Altın çatallar alacak dünürüm bana…

Bir gülüşme oluyor sonra Kuyumcular’daki yardım merkezindekiler arasında, 40’lı yaşlarında bir kadın anlatıyor, “Dünürüm bana altın çatallar alacak!"

Barış Avşar bavsar@gazeteduvar.com.tr

Maraş’ın Türkoğlu ilçesine bağlı Kuyumcular köyünde cemevinin hemen yanında kurulan birkaç yardım çadırının olduğu alanda oturuyoruz. Bu köyün muhtarlığına çevredeki başka köyler de bağlıymış. Muhtar, depremde kent merkezindeki evinde ölünce birinci aza atanmış yerine, şimdi bütün köylerle o ilgileniyor. Bunları anlatan köylü, “Biz de ona yardımcı oluyoruz” diyor.

Önümüzden yaşlı bir köylü geçiyor o sırada. Elinde bir kağıt, ‘başvuru’ yapacak. Evinde hangi eşyalar vardıysa onları yazıp isteyecek devletten. Bir evde neler olur? “Yaz işte” diyor bir köylüsü: “Televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, klima…” duruyor sonra biraz, bir evde başka ne olurdu ki? “Ütü” diyor. Başka biri atılıyor, “Ne ütüsü ya, devlet sana ütü mü verecek. Ötekileri al da bir, ütüyü de kendin al…”

Bir diğer köylü de çadır kurma derdinde. 16 gün sonra ulaşabilmiş o çadıra. “Şuraya kuracağım” diye gösteriyor, az önce devletten istenecek eşyaları sayan yanıtlıyor yine: “Sen buranın bahar selini bilmiyor musun? Bir basarsa çadırın da gider…”

Ya nereye kurulacak depremden kaçarken sele yakalanılmayacak şekilde o çadır?

Köylü kendi kendine bakıp aklına yatanı yapacak işte…

***

Depremin üzerinden iki hafta geçmiş. 55 haneli köyde az daha dışarda, yamaçta kalan 3 ev dışında bütün evler yıkılmış. İlk Pazarcık depreminden kurtulanlar 9 saat sonraki Elbistan depreminde gitmiş. Hemen girişteki bir evin nasıl yıkıldığını anlayamıyorsunuz. