HDP’nin Ekonomi Programı'na ilişkin düşünceler

HDP’nin Ekonomi Programı'nda sıraladığı 34 madde sermaye egemenliğine karşın emeğin öz örgütlenmesinden, yeniden kamulaştırmadan, doğayla uyumlu kalkınmadan, ekolojik yıkımın sonlandırılmasından ve militarizmin tükettiği kaynakların toplum emrine verilmesinden bahisle esasında çağdaş demokratik sosyalist partilerin öne sürdükleri temel ilkeleri başına sonuna radikal demokratik bir söylem yerleştirerek aktarıyor.

Ali Rıza Güngen argungen@yahoo.com

Türkiye’nin üçüncü büyük partisi 1 Şubat’ta ekonomik programını açıkladı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nden kopan, koptuktan sonra da geçmişte yaptıklarıyla hesaplaşamayan kadroların kurduğu yeni partilerin ekonomik krize ilişkin açıklamalarına gereğinden fazla önem atfeden gözlemcilerin bu açıklamaya ilgi göstermeyeceğini söylersek abartı olmayacaktır. Ancak Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkan Yardımcısı Rıdvan Turan’ın Meclis’te açıkladığı programın (buradan sonra Ekonomi Programı) tartışılması gerekiyor. Sadece programın radikalizmi nedeniyle değil, aynı zamanda aktörün ağırlığı nedeniyle de böyle bir gereklilik bulunuyor.

PROGRAM ÖNCEKİ YÖNELİMİ SÜRDÜRÜYOR VE BİRAZ DA SERTLEŞTİRİYOR

Öncelikle bu program bir seçim malzemesinin ötesine geçmek üzere düşünülmüş. Tespitler sadece seçim takvimiyle sınırlı değiller ve metnin kendisi bir ilkeler beyannamesini de andırıyor. Fakat bu açıklamanın seçim sath-ı mailinde yapıldığını da akılda tutmak gerekli. Ekonomi Programı'nın anti-kapitalizm vurgusunun oldukça güçlü olduğunu belirterek başlayayım. Dünya durumu analizi ve Türkiye’deki ekonomik ve toplumsal çöküşe dair kısa bir tespitin ardından ilkeler hatırlatılmış. Takibinde vaatler sıralanmış (Acil Eylem Programı) ve kaynaklara işaret edilerek metin sonlandırılmış.

Sıralanan 34 madde (temel ilkeler ve duruş) aynı zamanda devrimci/radikal demokrasi programının ekonomideki tamamlayıcısı olarak sunuluyor. HDP’nin Türkiye siyaseti nazarında uzunca bir süredir tutturduğu bu hat esasında ilginç bir melezlik taşıyor. Küresel ölçüde muhalif hareketler açısından yaşanan alternatifleri derinleştirememe sorununa sosyalizm esintili bir çözüm önerisi getiren bu hat, iş ideolojik-politik yelpazeye geldiğinde ise daha farklı bir yerde konumlanmayı tercih ediyor. Kısacası radikal demokrat bir parti olarak tanımlanmakta olan HDP’nin Ekonomi Programı'nda sıraladığı 34 madde sermaye egemenliğine karşın emeğin öz örgütlenmesinden, yeniden kamulaştırmadan, doğayla uyumlu kalkınmadan, ekolojik yıkımın sonlandırılmasından ve militarizmin tükettiği kaynakların toplum emrine verilmesinden bahisle esasında çağdaş demokratik sosyalist partilerin öne sürdükleri temel ilkeleri başına sonuna radikal demokratik bir söylem yerleştirerek aktarıyor.

Program Türkiye’deki çoklu krizlerle mücadele ve çözüm için sermaye düzenini açıkça hedef koyuyor. Kamu garantili istihdam yanı sıra kamuculuk vurgusu bu nedenle ana akım muhalefetin piyasayı rayına sokacak kamuculuğundan farklı bir yerde bulunuyor.

ZAYIF YANLAR NELER?

Bir ekonomi programından bütün sorulara cevap vermesi beklenemez, ancak seçimlere giderken açıklanan program atılması gereken başka adımları da işaret ediyor. Bunları belirtmeden geçmemeli.

Çok yüklü bir kamu harcaması vaadini, ekonomik yaşamın demokratikleştirilmesi yönündeki önlemlerle birlikte sunan programın başka beyanlar ve kampanya malzemeleriyle desteklenmesi gerekli. Örneğin yer verilmiş aşırı kazanç vergisi, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının dondurulması ve iş güvencesi yönünde atılacak adımların sermayenin yatırım boykotu ile karşılaşması beklenir. Burada atılacak muhtemel karşı adımların detaylandırılmaması bir tercih. Ancak tercihin açıklamayı zayıflatan bir yanı mevcut.

Temel gelir vaadi de ekonomik krizden hakça bir çıkış için gerekli önlemlerden biri olmakla birlikte liberal hegemonya yüzünden de sürekli olarak kaynak nerede sorusunun gündemde tutulmasına yol açacaktır. Ekonomi Programı’nı kaleme alanlar son iki sayfayı bu nedenle olsa gerek kaynak sorununa ayırmışlar. Vergi reformu, israfa son verilmesi ve bütçenin bu bağlamda gözden geçirilmesi gibi hamlelerin altını çizmişler. Ancak bu tarz bir işaret etmenin yeterli olduğu düşüncesinde değilim. Kısacası Ekonomi Programı'nın ikili bir biçimde derinleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Birinci boyut hesaplar ve ihtiyaçlar üzerinden bilgi ve kanaat üretimiyle meşgul olanlara yönelik düzenli açıklamalar. Örneğin imar artışlarıyla yaratılan ranta getirilecek rant vergisinin ne kadarlık bir gelir yaratabileceğinin kaba bir hesapla sunulması gerekiyor. Ya da servete ve gelire göre dik artan oranlı vergi sistemi düzenlemesinin yaratabileceği kaynağın eldeki verilerle hesaplanması ve kamuoyuyla paylaşılması da gerekiyor. Programın dokuzuncu sayfasında belirtildiği üzere yüzde 10’dan yüzde 60’a uzanacak yeni vergi oranlarının, hanelerin gelirleri üzerinden tahminen yaratacağı kaynağın hesaplanması ile elde edilecek miktar seçim sürecinde meydanlarda kullanılabilecek bir şey değil elbette. Bu da beni ikinci derinleştirme boyutuna getiriyor.

Ekonomi programlarının somut vaatlere dökülmesi ve dolaşıma sokularak oy tercihlerini ve siyasal davranışı biçimlendirmesi bugün başlı başına bir iş ve sektöre dönüşmüş durumda olabilir. Önümüzdeki üç ay boyunca Türkiye’deki rejim altında zaten pek yapılamayan tartışmaları, çeşitli PR şirketlerinin, kötü tasarlanmış sloganlarla daha da boğduklarını göreceğiz. Bu kakofoniden ayrılarak geniş kitlelere alternatif bir yol olduğu propagandasının yapılması, yaratıcı yöntemlerin bulunması gerekli. Bu hatırlatma elbette sadece HDP’ye değil, aynı zamanda Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bütün bileşenlerine ve diğer sosyalist partilere yönelik. Bahsettiğim yaratıcılık Meclis açıklamalarından ya da TV’de görünmekten değil, programın kendisi kadar radikal ve şaşkınlık uyandıracak bazı ifadelerin dip akıntısı yaratırcasına dolaşmasının sağlanmasından geçiyor.

TAKİP EDİLESİ NOKTALAR

HDP’nin kapatılması davası, türlü çeşit baskı ve sınır ötesi operasyon gündemdeyken bu hatırlatmaları anlamsız bulanlar olabilir. Ancak adil olmayacaksa dahi, seçim tekrar örgütlenme ve direnme fırsatı sunuyor. Ekonomi Programı'nı hazırlayanlar ve kamuoyuyla paylaşanlar tarafından da böyle bir perspektif ön planda; aksini düşünüyor olsalardı zahmete girmezlerdi.

Ekonomi Programı'nın Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerince nasıl değerlendirileceği (ve belki derinleştirileceği) önem arz ediyor. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın aday, tek liste veya pusulada kendi amblemiyle yer alma tartışmasını ne kadar hızla sonlandırabileceği dikkat edilmesi gereken bir nokta.

Ancak HDP ve yakın temas kurduğu sosyalist siyaset açısından takip etmeye seçim sonrasında da devam etmemiz gereken iki nokta daha mevcut.

HDP içinde demokratik konfederalizm ve komünal ekonomi savunusu kadar, parti metinlerinde ve bazı açıklamalarında sosyalistlerin etkileri de önceki yıllardan bu yana takip edilebiliyordu. Bu bağlamda, Meclis grubunda yer alan ve zaman zaman yaptıkları çıkışlarla gündemde yer alan bazı vekillerin, bugünün restorasyon programı olarak görebileceğimiz ve kendisini Millet İttifakı’nın ortak mutabakat metninde tekrar gösteren çizgiye yakın durmaları ve Meclis çalışmalarını büyük ölçüde bu doğrultuda biçimlendirmeleri her zaman dikkatimi çekmiştir. HDP içinde ekonomi politikasına etkide bulunan bu üç grubun (demokratik komünal ekonomi savunucuları, sosyalistler ve sol liberaller) önümüzdeki dönemde nasıl bir tartışma sürdürecekleri takip edilesi bir husus olmaya devam ediyor. Elbette ekonomide seçim sath-ı mailinde parlatılan yukarıda özetlediğim hat ile demokratik cumhuriyet projesinin karşılıklı alışverişi sürdürdüğü sol liberal politik söylem arasında nasıl gerilimler çıkabileceği de. Eğer yukarıda bahsettiğim iki boyutlu derinleştirme gerçekleşmezse bu HDP’nin birikim eksikliğinden kaynaklanmayacak, bahsettiğim gruplar arasındaki çekişmenin gidişatıyla ilgili olacak.

İkinci nokta ise Türkiye’nin siyaset bilimcileriyle ilgili. 21. yüzyılda ülkedeki proleterleşme sürecine paralel olarak beklenebilecek gelişmenin aksine sosyalist partiler güçlü bir geri dönüş gerçekleştiremediler. Lakin sisteme yönelik öfkenin bir kısmının bahsettiğim (ne kadar düzenli tutturulduğu tartışmalı ancak kendisi belirgin) bu ekonomik hat nedeniyle de HDP’ye akmakta olabileceğini görmek gerekli. HDP’ye büyük kentlerde gösterilen ve 10 yıla yakın bir süredir azalmayan teveccühün, kendisini zaman zaman açık eden ve HDP içi çekişmenin de konusu olan ekonomik anlayışla ilgisini dikkate almamak ana akım siyaset bilimcilerin şaşırtıcı bir körlüğü olarak kaydedilmeli. Bu körlüğü gidermek eleştirel sosyal bilimcilere düşüyor.

Tüm yazılarını göster