Davalık Sanasaryan Hanı, Marriott’un Oteli

Anayasa Mahkemesi kararıyla ortaya konmuştur ki, asıl mülk sahibi Sanasaryan Vakfı adına Patrikliğin Han'dan yararlanması fiilen engellenmiştir. 2013’ten bugüne dava sürecine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü iki ihale yaptı. Eylül ayında gündeme geldi ki, Sanasaryan Hanı otel olarak açılacaktır. Otelin yerli ortağı Aktarlı Grup ve yabancı ortağıysa merkezi ABD’de olan Marriott International’dır.

Nevzat Onaran nevzatonaran@gmail.com

Sanasaryan Hanı 128 yaşında, 1895’ten beri İstanbul’un tarihi. Her şeye rağmen ayakta. Ermeni yetimlerin eğitimi amacıyla yaptırılan Han'ın kaderi, Ermenilerin kitlesel olarak yerinden-yurdundan kopartıldığı 1915’te değişti. İttihatçı hükümet el koydu. Han, o yıldan sonra vakfın kuruluş amacında kullanılmadı. En çok da İstanbul Polis Müdüriyeti olarak kullanıldığı için adı hep işkenceyle anıldı. Türkçe söylemle Sansaryan olarak bilindi.

Sanasaryan Hanı’yla birlikte vakfın Erzurum’daki Sanasaryan Mektebi’ne de el konmuştur. Sonrasında mektep binası önemli bir toplantıya ev sahipliği yapmıştır. 23 Temmuz 1919’dan 7 Ağustos’a kadar süren Erzurum Kongresi Sanasaryan Mektebi’nde toplanmıştır. Daha sonraki yıllarda okul binası yıktırılmış ve yerine Atatürk Endüstri Meslek Lisesi yapılmıştır.

Han, bugünlerde iki haberle gündemdedir. Biri Türkiye Ermeni Patrikliği’nin açtığı mülkiyet davası ve diğeri de küresel ölçekteki Marriott International’ın Han'ı otel olarak kullanacak olmasıdır. Elbette dava bitmeden ihalesi hukuki değildir, ama idari ‘yaptım, oldu’ icrasıdır. Davayla ilgili son durumu Avukat Ali Elbeyoğlu’ndan öğrendim. Yerel mahkemenin, Anayasa Mahkemesi Kararı’nın gereği, Han'ın iadesine hükmettiğini söyledi. Dosya Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün itirazıyla temyizdeymiş.

Türkiye Ermeni Patrikliği’nin Sanasaryan Hanı için 1929’daki tapu kaydını dikkate alarak açtığı dava 2011’den beri sürüyor. Ortada tapu kaydı var. Önce kazanılan davanın kararı, maalesef sonrasında tersi yönde olabiliyor. Han'ın benzer dava süreci 1930’larda da yaşanmıştır. O yıllarda kazanılan dava, idarenin doğrudan müdahil olmasıyla istenilen sonuca 1950’lerde ulaşıldı. 1929’daki tapu kaydı yok sayılarak, Özel İdare adına kaydedildi. Bugünkü hukuki gayret bu, idari müdahalenin haksız icrasına karşı, adalet mücadelesidir.

Sanasaryan Hanı, 1895’ten 2023’e 128 yaşında… Asırlık talep: Adalet.

ANAYASA MAHKEMESİ: MÜLKİYET HAKKI İHLAL EDİLDİ

Anayasa Mahkemesi Kararı öncesine kısaca değineceğim. Sanasaryan Vakfı Mütevellisi Türkiye Ermeni Patrikliği tarafından, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve İstanbul İl Özel İdaresi hakkında dava açılması talebiyle başvuruldu. Patrikliğin Avukatı Ali Elbeyoğlu’dur.

12 Aralık 2011’de İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimliğine verilen dilekçede, taşınmazın başkasına devir ve temlikini önleyici ihtiyati tedbir konulması ve Sanasaryan Vakfı adına tapuya tesciline karar verilmesi talep edilmiştir.

Dilekçede üzerinde durulan en önemli delil, Sanasaryan Hanı’nın tapu kaydıdır. Han 26 Mayıs 1929’da Sanarasyan Vakfı adına tapuya tescil edilmiştir.

İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi, Sanasaryan Hanı’nın Patrikhane’ye devri için açılan davayı 3 Temmuz 2014’te reddetti.

Dava Yargıtay’a gitti. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 13 Aralık 2017’de yerel mahkemenin davanın reddedilmesi kararını bozdu. Kararda, Sanasaryan Hanı’na el konulması sürecindeki işlemlerin hukuki olmadığına dikkat çekildi. İki yıl sonra, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün itirazı nedeniyle, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, Sanasaryan Hanı için 2017’deki kararın tam tersi yönünde karar verdi: Han'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olduğuna hükmetti.

Avukat Ali Elbeyoğlu, davayı Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıkladı.

Anayasa Mahkemesi, 3 Kasım 2022’de kararını verdi: “Mülkiyet hakkı ihlal edildi.” Yapılan incelemede, “Başvuruda, başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır” (madde 92) denildi.(1)

Anayasa Mahkemesi kararıyla ortaya konmuştur ki, asıl mülk sahibi Sanasaryan Vakfı adına Patrikliğin Han'dan yararlanması fiilen engellenmiştir.

Kuşkusuz, Sanasaryan Hanı özelindeki bu durum, el konulan binlerce mülk için de geçerlidir. 

ELBEYOĞLU: YEREL MAHKEMEDE KAZANDIK, DOSYA TEMYİZDE

Han'ın Ekim’de otel olarak açılacağını öğrendiğimde, Han'la ilgili davada Türkiye Ermeni Patrikliği’nin Avukatı Ali Elbeyoğlu’nu aradım, sorularımızı cevaplandırdı, teşekkür ederim.

Avukat Ali Elbeyoğlu, Sanasaryan Vakfı’nın “fakir Ermeni çocukların eğitim, öğretim, barınma ve yeme-içme ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla” kurulduğunu ve vakfedenin Türkiye Ermeni Patrikliği’ni de vakfın tek mütevellisi yani tek yetkilisi/yöneticisi olarak tayin ettiğini ifade etti. Avukat Ali Elbeyoğlu, açıklamasına şöyle devam etti:

“Sanasaryan Hanı’nın iadesi için açtığımız dava yerel mahkeme ve Yargıtay aşamasında Sanasaryan Vakfı’nın mazbut bir vakıf olduğu gerekçesiyle reddedilmişti. Dosya kesinleştiğinden ötürü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduk. Anayasa Mahkemesi (AYM) yaptığı incelemede bizi haklı buldu. Patrikliğin Sanasaryan Vakfı’nın mütevellisi olduğuna, vakfın mazbut vakıf statüsüne alınmayacağına ve Han'ın iade edilmesi gerektiğine karar vererek, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı yerel mahkemeye gönderdi. Yerel mahkeme de AYM kararı doğrultusunda davamızı kabul etti, Han'ın tarafımıza iadesine hükmetti. Bu karara karşı Vakıflar Genel Müdürlüğü istinaf kanun yoluna başvurdu. Şu an dosya Bölge Adliye Mahkemesi’nin önünde.”

Elbeyoğlu, Han'ın ihale süreciyle ilgili de şu değerlendirmede bulundu:

“Vakıflar Genel Müdürlüğü ihaleye çıktığında davamız reddedilmiş ve dosya kesinleşmişti. Elbette Anayasa Mahkemesi’ndeki bireysel başvurumuz henüz karara bağlanmadan ve yargı süreci halen devam ederken Han'ın ihaleye çıkarılması hakkaniyete uygun düşmüyordu. Ancak ortada bir kesin hüküm olduğundan dolayı ihaleye karşı yasal yollara başvurma şansımız yoktu hukuken. Başvurumuz mülkiyet hakkına ilişkin olduğu için Anayasa Mahkemesi’nden de tedbir kararı alamazdık.

