesinde düşen eserlerin listesini yayımlıyor. Bu yıl listede Jamini Roy da yer alıyor.

Tüm yazılarını göster