Bizimle hiç şüphesiz / alabalıklar dere otları*

Meksika ordusuydu bu sefer gelen. Dünyanın bütün orduları gibi, resmi bir kokusu vardı. Öldürmek siniyor üstlerine, galiba ondan ve bir kere öldürünce insan (!) daha çok öldürmesi gerekiyor muhtemelen ki sıradanlaşsın.

Metin Yeğin myegin@gazeteduvar.com.tr

Önce namlu görünüyor yokuştan çıkarken. Uçaksavar namlusu, iri, avuç içi kadar mermileri var biliyorum. Uçak değiliz ve uçağımız da yok, onlar da bunu biliyorlar ama daha azı kurtarmıyor. Ordu, asker, iktidar, erkek her şeyi taşıyor üstünde bu zırhlı araç. Kalın tekerlekleri ve köşelerine bayrak tutturulmuş kalın tamponları var, bunların üzerinde yürüyor zaten uçaksavar.

-Cezaevinde başımızın hizasında, pencerelere bakıyordu gez göz arpacığı, yine uçağımız yoktu ama, belki uçarız diye işte. Güzeldi ama o askeri cezaevi, ağaçlar görünüyordu bahçesinde ve hamama giderken, götürürlerse işte, bazen, yağmur sonrası, yağmur kokuyordu toprak-

Meksika ordusuydu bu sefer gelen. Dünyanın bütün orduları gibi, resmi bir kokusu vardı. Öldürmek siniyor üstlerine, galiba ondan ve bir kere öldürünce insan (!) daha çok öldürmesi gerekiyor muhtemelen ki sıradanlaşsın. Kahraman olmak için çok öldürmek gerekiyor. Zor iş kahraman olmak. Herhalde gece uyuyamıyorsundur bir süre -belki uzun- ve öldürdüklerinin sayısı arttığında, ölenler insan olmaktan çıkıp, sayıya dönüştüğünde, kusursuz bir kahraman olarak, maaşını hak ediyorsundur.

-bay başkan

istemiyorum savaşmak

zavallı insanları öldürmek için

gelmedim yeryüzüne.’ **-

Biz yolun kenarında elimizde bir defter, -çizgisiz bir defterdi, ucuz, San Cristobal las Casas’tan aldığımız- yukardan aşağı bir çizelgenin içine -Basklı arkadaş çiziyordu bu sayfaları, ince düzgün bir ceiba ağacı dalını cetvel yapıp- her bir boşluğuna onları yazıyorduk. Kaç asker, kaç tank, kaç uçaksavar filan. Önümüzden geçip gidiyorlardı. Küfür ediyorlardı bize bazen, öldüreceklerini filan söylüyorlardı. Silahlarını ve ‘tüfeklerini’ gösteriyorlardı bize, Azerice…

Bir salyangoz gördük yolda. Haşa çizelgenin dışında. Komün duvarında da bir çizilmişi vardı. Komünün, Zapatistaca tarifi. Onlar, Meksika ordusu, -şanlıdırlar mutlaka- farkında olmadan yaklaşıyorlardı. Yolda bir salyangoz olduğunu bilmiyorlardı. Çiğnemek ya da çiğnememek gibi bir endişeleri yoktu. Çünkü pek kahramanlık sayılmaz, bildiğim kadarıyla bir salyangoz ezmek. İnsanlara lav silahları ile ateş etmek, sayılıyor nedense.

-‘kan dökmek gerekiyorsa

bay başkan

sizden özverilisi yoktur

kendi kanınızı dökün.’ **–

Sırtında, birkaç kahraman asker, kenarlarına bayrak tutuşturulmuş tampon, zırhları ve uçaksavarıyla kalın tekerlekleri ile yoldan geçti konvoy. Hatta paletli olanları da vardı tankların. -garip bir gıcırtısı oluyor paletlerin, demir tabancayı ısırmak geliyor insanın içinden- Bizimki, hepsinin bacakları arasında yürüdü. Her birisi geçtiğinde, gözümüz onda, yüreğimiz ağzımızda. Daha çabuk dağıldı havada, tehditler ve küfürler…

En son tank geçtiğinde, yürüyordu kendi yolu üzerinde salyangoz.

‘Bizimle hiç şüphesiz / alabalıklar dereotları’

 Ve salyangozlar… 

* İlhan Berk

** Boris Vian: https://www.youtube.com/ watch?v=N5_vcVq_vSE

Tüm yazılarını göster