Gelinen son aşamada ise açtığımız dava kabul edildi ve Han'ın tapuda Sanasaryan Vakfı adına tescil edilmesi gerektiğine hükmedildi. Mahkeme kararının infazı için dosyanın kesinleşmesi gerekiyor. Dosya şu an istinaf aşamasında, daha sonra temyiz süreci de olabilir. Tüm bu aşamaların tamamlanmasını bekliyoruz. Dosya bu haliyle kesinleşirse ihaleye çıkan taşınmazın malik hanesinde bir değişiklik söz konusu olacak. Dosya kesinleştikten ve tapu Sanasaryan Vakfı adına tescil edildikten sonra, yüklenici şirketin yükümlülükleri tarafımıza ifa edilecektir. Davamız mülkiyet hakkına ilişkin, Han'ın halihazırda otel olarak işletiliyor olması mülkiyet hakkımıza halel getiren veya ortadan kaldıran bir durum değil, dolayısıyla bizim davamıza bir etkisi yok.”

Sanasaryan Vakfı mütevellisi Türkiye Ermeni Patrikliği’nin Avukatı Ali Elbeyoğlu.

‘SANASARYAN HAN, LÜKS KOLEKSİYON OTELİ’ AÇILIYOR

2013’ten bugüne dava sürecine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü iki ihale yaptı. Sanasaryan Hanı ihaleyle 18.7.2013’te Özgeylani İnşaat’a ve yedi yıl sonra da 28.1.2020’de Gapsan Eserler şirketine kiralandı.

Dönemin Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, bu durumu önergeyle Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a sordu. İhaleyi alan şirketin 4. Vakıf Hanı’nda yaptıklarını hatırlatarak, Sanasaryan’da yapacaklarının olumsuzluğuna dikkat çekti. Bakan da önergeye verdiği cevapta, ihaleye engel bir durumun olmadığını iddia etti.

Eylül ayında gündeme geldi ki, Sanasaryan Hanı otel olarak açılacaktır. Otelin yerli ortağı Aktarlı Grup ve yabancı ortağıysa merkezi ABD’de olan Marriott International’dır. Otelin adı: Sanasaryan Han, Lüks Koleksiyon Oteli’dir ve sitesindeki açıklama aynen şudur:

“Luxury Collection mülkünün İstanbul’daki açılış amiral gemisi olan ikonik neo-barok şaheser, zarif Sanasaryan Han, Eski Kent’in kültürel mirasının zengin ihtişamını sofistike çağdaş dokunuşla kusursuz bir şekilde harmanlayarak, lüksü temsil eden benzersiz ve büyüleyici bir deneyimi titizlikle sunuyor. Şehrin zengin kültürel mirasını benimseyen Sanasaryan Han, Doğu’nun Batı ile uyumlu bir şekilde birleştiği, her seçici konuğun içinde merak uyandıran ve ilham veren bir kültürel alışveriş atmosferini teşvik eden canlı bir bölgeyi titizlikle tasarladı. Geleneği çağdaş yenilikle ustaca harmanladığımız, kültürel mirasın zenginliğini kutlayan zengin lezzetlerden oluşan bir senfoni sunduğumuz kaliteli restoranlarda nihai mutfak yolculuğunu deneyimleyin.”

Otelin 51 odası ve 12 süiti ile misafirlerine hizmet vereceği, teras restaurantı ve ön cephesinde de 8 mağaza olacağı belirtildi.

Geçen perşembe günü (5 Ekim) Sanasaryan’ın kapısına gittim, halen açılmış değildi, kapısı zincirliydi.

 Otelin yerli ortağı Aktarlı Grup ve yabancı ortağıysa merkezi ABD’de olan Marriott International.

1915’LERDEN BERİ İŞGALDE

Sanasaryan Hanı, Patrikhane’nin girişimiyle Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında iade edilir. Umûr-ı Mahalliye-i Vilâyât Müdüriyeti’nin 19 Mart 1919 tarihli evrakında yazan şudur: “Ermeni cemaatının emvâl-i gayrimenkulesinden Sansaryan Hanı’nın Osmanlı hükümeti tarafından istimlâk edilmesi fikrinden vazgeçilir.”(2)

Han, 19 Mart 1919’da Patrikhane’ye verilirse de 1920’lerde İstanbul Valiliği tekrar el koyar. Yıllarca süren mahkeme süreci yaşanır, ama sonuç değişmez.

1920’lerde Han ile ilgili projeler gündemdedir. İlk teklif İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası’dan (İTSO) yapılır. Odanın Umumi Kâtibi Vehbi, oda ve borsanın kiracı olmaktan kurtarılması için çalışır, hedefinde Sanasaryan Hanı vardır.

“Evvelce Polis Müdüriyeti tarafından işgal edilmiş olan 4. Vakıf Han civarındaki Sanasaryan Hanı’nın” emvâli metrûkeden olduğu belirtilen genel sekreterlik raporu, 7 Eylül 1925’te İTSO başkanlığına verilir ve kabul edilir.(3) Çalışmada raporla ilgili başkaca bilgi bulunmamaktadır.

İTSO sekreterliği raporundan anlıyoruz ki, Patrikhane’ye iade öncesinde Sanasaryan Hanı, İstanbul Polis Müdüriyeti binasıymış.

Evet öyleymiş, tazminat miktarı bile belirlenmiştir. Patrikhane’ye Sanasaryan Hanı’nı Polis Müdüriyeti binası olarak kullanımdan dolayı 22 bin lira ödenmesi kararlaştırılmıştır: “Polis Müdüriyeti Umumiyesi’ne tahsis olup bilahare tahliye edilen Sansaryan Hanı’nın bedeli icarı hakkındaki karar veçhile Patrikhane’ye yirmi iki (22) bin lira itasıyla meselenin sulhen tesviyesi.”(4)

Han'ı İTSO alamamış olmalı ki sırada Zahire Borsası vardır. Sanasaryan Vakfı Vekili Avukat Necati, İstanbul Valiliği’ne, Zahire Borsası Meclisi İdare Riyasetine, Akşam ve Cumhuriyet gazeteleriyle, ilgili kurumlara, Beyoğlu 4. Kâtib-i Adilliği’nden (noterinden) ihtarname gönderir.

Han'ın Zahire Borsası olarak kullanılmasına itiraz edilen ihtarnamede, İstanbul Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nin vilayetin “el koyma” kararını ertelediği halde, 5 Aralık 1928 tarihli Akşam gazetesinin Sanasaryan Hanı’nın Zahire Borsası olarak kullanılacağını yazdığı kaydedilir. Vilayetin el koyması mahkeme kararıyla ‘tehir’ edilmişken, Han'ın Zahire Borsası olarak kullanılamayacağı iddia edilir.(5)

Cumhuriyet, 3 Kasım 1929’da Tokatlıyan Oteli dâhil özel bir haber hazırlamıştır. Sanasaryan Hanı’nın temyizde vilayetin olduğu kararının verilmesinin ve Tokatlıyan Oteli’nin de emvâl-i metrûkeden olup olmadığının incelenmesinin, Ermeniler arasında memnuniyetsizlik yarattığı belirtilmiştir.(6)

Sonrası haberlerden anlaşılıyor ki, Han davası halen temyiz aşamasındadır.

18 Mart 1930 tarihli Cumhuriyet’in kısa haberinde önemli bilgiye yer verilmiştir. Dava temyizdedir ve vakıfnamede, “(Sanasaryan) Hanı’nın idaresinin zamanın patrikhanesine ait olduğu” yazılıdır. Ayrıca hükümet patrikhaneyi tanımadığı için ‘Başpapaz’ın ise yalnız dini işlerle meşgul olması istenmiştir.(7) Haberde hükümet şahsında niyet de ifade edilmiştir.

Han, Nisan 1932’de yine davasıyla gündemdedir. Patrikhane, 2. Hukuk Mahkemesi’nde üç seneden beri devam eden Sanasaryan Hanı davasını kazanır. Norlur, Jamanak, Arevelik (böyle yazılmış, NO) gibi bütün Ermeni gazeteleri, davanın neticelenmiş olmasından ve mahkemelerin adaletinden lisanı takdir ve memnuniyetle bahsetmişlerdir. Vilayet, kararı temyiz etme hazırlığındaymış.(8)

Sonunda başvekâlet devreye girdi.

Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği 24 Temmuz 1936 tarihli yazısında, İstanbul’daki Surp Agop Mezarlığı ve Sanasaryan Hanı meselelerinin sulhu için gereğinin yapılmasını istemiştir.(9)

Sulh işleminde taraf konumda olmadığı halde Vakıflar Genel Müdürlüğü, taraf olmak gayretindedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Başbakanlığa gönderdiği 1 Aralık 1936 tarihli yazısında, öncesinde (18 Temmuz 1936 tarihli yazıda) belirtildiği gibi Sanasaryan Hanı ihtilafında yapılacak sulhta Vakıflar İdaresinin taraflar arasında olması gerektiği iddia edilir.(10)

Başbakanlığın sulh emriyle Sanarasyan Hanı Hazine’nin olur.

Avukat Ali Elbeyoğlu’nun hazırladığı dava dilekçesinden öğreniyoruz ki, idarenin emriyle tapuda kimi yetkililerin itirazına rağmen 1952’de Sanasaryan Hanı tapusu, İl Özel İdaresi adına tescil edilmiştir.

İŞKENCE MERKEZİ ‘SANSARYAN’

Sanasaryan Hanı 1920 öncesinde İstanbul Polis Müdüriyeti binası olarak kullanılmıştır. Han'ın iadesi, tekrar el konulması ve yargılama sürecinin sonunda 1930’lu yılların yarısından itibaren ikinci kez Polis Müdüriyeti binası olacaktır.

Her polis merkezinde işkencenin sorgulama yöntemi olduğu bilinmez değil. Zamanla tekniği değişmiştir.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü binası Sanasaryan’ın hafızalardaki bilinirliği işkencedir ve tabutluk denilen hücreleridir.

Ne gariptir ki, 1890’larda Ermeni yetimlerin eğitim, ekmek ve su kapısı Sanasaryan, 1915 sonrasında devletin elinde yaşamlara zulüm/işkence edilen ‘Sansaryan’dır.

Ermenilerin Sanasaryan’ı, Türkçede bir ‘a’ eksiltmesiyle ‘Sansaryan’dır.

O yıllarda sorgulanan tüm devrimcilerin hemen hemen hepsinin işkence gördüğü mekândır. Diğer ‘adli suçlulara’ işkence yapılmamıştır iddiasında da değilim.

Hiç kimseye saygısızlık etmek istemem, zoraki yolu Sanasaryan’dan geçen bazı isimleri anacağım: Nâzım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı, Hasan İzzettin Dinamo, Aziz Nesin, Mihri Belli, Sevim Belli, Rıfat Ilgaz

İşkencede öldürülenler… Vedat Türkali’nin Güven romanını ithaf ettiği yoldaşı Hasan Basri Alp, işkencede öldürülmüştür: “27 Ocak 1945’te Sansaryan Han’da Güvenlik’teki soruşturması sırasında yaşamını onurlu biçimde yitiren gerçek insan, yiğit devrimci Hasan Basri Alp’in yüce anısına.”(11)

Ve 1944’te sorgulanan Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Orhan Şaik Gökyay, Reha Oğuz Türkkan gibi ‘Türkçüler’ de işkence görmüşlerdir.

1951 TKP Tevkifatı kapsamlı operasyondu. M. Halim Spatar yazdı: Operasyonda 400 kişi 1. Şube tezgâhından geçti. Şefik Hüsnü, Reşat Fuat, Zeki Baştımar, Ahmet Fırıncı, Mihri Belli gibi bilinenlerle birlikte, sonraki yıllarda kültür ve sanatın önemli kişileri de sorgulanmıştır: Ulvi Uraz, Ruhi Su, Ahmed Arif, Arif Damar, Şükran Kurdakul, Vedat Türkali, Muzaffer Arabul gibi… M. Halim Spatar, yaşam kavgası veren Kadri Buldu ve Harbiye Askeri Cezaevi’nde tahta vesaireden kızı Barış’a pedallı kırmızı otomobil yapan 1917 Üsküp doğumlu Mustafa Arhavi gibi kitaplarda ismi olmayanların da unutulacağını üzüntüyle hatırlattı.(12)

İşkencecinin de pes ettiği anlar olmuştur. Arif Damar yazdı: 1951 Tevkifatı’nda Mehmet Şevki Akşit Han'daki tabutluklarda iki yıl hücrede işkence gördü, ama tek kelime itiraf etmedi.(13)

Anılarını yazan devrimcilerden ikisinin (elimde olan) kitabından Sanasaryan notlarına değineceğim: 1940’lardan TKP’li Vartan İhmalyan ve 1970’lerden THKO’lu Tayfur Cinemre.

TKP’li Vartan İhmalyan ve THKO’lu Tayfur Cinemre’nin kitaplarında Sanasaryan anıları da var.

TKP’li Vartan İhmalyan, San(a)saryan’da 6’ncı katın 1. Şube olduğunu ve siyasilerin orada sorgulandığını yazdı. Kendisi ve kardeşi Jak, ilk kez 1944 operasyonunda Han'a götürülür. Parmaksız Hamdi’nin hışmına uğrar: “Ulan senin ananı…” Falakadan ayakları patlamış Jak, bodrumdaki hücrededir. Hasan Basri Alp, kendini 6’ncı kattan sokağa atmıştır. 1946’da ikinci kez Han'dadır. Şefik Hüsnü’nün kurduğu Türkiye Sosyalist Emekçi Partisi operasyonundan dolayı, yine Han'da kardeşi Jak’la birliktedir. Vartan İhmalyan, kendilerine yakınlık gösteren ve ‘güvenilmesini isteyen’ polisin anlatımını aktarır: “1900 küsur yıllarda (1909) Adana olaylarında babamı bir Ermeni saklamış ve hayatını kurtarmış… Ben de size iyilikte bulunmak istiyorum.” Ve Marko Paşa’yı çıkaran Aziz Nesin, İhmalyan kardeşlere 5’er lira gönderir, ama almaları halinde Aziz Nesin’e zarar geleceğini düşünerek kabul etmezler.  Tutuklu olup, getirilen Sabahattin Ali’yi orada görür: “(…) gözlüğünün arkasından cin gibi bakan rahmetli (…)” Müdüriyette üç ay kalır, kardeşi Jak tutuklanır. 7 Temmuz 1948’de de Türkiye’yi terk eder İhmalyan kardeşler.(14)

THKO’lu Tayfur Cinemre, 15 Mart 1971’de Malatya kırsalında ‘THKO Dağ Kadrosu’ ile buluşmak için Ankara’dan iki motosikletle yola çıkan dört kişiden biridir. Kullandığı motosiklette Sinan Cemgil ve diğerinde (kullanan) Yusuf Aslan’la Deniz Gezmiş vardır. Cihan Alptekin’i de yine motosikletle Malatya’ya götürmek için yola çıkar, ama 31 Mayıs 1971’de Tekirdağ’da yakalanırlar. İşkenceli sorguya San(a)saryan Han’da devam edilir. Tabutluğa konulurlar ve kafasını kaldırdığında solmuş yazıyı okur: “Şerefinle girdin, şerefinle çık. İhtilalci namusuna halel getirme.” İşkenceli sorgu 43 gün sürer. Binlerce sosyaliste işkencenin şahidi duvarların konuşmasını ister: “Dili olsa da söylese duvarlar.” Devamında üç yıllık askeri cezaevi ve yargılanma vardır. Tayfur Cinemre, Han özelinde de araştırma yapmış (s. 150), Ermeni yetimleri ve Erzurum’daki mektepten de bahsediyor.(15)

Sanasaryan Hanı, ’70’lerde 12 Eylül öncesinde devrimcilerin götürüldüğü mekânlardandı. Siyasi Şube Gayrettepe’de olduğu için Han 2. Şube’ydi. Genellikle birkaç günlük gözaltı sonrasında serbest bırakılırdık. Onlarca insanın bir arada kaldığı nezarethanenin kapısında ‘Müteferrika’ yazdığını hatırladım, ama İbrahim Müteferrika’dan dolayı emin olamadım. O yıllarda Han'a götürüldüğünü düşündüğüm arkadaşım Mustafa Çolak’a sordum. O da ‘Müteferrika’ olduğunu söyledi. Hatta su içilen yeri de hatırladık. Su, açıktan geçen beton oluktan akıyordu. 12 Eylül’de yukardaki hücrelerde bir hafta kaldıktan sonraki mekân Gayrettepe’ydi. Yalnız değildim, Nisan ’81 operasyonunda birlikte gözaltına alındığım arkadaşlardan hatırlamadığım olacağını düşünerek hiçbirinin adını yazmıyorum.

1915’TEN 2023’E TALEP: ADALET

Mıgırdıç Sanasaryan’ın kurduğu Sanasaryan Okulu’nda (Sanasaryan Varjaran) eğitime 1881’de başlandı. Eğitiminin aksamaması için gelir sağlamak amacıyla Sanasaryan Hanı da 1895’te Mıgırdiç Sanasaryan tarafından mimar Hovsep Aznavur’a yaptırıldı. Okulun ders programı hayli kapsamlıydı ve 1904’te derslerden biri piyano çalmayı öğretmekti. Okulda Ermenice, Osmanlıca, Almanca ve Fransızca öğretilmekteydi. Okulda 840 öğrenci eğitim gördü. Okulun mezunlarından Hovhannes Serengülyan (Vartkes) ve Karekin Pastırmacyan (Armen Garo) Osmanlı Meclisi Mebusanı’nda mebustu.

1915’te okul binası ve Han, el konulan binlerce mülkten ikisiydi. 1915’ten 2023’e geldik, kaç kuşak geçti… Umarız haksızlık giderilir ve adalet sağlanır. Zaten vakfın diğer mülkü okul binası da hatırlanmaz olmuştur.

Vartan İhmalyan gibi devrimci hareketlerdeki Ermenilerin, Ermeni devrimci Paramaz’ı veya 1915’i bize niye anlatmadığını ve öğretmediğini sorgulardım. Ne acıdır ki, hiçbiri milletinin derdini anlatacağı ortamı bulamamıştır.

Vartan İhmalyan, anılarında da Ermeni demiş, ama devamını getirememiştir. İhmalyan’ın anıları aynı zamanda Ermenilerin ne yaşadığının anlatımıdır, anlayana!

NOTLAR:

(1) Resmî Gazete, 14.12.2022, sayı: 32043.

(2) BOA-Katalog, DH.UMVM, 158/44, 19.5.1335 (1919) (BOA-Katalog, katalogdaki özet bilgidir. NO).

(3) Hakkı Nezihi, Oda Tetkikat Şubesi Müdürü, 50 Yıllık Oda Hayatı, 1882-1932, Sanayii Nefise Matbaası, İstanbul-1932, s. 294.

(4) BOA-Katalog, BEO, 4659/349368, 17.10.1336 (1920).

(5) Cumhuriyet, 10.12.1928, s. 5.

(6) Cumhuriyet, 3.11.1929, s. 2.

(7) Cumhuriyet, 18.3.1930, s. 2.

(8) Cumhuriyet, 2 ve 5 Nisan 1932, s. 2 ve 2.

(9) Başvekâletin 24.7.1936 tarih ve 6/2700 no’lu yazısı, BCA-F: 30.10/K: 193, D: 325, S: 8, s. 23.

(10) Vakıflar Umum Müdürü’nün 198375/208 no’lu yazısı, BCA-F: 30.10/K: 193, D: 325, S: 8, s. 19-20.

(11) Vedat Türkali, Güven, cilt: 1, 2. baskı, Gendaş Kültür, İstanbul-1999.

(12) M. Halim Spatar, Sansaryan Han’dan Geçenler, Cumhuriyet Dergi, 31.8.2003, s. 12.

(13) Arif Damar, Yeryüzü Diye Bir Dergi, Cumhuriyet Dergi, 15.2.2004, s. 4.

(14) Vartan İhmalyan, Bir Yaşam Öyküsü, Cem Yayınevi, İstanbul-1989, s. 86-101.

(15) Tayfur Cinemre, Anılar Belleğimizin Bekçileridir, Ayrıntı Yayınları, İstanbul-2020, s. 102-130, 142-175.

Tüm yazılarını göster