Boşama ve boşanma, düşen 'n' ile açılan gedik

İslam tarihindeki öncül patriyarkların vahiyle sabitlenmiş haklarımızı gasp ederken kullandıkları yöntemler ve oluşturdukları hükümler bugün de ardılları tarafından medeni kanunla sabit haklarımızı gasp etmek için taklit edilerek sürdürülmek isteniyor. Üzerinde sürekli ve titizlikle hatta sistematik biçimde çalıştıkları konuların başında kadınların, ekonomik yönden güçlenmesini önleme çabasının geldiği gözden kaçmıyor.

Berrin Sönmez bsonmez@gazeteduvar.com.tr

Bazen tek harften bile tanıyabiliriz eril hegemonyayı. Örneğin Hayrettin Karaman’ın yazılarındaki “n” harfi, varlığıyla da yokluğuyla da bu açıdan çok öğretici. Başlığa taşıdığı “paraya kavuşan boşuyor, boşanıyor” ayrımı, sözün tınısını güçlendirme amaçlı kullanılmış ikilemeyi andırır gibi. Fakat ikileme olmadığı iki ayrı kelime ile aynı eylemi anlatırken tercih edilen cinsiyetçi tutumu açıkça ortaya koyduğu hemen fark ediliyor. Etken eylemi ifade eden boşuyor kelimesi, hep erkeklerin ayrılma talebini ifade edecek şekilde bilinçli kullanım olarak çıkıyor karşımıza yazılarında. Edilgen tutumu yansıtan boşanma kelimesiyle dile getirilense hep kadınların ayrılma talebi.

Edilgen sözcükle, yani öznesi dolaylı anlatımla belirtilen eylemle ifade edilense hep kadınların ayrılma isteğinde bulunduğu durumları yansıtacak şekilde kullanılmış. Böyle bakınca boşamak sözü sadece karşısındakini, eşini saygısızca çiğnemeyi ifade eden çirkinlikten bir adım daha öteye geçmiş oluyor. Salt erkekler için kullanılması seçildiği için bir hamlede cinsiyetçi bir ifadeye dönüşüveriyor. Toplumda, evliliğini sonlandırmış ya da sonlandırma kararı almış kadınların da erkeklerin de boşamak fiilini seçişine sıklıkla tanık oluruz. Kendisine, kendinden menkul bir üstünlük payesi biçme ihtiyacını aşikar eden karakter zaafı sanki. En hafif tabiriyle saygısızlık içerdiğinden çirkin bir ifade olarak görünmüştür her zaman bana. Hayrettin Karaman’ın bilinçli seçiminde ise cinsiyetleri imleyen iki ayrı eylem gibi görüp erkekleri hükümran gösterme eğilimi, boşama tabirinden bir kere daha ikrah ettirdi. Evlilik birliği iki kişilik sorumluluk ve sorumluluğun sona erişi de iki kişi için aynı şekilde ifade edilmeli. Taraflardan birisine üstünlük tanımayan boşanmak kelimesinin kullanılması saygı ve nezaketle olduğu gibi evlilikte ve toplum hayatında benimsenecek eşitlikçi tutumla da doğrudan ilişkili.

O tek harf olan “n” düştüğünde zihinlerde yarattığı boşluk cinsiyetçi politikalara alan açıyor. Türkçe bir kelimede ortadan tek bir harfin eksiltilmesiyle kurulan cinsiyetçiliği görmek Arapçaya nispeten hayli kolay çoğumuz için. Arapçaya özellikle Kuran diline vakıf kişiler tarafından benzer kelime oyunlarıyla kurulmuş cinsiyetçiliği seçmek o kadar kolay değil. Dil bariyeri engel olduğu kadar tartışma ve eleştiri kabul etmez din algısı nedeniyle çok zor muhtemel kelime oyunlarıyla kurulmuş cinsiyetçiliği deşifre etmek. Ancak her zorlukta bir kolaylık ihsan edildiğinden Peygamberimizin vefatından sonra haklarımızın birer birer gasp edilişine ilişkin yaklaşımları açığa çıkaracak temel dinamikleri izlemek önemli. O geçmişten gelen kelime oyunlarının izini sürmek için bugünkü ardıllarının sözlerini irdeleyebiliriz. Hayrettin Karaman’ı takip etmeyi bu nedenle önemsiyorum. Örneğin o çirkin boşama tabirini cinsiyetçi kullanımla başlığına taşıdığı yazısındaki şu paragrafı biraz didiklemek gibi:

“Benin okuyup öğrendiğim kadarıyla İslam hukukuna göre kadın ister evli, ister bekar, ister çalışan, ister çalışmayan olsun onun geçimi, para kazanmak için çalışmaya mecbur olmaksızın duruma göre erkek akrabası ve kocası tarafından sağlanacaktır. Kadın aç ve açık kalma korkusuyla bir yerlerde çalışıp para kazanma mecburiyetinde kalmayacaktır. Bundan sonrasında kadının ev dışında çalışmasının başka ferdî veya sosyal sebepleri olabilir, bu sebepler ve ihtiyaçlar çalışmasını meşru hale getirebilir.”

