İranlı eylemci anlatıyor: Protestolar domino taşı gibi

İran’da Mahsa Amini’nin öldürülmesiyle başlayan eylemler dokuzuncu gününde. Eylemlerin en başından beri içinde yer alan Aref, “İnsanlar baskıdan ve ekonomik krizden bıkmış durumda” dedi.

Abone ol

DUVAR - İran’da saçı göründüğü gerekçesiyle ahlak polisleri tarafından gözaltına alınan ve bu sırada gördüğü şiddet sonucu hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ardından İran’da bir dizi eylem patlak verdi.

16 Eylül’de, Amini’nin hayatını kaybettiğinin açıklanmasıyla ülke genelinde insanlar sokağa çıkmaya başladı. Eylemlerin üzerinden dokuz gün geçti ve protestolar 20’den fazla kente yayılmış durumda. Resmi makamlara göre, polisin sert saldırılarına maruz kalan göstericilerden şimdiye kadar en az 35 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. İnsan hakları dernekleri ise bu rakamın 50 olduğunu belirtti. 

İran’da kadınlar, başörtülerini yakarak ve saçlarını keserek Amini’nin katledilmesini protesto ediyor. Kadınların yanında erkekler de eylemlerde ön sıralarda yer alıyor. İran halkının, günlerdir devam eden mücadelesini, en başından beri Tahran’daki eylemlere katılan 38 yaşındaki Aref ile konuştuk.

‘BU, İLK DEĞİL’

Çevirmenlik yapan Aref, eylemlerin Amini’nin öldürülmesi ile başlamış olsa da ülkede uzun zamandır süregelen problemlerin halkta yarattığı bıkkınlıktan bahsediyor. Aref, ekonomik krizin gündelik hayatlarının bir parçası olduğunu, ahlak polisinin davranışlarının giderek sertleştiğini anlatarak, mevcut protestolar için ‘domino taşı gibi’ yorumunda bulunuyor.

2009 yılında İran’daki eylemlerde de yer aldığını hatırlatarak “Bu ilk değil” diyen Aref şunları aktarıyor: “O zamanlar ben 25 yaşındaydım. Dolayısıyla bu ilk eylem değil. Ahlak polisinin halk üzerindeki baskısı, ekonomik kriz gibi sorunlar buradaki insanların aslında gündelik hayatında başa çıkmaya ve mücadele etmeye çalıştığı şeyler. Mahsa’dan önce de benzer olaylar yaşandı başörtüsü ile ilgili. Ama bunlar dünyadaki insanların ilgisini çekmedi. Örnek olarak bir ay önce, ahlak polisi bir kadını yakalayarak zorla minibüse bindirdi. İki ay önce de iki kişi otobüste başörtüsü ile ilgili bir tartışma yaşadı. Genç kadını başörtüsünü uygunsuz taktığı gerekçesiyle yakaladılar ve onu cezaevine gönderdiler. Hatta televizyona çıkartarak hata yaptığını söylettiler. Kısacası Mahsa’nın yaşadığı tek olay değil. Bu, domino taşları gibi birbirini etkiliyor.”

‘BİZ BURADA REHİNİZ’

Aref, İran halkı içinde rejimi istemeyen çok kişi olduğunu vurgulayarak kendileri için ‘rehin’ benzetmesini yapıyor. Mevcut rejimi geri püskürtmeyi istemenin ve bunu başarmanın da hiç kolay olmadığını ifade eden Aref, “Taraftarları çok zalim ve bizi halkın parçası olarak görmüyorlar. Sanki büyük bir cezaevi gibi…” diyor. Clubhouse gibi sosyal medya uygulamalarında rejimle ilgili fikirlerini paylaştıklarında rejim taraftarları tarafından öldürülmekle ve dövülmekle tehdit edildiklerini belirtiyor.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ABD’den dönüşü itibariyle polislerin göstericilere daha şiddetli saldırdığını söyleyen Aref, “Herkesin en büyük korkusu, bu eylem sonrası daha önceki eylemler gibi büyük bir sessizliğin hakim olması…” diye konuşuyor. Gösteriler boyunca çok kişinin yaralandığını ve öldüğünü dile getirerek açıklanan rakamların da net olmadığından bahsediyor. Aref'e göre, resmi rakamlara güven duymak imkansız.

‘BAŞÖRTÜSÜ İLE ÜLKEDEKİ DİĞER SORUNLARIN ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR’

Kadın ve erkeklerin sokaklarda birlikte mücadele etmesiyle ilgili de Aref, “Aslında rejim yanlıları içinde bile başörtüsüne karşı olan çok kişi var. Başörtüsü başka bir konu ki, 40 yıldır bununla uğraşıyoruz. Ancak asıl problem, ahlak polislerinin nasıl davrandığı… Zaman içinde çok daha gaddar bir hale geldiler. Ülkedeki bütün diğer sorunların üzerini bununla örtmeye çalışıyorlar. Bütün ilgiyi bu konu üzerine çekiyorlar. Bu protestoların ortaya çıkışı rejimin davranış biçimi yüzünden” ifadelerini kullanıyor.

Rejim içinden pek çok kişinin de başörtüsü mevzusunu yeniden elden geçirmeyi hatta iptal etmeyi konuştuğunu bildiren Aref, “Eğer rejim sokaklardan insanları çekmeyi başarırsa ne olacağını ben de kestiremiyorum” diyor. Ancak eylemlerin gün ve gün daha kalabalık olmasından mutlu. Hatta bunu şu sözlerle açıklıyor: “Eylemlerinin başlamasının üzerinden altı gün geçtikten sonra dün gece insanlar sokaklarda daha az insan olacağını düşünüyordu ama tam aksine daha da kalabalıklaştı. İyi haber şu ki, eylemler sadece belirli bölgelerde değil, her yere yayılmış durumda.”

‘Z KUŞAĞI ÇOK CESUR’

Eylemlerin bir lideri ya da sözcüsü yok. Aref de bu noktanın altını çiziyor ve bazı kaygıları da dile getiriyor: “Bu eylemlerin bir lideri yok ve insanların eleştirilerinden biri de lider olmadığı için ortak bir anlaşmaya varılamayacağı yönünde. Mevzu aslında liderlikle ilgili değil, insanlar sadece bu mevzulardan bıkmış durumda. İnsanlar, gündelik hayatındaki yaşadığı baskıdan, ekonomik problemlerden, sosyal sorunlardan yorulmuş ve bıkmış durumda.”

Sosyal medyada dolaşan videolarda her yaştan kadın ve erkeğin yan yana mücadelesi görülüyor. Bu görüntülerde dikkat çekici yanlardan biri de gençlerin varlığı… Aref, Z kuşağının cesaretine hayran olduğunu ifade ediyor. 20-25 yaşındaki gençlerin umutsuz olduğunu anlatan Aref, sokaktaki gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Çünkü 2009 yılındaki gösterilerden sonra ki, ben de o zaman 25 yaşındaydım ve eylemlerin bir parçasıydım, gelecek kuşaklara daha parlak bir ufuk bırakamadık. Dolayısıyla bizim daha fazla enerjimiz kalmamıştı. Ancak bu gençler bizden tamamen farklılar. Çok cesurlar. Polisten korkmuyorlar, videolarda görmüşsünüzdür, savaşıyorlar, polislerin yüzüne bağırıyorlar. Çünkü bu kazan-kazan durumu değil, aksine kaybet-kaybet durumu...”

Editörün Notu: Haberde geçen isim, güvenlik gerekçesiyle değiştirilmiştir.