Diyarbakır’da sekiz yıl sonra bir ilk!

Diyarbakır'da çalışan gazeteciler 8 yıl sonra belediye başkanlarına soru sorma fırsatı bulabildi. Bir tek gün kayyımla yönetilmemiş şehrin gazetecileri bunun ne kadar kıymetli ve keyifli bir gelişme olduğunu bilemez.

Vecdi Erbay verbay@gazeteduvar.com.tr

Selçuk Mızraklı'nın belediye başkanlığı yaptığı yaklaşık 3 aylık süre hariç, tam 8 yıldır Diyarbakır'da çalışan gazeteciler belediye başkanlarıyla bir araya gelemedi. Gazeteciler halkın seçtiği belediye başkanlarına çalışmaları hakkında kamu adına soru soramadı. Çünkü halkın seçtiği belediye başkanlarının yerine kayyımlar atanmıştı ve kimi sürgünde kimi de hapisteydi.
Bu 8 yıllık süre içinde belediye başkanlarının yerine kayyım olarak atanan kaymakam ve valiler, kendi basın gruplarını oluşturdu. Belediyelerde alınan kararlar, ihaleler, işe alımlar ile işten çıkarmalar hep bu basın grubu tarafından 'gerek duyuldukça' kamuoyu ile paylaşıldı. Çünkü belediyenin bütün icraatı genellikle "yaptık, yapıyoruz, yapacağız" anlayışı ile yürüdü. Şehrin ahalisine bilgi vermek, şehrin dinamiklerini oluşturan kurumlarla fikir teatisinde bulunmak ihtiyacı da zaten hiç duyulmadı. Gücünü iktidardan alan kayyımlar, devletin birer memuruydu ve kendilerine çizilen sınırların dışına çıkmak, mesela gazetecilerle demokratik bir ortamda sohbet etmek cesaretini asla gösteremediler.
Bu uygulama normal olmayan bir durumdu. Normal olmayanı kayyımlar aracılığıyla benimsetme gayretinin boşa kürek çekmek olduğunu 31 Mart yerel seçimlerinde gördük. Çünkü kayyım politikası demokrasiye olduğu kadar hayatın olağan akışına da aykırıydı.

*

31 Mart seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı seçilen Serra Bucak ile Doğan Hatun, dün Diyarbakır’da çalışan gazetecilerin karşısına çıktı. Bucak ve Hatun kayyımların bıraktığı borçlar ile muhtelif kurumlara hibe ettiği taşınır ve taşınmazlar hakkında bilgi verdiler. Bu bilgiler ulusal basında da yer aldığı için sadece bazı ayrıntıları yazmak isterim.
Bucak ve Hatun, mazbatayı aldıktan sonra ilk kez belediye eşbaşkanı olarak basının karşısına çıktı. Seçimden önce gergin olduklarını gözlemlediğim eşbaşkanlar, daha sakinleşmişlerdi sanki. Ancak seçim atmosferinin doğal yorgunluğu yerine işe odaklanma yorgunluğu vardı üstlerinde. Bu, mazbatayı aldıkları günden bu yana kutlama ziyaretlerini kabul etmekle yetinmediklerini, fırsat buldukça çalıştıklarını da gösteriyor ki, bu iyi bir şeydir.
Seçimi yüksek bir oy oranıyla kazanmış olmanın vakarını ve sakinliğini, göreve ısınmanın ve tecrübe kazanmaya tez elden başlamanın ilk sinyallerini verdiklerini söylemek de mümkün.
Gazeteciler sorularını ve taleplerini sakınmadan dile getirdiler. Cevaplarda kışkırtılmanın panik hali yoktu. Sorulara makul bir ses tonu ve kendinden emin, samimi bir iradeyle cevaplar verildi.
Gazeteciler belediye başkanlarıyla konuşuyorlardı.
Belediye eşbaşkanlarının etrafında bir koruma ordusu yoktu ve gazeteciler özgür bir ortamda soru sorma olanağı bulmuşlardı. Bu izlenim kıymetliydi ve gazeteci olarak yeni dönem için heyecanlanmaya değerdi.

*

Kayyımlar, bilindiği gibi, belediyelerin seçilmiş meclis üyelerini belediyelere almadı ve kamu personelinden oluşan birkaç kişiyi meclis üyesi olarak atadı, yeni bir belediye meclisi oluşturdu. Muhtemelen inisiyatifsiz olan bu meclis üyeleri hangi kararlara imza attı? Belediye yönetiminin çalışmaları sonuçlandığında öğrenebileceğimizi tahmin ediyorum.
Elbette dün öğrendiklerimiz de oldu. Mesela belediyenin taşınmazlarının hangi kurumlara miri malı gibi dağıtıldığı bilgisini eşbaşkanlardan öğrenme şansımız oldu. Bu hibe işleri zaman zaman duyuluyordu ama neden yapıldığı hakkında hiçbir açıklama duyulmadı bugüne kadar.
Kayyımların bu bonkörlüğünü nasıl değerlendirmek gerekiyor? Belediyenin ihtiyaç fazlası arsası, binası, aracı mı vardı ki bunları dağıttı? Arsa, bina, araç yoksulu muydu söz konusu kurumlar? Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi ortadayken Sur, Bağlar ve Kayapınar ilçe müftülüklerine neden belediyenin malı tahsis edilsin. Peki, DEDAŞ ne alaka? Yaz aylarında çiftçilerin ve kırsalda yaşayanların elektriğini kesmekte mahir ve acımasız olan DEDAŞ'a belediyenin malı neden tahsis edilir?
Başka kurumlara bonkör davranan belediyeye ait 70 araç arızalıymış. Bütün araçların klimaları bozukmuş mesela. Bucak dedi, orman yangınını söndürmeye araç, bina yangınını söndürmeye merdiven yokmuş. O vakit kayyımların bu bonkörlüğü bir çeşit mirasyedi görgüsüzlüğü ile açıklanabilir. Ya da daha fenası, halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarına düşmanlıkla. Benden sonrası tufan anlayışı ile belediyeyi çalışamaz, halka hizmet götüremez durumuna getirmek.
Bunlar daha önce de yaşandı. Önceki kayyımların belediyeyi talan performansları, Sayıştay'ın raporlarına rağmen, iktidar tarafından ödüllendirildi. En yukarıda hal böyle olunca en aşağıdakinin tutumu da böyle oluyor. Halbuki, "Miri malı balık kılçığıdır, yutulmaz" diye bir söz vardır. Bazı sözlerin gerçekleşme ihtimali bile şahanedir.

