Fahriye Gürbüz'ü kim öldürdü?

Fahriye Gürbüz öldü, bir hafta geçmeden unutulup gitti. 5 çocuğu öksüz kaldı. HDP'li Hişyar Özsoy, kayyım atanan bölgeyle Şark Islahat Planı’ın uygulandığı bölgelerin tıpatıp aynı olduğunu gösteren haritalara göstermiş. Sanırım bu haritalara ilave olarak “kaçak elektriğe karşı” ordu-şirket işbirliğiyle yoksul köylülere yapılan baskınların haritasını da ekleyebiliriz.

İrfan Aktan iaktan@gazeteduvar.com.tr

HDP Hakkâri milletvekili Sait Dede, bir süre önce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yanıtlaması istemiyle TBMM’ye bir soru önergesi vermiş. Dede’nin soru önergesi küçük gibi görünen, ama devletin Kürtler üzerindeki baskısını vardırdığı noktayı çok çarpıcı bir biçimde özetleyen korkunç bir uygulamaya işaret etmiş.

Çok uzun değil ama bu paragrafı okuyacak zamanınız yoksa bir tık alta bakın, özetini yapacağım.

“2013 yılında Van Gölü Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (VEDAŞ) %100 oranındaki hisselerini satın alan Türkerler Holding, 2016 yılında Van ili Gevaş İlçesini pilot bölge alarak tüm Türkiye’den farklı olarak elektrik sayaçlarının bağlantı direkleri üzerine alınması uygulamasını başlatmıştır. Dağıtım Sistemindeki Kayıpların Azaltılmasına Dair Tedbirler Yönetmeliği’nin Sayaç uygulamaları başlıklı 11. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan ‘Yüksek kayıplı şirketlerin dağıtım bölgeleri içinde yer alan ve önceki yıl gerçekleşmelerine göre teknik ve teknik olmayan kayıp oranı %30'un üzerinde olan il ve ilçelerde, ilgili dağıtım şirketi tarafından kayıp-kaçak ile mücadele dâhilinde elektrik sayaçlarının tesisi için mevzuatta tanımlanan yerden farklı bir yer belirlenebilir’ ibaresi, tüketici aleyhine şirket lehine geniş yorumlanmak suretiyle yurttaşların onurunu zedeleyen bir şekilde uygulamaya konulmuştur. Bugün Doğu ve Güneydoğunun neredeyse tamamında hayata geçirilen bu uygulama beraberinde birçok sorunu da getirmiştir. Sayaçların tüketicilerin kontrol alanlarından bir nevi kaçırılması endekslerin takibini imkânsız hale getirmiştir. Kullanıcı tüketim hareketleri inceleyememekte ve çoğu zaman yüksek miktarda faturalarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Yapılan itirazlarda, özel şirket; fahiş faturaların yazılım hatalarından veya sayaç okumalarından kaynaklı olduğunu beyan etmekte ve düzeltme yoluna gitmektedir. Tabii tüketici genelde yüksek gelen faturalara itiraz etmekte, bunun dışında, faturalara yansıyan küçük miktarlar denetimsiz kalmaktadır. Bu da abone sayısı düşünüldüğünde çok büyük meblağlara tekabül etmektedir. Kimse dönem içinde ne kadar enerji tüketimi yaptığını bilmemektedir. VEDAŞ tarafından Hakkâri ve ilçelerinde abonelere yapılan kayıp kaçak araması ve endeks okuma faaliyetleri çoğu zaman gece ve kolluk kuvveti desteğiyle, yurttaşlarda korku ve tedirginliğe yol açacak bir biçimde, Ortaçağ'ı andırır bir şekilde yapılmaktadır. Çoğu zaman duvarlar delinmekte elektrik tesisatlarına zarar verilmekte ancak en önemlisi özel şirket çalışanlarının ve kolluk kuvvetlerinin tutumu yurttaşların onuru zedelemektedir.”