Görüldüğü gibi "Kuran’a göre" demiyor. "Vahye göre" demiyor. "İslam hukukuna göre" diyor ki bilindiği gibi hukuk değişkendir ama İslam tarihinde hukuk, 12’inci yüzyılda dondurduğu için din gibi algılanır olmuştur. 7’inci yüzyılda yaşanan vahiy sürecinden itibaren beş yüzyıl boyunca hukuk zamana, zemine, ihtiyaçlara göre değişebilmiş, farklı bölgelerde farklı hukuk yorumları uygulanabilmiş ve bunda beis görülmemiştir. Günümüzde de o değişken hukuk yorumlarının uygulandığı beş yüz yıllık süreç tartışmalı değil. Ama 12’inci yüzyıldan itibaren içtihat kapasının kapandığı anlayışıyla dondurulan hukuk İslamı katı bir buz kalıbına dönüştürdü. Dolayısıyla günümüze kadar geçen doku yüz yıllık süreçte tıkanıklığı aşmak zorunda kalan İslam hukukçuları hükümlerini, kelimeleri yuvarlama ve çifte anlamlara gelecek cümleler kurma becerilerini geliştirdiler. Konumuzla doğrudan ilgili olmasa da yeri gelmişken söylemek isterim ki kabaca hukuku dolanma alışkanlığı diyebileceğimiz evvel eski hastalığımızın kökenleri burada aranmalı. Ve bu çifte anlamalara gelecek cümleler kurma becerisinin sergilendiği paragrafta kadınların çalışmasına engel bir hüküm yer almıyor. Tıpkı Kuran’da ve sünnette de kadınların çalışmasına engel hükümler olmadığı gibi.

Ancak bu yazı “çalışan kadın boşanıyor”, “kadınların çalışması aileyi yıkıyor” gibi pek çok safsatanın da delili sayılabiliyor. Çünkü erkek kadına bakmaya mecbur dediği andan itibaren hegemonik erkeklik bu mecburiyeti, kadına yönelik kısıtlama yetkisi olarak kullanmayı seçiyor. Ve paragraf buna da müsait. Paragrafta açıkça belirtilmeyen hukuk yorumlarının dayanak kabul ettiği kavvam kavramıdır bilindiği gibi. Kavramın yer aldığı ayette ise erkeklere yüklenen bir kavvamlık mecburiyeti, yükümlülüğü yer almaz. Durum tespiti yapılır ayetin başlangıç bölümünde ve o günün o toplumun içinde bulunduğu şartlarda erkeklerin, kadınları geçindirmekte olduğu belirtilir. Ancak örnek paragrafın ilk cümlelerinde olduğu gibi kadınların kesinlikle ikinci sınıf kabul edildiği tek tük görülen istisnai durumlar olarak üst sınıflara mensup bazı kadınların fiilen eşit konum kazandığı Arap toplumunun o döneme has yaşam pratiklerine atıf yapılan ayet, erkek egemenliğini tesis eden ekonomik üstünlük olarak kabul edilip, dayatılmıştır. Ve bu ilk satırlar her kadını ekonomik açıdan illa ki bir erkeğe zimmetleme alışkanlığını din olarak dayatan zihniyetin eseri olarak çıkıyor karşımıza. Oysa sadece miras hakkının getirilmesi bile kadının ekonomik özgürlüğünün toplum için temel ihtiyaçlardan birisi olduğunu göstermeye yeterlidir. Peygamberin ilk ve yirmi beş yıl boyunca tek eşinin. ilk Müslüman olarak tartışılmaz tarihi öneme sahip Hz Hatice’nin, ekonomik özgürlüğe sahip bir kadın olması bile ibret almalarına yetmiyor.

İslam tarihindeki öncül patriyarkların vahiyle sabitlenmiş haklarımızı gasp ederken kullandıkları yöntemler ve oluşturdukları hükümler bugün de ardılları tarafından medeni kanunla sabit haklarımızı gasp etmek için taklit edilerek sürdürülmek isteniyor. Üzerinde sürekli ve titizlikle hatta sistematik biçimde çalıştıkları konuların başında kadınların, ekonomik yönden güçlenmesini önleme çabasının geldiği gözden kaçmıyor. Kadının nafakasına göz dikenlerin, kadının çalışmasına da karşı çıkanlar oluşu gözden kaçacak gibi değil zaten. Kadınların çalışmasıyla boşanma oranları arasında ilişki kurmak yönünde biteviye ama beyhude çaba da görülmeye değer. Evlenme oranlarının da geçmişe göre düşüyor oluşunu yine hem kadının çalışmasına hem de erkekler açısından nafaka düzenlemesine bağlama gayretleri de ilginç çabalardan. Yakın zamanda karşımıza geleceği anlaşılan ikinci yargı reform paketi, iktidar kanadının eril hegemonyanın tahakkümüne girdiği şeklinde yorumlanabilir. Sistematik çabanın ürünü çünkü yılladır sürdürülen saldırılar. Ancak biliyoruz ki suyu tersine akıtamazlar.

Tüm yazılarını göster