Bir prens, bir şatoda, darbe planladığında

Almanya geçen hafta ülke tarihinin en geniş anti-terör operasyonlarından birine sahne oldu. 150 eve, ofise ve on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir şatoya yapılan baskın sonucunda başını eski soylu bir aileden gelen bir “prens” ve emekli bir elit askerin çektiği bir darbe girişimi ortaya çıkarıldı. Bu iddialar doğruysa, darbe girişimi Almanya ve Avrupa’ya dair ne söylüyor olabilir?

Yenal Bilgici yenalbilgici@gmail.com

Trump taraftarlarının Amerikan parlamento binası Capitol Hill’e saldırmasından beş ay önce, bir başka büyük başkentte bir başka meclis benzer bir saldırı tehlikesi atlattı.

2020’nin Ağustos ayında, Berlin’de koronavirüs önlemlerine karşı geniş bir protesto eylemi düzenlenmişti. Bu tür eylemlerin hemen hepsinde olduğu gibi o eylem de beş benzemez unsurları bir araya getirmişti. Aşı, maske ve diğer önlemler üzerinden hükümeti bu virüsün etkisini abartmakla, dahası diktatörlüğe sapmakla suçlayanlar çoğunluktaydı.

Eylemde başka gruplar da vardı: Komplo teorisi savunucuları, irili ufaklı birçok aşırı sağcı grup ve bunların içinde, mevcut rejimi tanımadığını ilan eden Reichbürger [İmparatorluk Vatandaşı] hareketi… 

O Ağustos günü, koronavirüs önlemleri protestosundan ayrılan bu tür gruplar Alman parlamento binası Reichstag’a yöneldi. Ellerinde, bugünlerde Almanya’da aşırı sağın sembollerinden biri haline gelmiş olan ve yasaklı gamalı haç sembolü yerine kullanılan kırmızı beyaz siyah Reich bayrakları vardı. 

Alman parlamento binası Reichstag önünde protesto yapan Reichbürger hareketi. 

İlk işaret, ABD’den sonra artık Almanya’da da etkili Qanon hareketinin bir taraftarından geldi: “Bugün oraya gidiyoruz ve evimizi geri alıyoruz!”

Oraya gittiler. Merdivenlerden çıkmaya başladılar. Kısa bir anlığına karşılarında sadece üç polis memuru vardı, destek kuvvetleri gelene dek parlamento kapısını bu üç polis tuttu. 

Sonra grup geri püskürtüldü ve bu olay da büyük ölçüde unutuldu. Aylar sonra yaşanan Capitol Hill baskınına giden yolda bir dipnot olarak kaldı.

*

İşler değişti. 

Almanya’da geçen hafta bu dipnot birdenbire bir bölüm başlığı haline geldi. Ülkenin gördüğü en büyük anti-terör operasyonlarından birinde çeşitli bölgelerdeki evlere, ofislere ve bu arada 19’ncu yüzyıldan kalma bir kaleye de binlerce polisle baskın yapıldı. 25 kişi darbeye kalkışmak üzere oldukları iddiasıyla tutuklandı. Arama yapılan 150 noktanın 50’sinde silah bulundu. Tabancalar, kılıçlar, bıçaklar, gece görüş ekipmanı… Ayrıca nakit, para, altın ve gümüş… 

Anti terör operasyonu

Baskın yapılan adresleri birbirine Reichsbürger hareketi bağlıyordu.

Alman İçişleri Bakanı Nancy Faeser, bugüne kadar pek dikkate alınmayan, hatta kimi siyasetçilerce nostaljik özlemlere sahip çılgınlardan ibaret önemsiz bir hareket olarak değerlendirilen Reichsbürger’in potansiyel tehlikesine şu sözlerle dikkat çekti: “Bu baskın, Reichsbürger hareketi kaynaklı terörist hareketin cehennemini yakından görmemizi sağladı.”

Operasyonu yürüten savcılığın açıklamasına göre, bu aşırı sağ grup bir yıldır Parlamento’yu (Bundestag) ele geçirmek, gerekirse parlamenterleri öldürmek için hazırlanıyordu. Savcılık, grubun başında, Thüringen eyaletinde 1918 öncesi monarşi döneminin soylu ailelerinden gelen, 71 yaşındaki bir “prens”in bulunduğunu da açıkladı. Prens Heinrich XIII Reuss… 

Tutuklananlar içinde bir de eski komutan vardı. Zamanında Alman ordusunun elit paraşüt birliklerinden birini yönetmiş olan, 69 yaşındaki Rüdiger von Pescatore. Açıklananlara göre, darbenin başarılı olması durumunda, Prens’in başa geçmesi, emekli askerin de orduyu yeniden kurması planlanıyordu. 

Prens Heinrich XIII Reuss gözaltına alındı. 

Başka…

Muvazzaf bir elit asker, görevden uzaklaştırılmış bir polis şefi, aşırı sağcı parti AfD’de bir dönem milletvekilliği yapmış bir hâkim, bir pilot, bir hukuk akademisyeni, ünlü bir şef, bir tenor, bir iç hastalıkları mütehassısı, bir girişimci…

Savcılık bu tür isimlerin de içinde bulunduğu 52 kişiyi darbe girişimiyle irtibatlandırdı ve bu kişilerin, Qanon dahil çeşitli komplo teorilerini savunduklarını, şu vurguyla beraber açıkladı: “Almanya’nın ‘Derin Devlet’ adını verdikleri bir oluşum tarafından yönetildiğine kati biçimde inanıyorlar.”

*

ABD’yle özdeşleşmiş Qanon, Almanya’da ne arıyor?  

Bu soru, Avrupa’daki bu tür her olayda yeniden soruluyor ama bir bakıma artık yersiz bir soru olduğunu da kabul etmek gerek. Çünkü Qanon artık bir Avrupa gerçeği.

Qanon flaması ve eylemi. 

2020’den itibaren Qanon’culuk sadece ABD’de değil Avrupa’da da hızla yayılmaya başladı. İngiltere, Hollanda, İspanya ama en çok da Almanya… Pandemi döneminde Qanon da büyüme imkânı buldu. Bugün YouTube, Telegram, Facebook bu hareketi anlatan mesajlarla dolu. Çeşitli dillerde sayısız kitap, dergi… “Memlekette Tuhaf Zamanlar”da not düşmüştüm; 2020 sonunda sadece Almanya’da 300 bini aşkın Qanon’cu olduğu tahmin ediliyordu. 

Amerikalı ile Avrupalı Qanoncuları birbirine sağlam bir ip bağlıyor. İki taraf da kendi rejimlerini görünürdeki iktidarların yönetmediğine inanıyor. ABD, Almanya, İngiltere, Fransa ve bu tür görüşlerin bizdeki savunucularına göre Türkiye (evet, Türkiye’de de Qanon taraftarları var), bütün dünyaya hükmeden bir elit grup tarafından yönetiliyor. 

Bunlar kim? Küresel zenginler, beş aile, gizemli güçler, kertenkele insanlar… Herkes kendi meşrebine göre cevap veriyor. Şu da darbecilik iddiasıyla tutuklanan emekli asker Rüdiger von Pescatore’nin cevabı: “İnsanlık gerçeğe ancak bir sistem değişikliğinden sonra ulaşabilecek.”

*

Sistem değişikliği? Ama kimin hayrına?

Reichsbürger’den Rüdiger von Pescatore’nin gönlünden geçen değişiklik eskiye doğruydu. Geçmişe, imparatorluk dönemine gitmek istiyordu. 1918 öncesine…

Prens Heinrich XIII Reuss

Zaten Reichsbürger hareketine inananların ortak noktası bu. Bugünkü devleti de sistemi de kabul etmiyorlar. Kimileri bunu sadece sözle ifade etmekle yetinmeyip, onları mevcut sisteme bağlayan pasaportlarını, nüfus müdürlüklerine teslim ediyor. “Biz bu pasaportu tanımıyoruz” diyorlar.

Bir de bayrakları var. Diğer aşırı sağcı grupların da pek sevdiği Reich bayrakları… 1918 öncesi imparatorluk bayrağı... Reichsbürger de birçok Alman aşırı sağ hareketi gibi, Birinci Dünya Savaşı’nı Almanya açısından sonlandıran Versailles Anlaşması ile belirlenen sınırları kabul etmiyor. Monarşi dışı bir düzeni de kabul etmiyorlar. 

İçişleri Bakanı Faeser bu hareketin ülkede 23 bin üyesi olduğunu açıkladı. Toplumun çeşitli katmanlarından 23 bin üye. Ama ilginçtir, çok karşı olunan “elitlerden” de… Kaymak tabakadan taraftarlar: Üst düzey askerler, hukukçular, aristokratlar…. 

İçişleri Bakanı’na göre bunların onda biri silahlı ve tehlikeli; akla gelebilecek her şeyi yapmaya da yatkınlar. 

*

İçişleri bakanının kaygıları bir tarafa… 

Almanya’da bir darbe mümkün mü sahiden? Komplo teorilerine inananlar, Avrupalı Qanoncular, imparatorluk özlemiyle tutuşanlar bu denli zor bir işi yapmaya muktedir olabilir mi?

Buna hemen herkes hayır diyecektir. Herhalde İçişleri Bakanı da başka türlü düşünmüyordur.

Ama şunu da görmek lazım: Toplumun tüm kesimlerini kapsayan ve silaha da ulaşımı olan bir hareket Avrupa’da, hatta Avrupa’nın tam da kalbinde yavaş yavaş büyüyor. 

ABD’de parlamento binasının, valiliklerin basıldığı ve yağmalandığı bir çağdayız. Kutuplaşma, her toplumun içinden bir fay hattı gibi geçiyor. 

Bir prensin bir şatoda darbe planları yapması değil endişe verici olan. Bu çağ, bu planların hızla yayılabilmesini ve kimsenin ruhu duymadan taraftar toplamasını mümkün kılıyor. Bu çağ, bütün çılgınların birbirini bulmasını mümkün kılıyor.

Bu çağın kendisi patlayıcı bir çağ.

Tüm yazılarını göster