Yani özeti şu: Elektrik şirketi, “kaçak elektrik kullanılıyor” diyerek elektrik sayaçlarını direklerin tepesine çıkarıyor. Fahiş faturalardan şikayetçi olan insanlar, ancak direklerin tepesine çıkarsa kendi sayaçlarıyla gelen faturayı mukayese edip itiraz edebiliyor. Bu iğrenç uygulama yetmiyormuş gibi, elektrik şirketi, yanına kar maskeli kolluk kuvvetlerini alıp sabaha doğru köylere baskın yapıyor. O baskınlardan çocuklar, yaşlılar, hastalar, genel olarak herkes nasıl etkileniyor diye merak ediyorsanız, 1990’lardan sayısız hikâyeye göz atabilirsiniz.

Böylesi uygulamaları sömürgeci devletler önceki yüzyılda Afrika’da, Hindistan’da filan yapıyordu belki de. Ve şu anda da Türkiye’nin sadece bir bölgesinde böylesi iğrenç uygulama var.

Yani “köylü” milletin efendisidir ama her köylü değil.

Bu uygulamayı Türkiye’nin başka yerinde yapamazsınız, yaptırmazlar!

KİMSE GIKINI ÇIKARMADI

5 Aralık günü, yine Sait Dede’nin aktardığı ve yerel basına da yansıdığı üzere elektrik şirketi elemanları, yanlarına kar maskeli kolluk güçlerini alarak Yüksekova’ya bağlı Dilekli Köyü’ne sabahın köründe baskın yapıyor. Yani Dede’nin soru önergesinden on gün kadar sonra.

Ve bu baskın sırasında korkunç bir trajedi yaşanıyor.

Dede’nin açıklamasından okuyalım: “Bu sabah saatlerinde VEDAŞ ve jandarma ekipleri tarafından Yüksekova’nın Dilekli Köyü'ne yapılan ev baskınında 5 çocuk annesi 45 yaşındaki Fahriye Gürbüz kar maskeli kişileri karşısında görünce korkudan kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmiştir. Özel bir şirket olan VEDAŞ, kamu gücünü alabildiğine kullanıp halk arasında korku, panik ve dehşet uyandıracak şekilde elektrik sayaç kontrolleri yapmakta, çoğu zaman bu kontroller sırasında kontrolün gerçekleştirildiği ev duvarlarına hasar vermektedir. Ne yazık ki bugün yaşanan elim olayla bir yurttaşımızın hayatını kaybetmesine sebep olmuşlardır.”

Tabii devletin, her ihlale olduğu gibi buna da yanıtı hazır. Hakkâri Valiliği, Fahriye Gürbüz’ün “6 yıldır kalp hastası olarak tedavi gördüğünü” tespit etmiş! “VEDAŞ ekibi ve Jandarma ekibinin belirtilen köyde 6 yıldır kalp hastası olarak tedavi gören ve kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Fahriye Gürbüz isimli vatandaşımızla herhangi bir temasları olmamıştır” denilen açıklamanın sonuna da “konu ile ilgili adli tahkikat devam etmektedir” klişesi konmuş. Neyin tahkikatı peki? Hiç.

Sonuçta Fahriye Gürbüz için kimse yürümedi. Köylünün, emekçinin, ezilenin haklarını savunan hiçbir siyasi parti, sol örgüt de yürümedi.

Üretimin sıfırlandığı, insanların ekmek bulamayacak noktaya getirildiği bir coğrafyada yoksul köylülere şirket-ordu işbirliğiyle yapılan baskınların muhatabı “teröristler” de değil ama kimse gıkını çıkarmadı.

Çıkarmayacak da.

Fahriye Gürbüz öldü, daha bir hafta geçmeden unutulup gitti. 5 çocuğu öksüz kaldı ve bu olay kayıtlara öylesine bir hikâye olarak bile geçmedi.

TBMM Genel Kurulu’nda HDP milletvekili Hişyar Özsoy, kayyım atanan bölgelerle 1925 yılında devreye konan Şark Islahat Planı’nın uygulandığı bölgelerin tıpatıp aynı olduğunu özetleyen haritalar göstermiş.

Sanırım bu haritalara ilave olarak “kaçak elektriğe karşı” ordu-şirket işbirliğiyle yoksul köylülere yapılan baskınların haritasını da ekleyebiliriz.

Peki Fahriye Gürbüz’ün hikâyesini nereye koyacağız?

Tüm yazılarını göster