*

Dosso Dossi adıyla düzenlediği müzik etkinlikleriyle bilinen Hikmet Eraslan, geçen gün Ulu Cami'nin önünde çektiği bir video paylaştı. Eraslan, kısaca, Diyarbakır’da planladığı konseri belediyenin uygun görmediğini açıklamış ve serzenişte bulunmuştu. Bilenler biliyordur, Eraslan, kayyımlar döneminde birkaç şehirde etkinlik düzenledi. Bu etkinlikleri memleketini sevdiği için yaptığı izlenimi de veriyordu. Meğerse Eraslan kayyımlardan yüklüce maddi bir destek alıyormuş. Bunu da Doğan Hatun açıkladı. Konser için ciddi bir bütçe talep edildiğini belirten Hatun, “2023 öncesi bir protokol anlaşma olmuş. Belediyeden kendilerine bu tarihler uygundur diye belirtilmiş. Bizden o protokole dair talep ettikleri ciddi bir bütçeydi. Mevcut ekonomik krizde bu halkın giderleri orayı karşılayacak bir şey değildi. Belediyemize ait Kültür Daire Başkanlığı da böyle bir süreçte böyle bir çalışmayı uygun görmedi. Biz yapın veya yapmayın demedik. Kendiniz yapabilirsiniz ama biz bu işin bileşeni değiliz dedik. Ayrıca biz bu konsere karşıyız diye de bir söylemimiz yoktur. Kendi beyanı kendisini ilgilendirir. Bu ithamı reddediyoruz" dedi.
Dosso Dossi'nin halkın itirazına rağmen Cizre'de düzenlediği şenlikli etkinliği hatırlıyorum. Bunlar hep enteresan anlaşmalar ve 'duygusal' işler imiş meğer.

*

Daha neler göreceğiz? Büyükşehir Belediyesi'nde kaç bankamatik çalışanı var? Kimlerin akrabaları işe alındı, müdürlüklere atandı? Ve bunların akıbeti ne olacak? Diyarbakırlılar bu soruların cevabını merak ediyor.
Geçen dönem HDP'li adaydan alınıp AK Partili Hüseyin Beyoğlu'na verilmişti Bağlar Belediye Başkanlığı. Son bir yıldır belediyede yapılan usulsüzlükler mahkeme koridorlarına taşındı. Yardımcıları rüşvetten tutuklanırken ifade veren Beyoğlu adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Şu aralar sesi soluğu çıkmayan Beyoğlu'nun, yedi sülalesini işe aldığı, bunların bir kısmının belediyeye uğramadan maaş aldığı ayyuka çıkmıştı.
Bağlar Belediyesi'nin yeni yönetimi bu haksızlığı, hukuksuzluğu, vicdansızlığı ve ayıbı temizlemeye çalışıyor şimdi. Rant kapıları kapananlar ise bu girişimi bertaraf etmek için algı yaratmaya çalışıyor. Ancak nafile, belediye başkanlarını Diyarbakır halkı seçti ve seçilen başkanlar halkın talebini yani söz konusu temizliği yapmak zorunda.

*

Daha neler göreceğiz? Kamunun malının berhava edilmesi, doğru dürüst hizmet verilmemesi, israf, yolsuzluk vesaire. Kamuoyunun bunların hepsini bilmeye hakkı var. Mevcut koşullarda haksızlığa, hukuksuzluğa bulaşmış kimselerin cezasızlık politikasıyla korunduğu malum. Yargılanacaklarından değil, insan içine çıktıklarında belki ar duyarlar diye, bütün kirli çamaşırları ortalığa saçılmalı.
Esas mesele ya da belediyelerden talep ise galiba şu olmalı: 8 yıldır bilinçli bir şekilde tahrip edilen sosyal ve kültürel alanlar bir an önce onarılmalı. Para bulunur ve kaldırımlar yapılır her halükarda. Ama sosyal ve kültürel alanda yapılan tahribatın onarılması biraz zaman alacaktır. Belediyeler öncelikle bu alanda iyileştirmeler yapmak üzere kolları şimdiden sıvamalı.
8 yılın ardından basının dolayısıyla kamuoyunun karşısına çıktı seçilmiş belediye eşbaşkanları. Özgüvenleri yerindeydi. Halkın taleplerinin farkındaydılar ve bu talepleri karşılama azminde olduklarını gösterdiler. Bize, Diyarbakır halkı adına, "Haydi, rastgele" demek kalıyor.

Tüm yazılarını göster