İktidardan da muhalefetten de memnun olmayanlar ne yapabilir?

Halkın seçenekleri hiçbir zaman sadece oy pusulasında önüne gelen parti amblemlerinden ibaret olmadı. Yerel seçime gidilirken ‘yerel inisiyatif’ denen etkili aracın yeniden hatırlanması gerekmez mi? Hayatın ‘iki seçim arası bir anlaşma’dan ibaret olamayacağını unutmamak lazım değil mi?

Barış Avşar bavsar@gazeteduvar.com.tr

Yerel seçim için süreç, aday listelerinin YSK’ya teslimi ile birlikte sahadaki performansların öne çıkacağı bir döneme giriyor. ‘Seçim performansı’ denince akla artık direkt liderin ne diyeceği, ne yapacağı geliyor evet. Eskiden de böyle değil miydi? Ecevit, Demirel, Özal… ‘Onlar varken de böyleydi’ denebilir, ‘güçlü lider’ her zaman sonucu etkilemiştir. Ancak Türkiye’nin yeni siyasal sisteminde artık işler iki lider, iki blok, iki tercihe döndü: Ya siyah ya beyaz! Başka renklere yer yok, olacaksa da siyaha ya da beyaza göre nasıl konum alacaklarına bağlı! Buna mahkum edilmeye çalışılıyor…

31 Mart için İstanbul’da 20 partinin aday göstermiş olması bu tabloyu tersine çevirir mi? Muhalefet partileri için tablo böyle bir iddiadan çok yeni dönemde de var olabilme, söz söyleyebilir durumda olabilme gayreti gibi görünüyor.

Peki ‘seçmen’ diye anılan, ekonomik zorluklarla, işsizlikle, çevre katliamlarıyla, eğitim ve sağlıktaki sorunlarla her gün yeniden boğuşarak ayakta kalmaya çalışan milyonlar?

***

İktidar, 2023 seçimlerini kazanarak büyük bir adım attı doğru. Ancak hatırlayın, o seçimlerden önce muhalefetin kazanması durumunda ne olacağı söyleniyordu?

“20 yıllık iktidarın bıraktığı bütün sorunları önlerinde bulacaklar. Özellikle ekonomide çok zorlanacaklar. Belki de almak zorunda oldukları kararlar nedeniyle erken seçime gitmek durumunda kalacaklar…”

Bu değil miydi muhtemel senaryolardan biri? Ama işte şimdi iktidar değişmedi ve bu sorunlarla o uğraşıyor. Doğal olarak zorlanıyor ve seçimden sonra muhtemelen daha da çok zorlanacak. Buna karşın muhalefetin halka umut veren, örneğin bir büyük yerel seçim zaferiyle iktidarı erken seçime zorlayabilecek ya da daha doğrusu bir yeni genel seçimle gidişatı değiştirebilecek gücü/potansiyeli var mı?

Geçelim halkı, kendi kendine kaldığında bu soruya olumlu yanıt verebilecek bir muhalefet aktörü var mı?

Peki bu durum iktidarın 20 yılı aşan iktidar deneyiminden memnun olmayan, gerçek bir ‘değişim’ isteyenler için siyasetten uzak durma hatta ‘boş verme’ gerekçesi olabilir mi?

Bu ülkede yaşayan ve yaşamaya devam edecek herkes için asıl uzak durulması gereken bu boş vermişlik ihtimali değil mi?

Ötesinde bir minik ışık bile yok çünkü!

***

Yaşamaya, çalışmaya, eğitim almaya devam eden, edecek milyonların barış içinde, temel insan haklarına sahip olarak, fikirlerini rahatlıkla ifade edebildikleri bir ülkeye ulaşma isteği bitmeyecek. Bitmeyecek, çünkü bunlar insanın insan olma şartıdır. Kendisini insan gibi hissedebilmesinin ilk şartı! Dünya genelinde kılıçların çekildiği, savaşların ve katliamların devam ettiği, otokratik yönetimlerin kurulduğu ya da güçlendiği bir tablo var evet. Türkiye de hem dünyanın hem de bölgesinde yaşanan gelişmelerin dışında kalamayacak kadar kritik bir konumda, o da doğru. Ancak dezavantaj ya da ‘baştan kaybetmiş olma’ durumunun gerekçesi yapılan bu gerçekler aynı zamanda aksine bir potansiyeli de yansıtmıyor mu?

Mahallede, iş yerinde, okulda…

Madem bir yerel seçime gidiyoruz, yerelin sesini duyurup yükseltecek inisiyatifler yükseltilemez mi? İktidara meydanın o kadar da ‘boş’ olmadığını muhalefete de alternatifsiz olmadığını gösterecek yerel inisiyatifler kurulamaz mı?

Evet, Türkiye’de ‘sivil toplum’ diye anılan alanda bile büyük bir daralma var.

Evet, alanında uzman insanların oluşturduğu meslek örgütleri ve sendikalar bile büyük açmazlarla karşı karşıya.

Evet, akademi toplumsal hayata doğru yolu gösterebilecek bir rehberlik rolünden iyice uzaklaştırıldı.

Ve evet, sosyal medya gibi hayatımıza girdiklerinde ‘özgürlük’ çanları çalınarak karşılanan mecralarda bile söz söyleyebilmek ‘sorun’ oluyor.

Ancak unutulmasın ki hayat devam ediyor ve nefes alınamaz hale gelindiği her durumda tutunulacak tek dal olduğunu yeniden yeniden öğreniyoruz: Dayanışma!

En acı ama en güçlü ve yakın örneğini 6 Şubat depremlerinden sonra görmedik mi?

Halkın seçenekleri hiçbir zaman sadece oy pusulasında önüne gelen parti amblemlerinden ibaret olmadı. Yerel seçime gidilirken ‘yerel inisiyatif’ denen etkili aracın yeniden hatırlanması gerekmez mi? Hayatın ‘iki seçim arası bir anlaşma’dan ibaret olamayacağını unutmamak lazım değil mi?

Sizden oy isteyen adaylardan başlayarak, ses yükseltmek çok mu zor?

Çevrenize bir bakın, bir ihtimal daha mutlaka var…

Tüm yazılarını göster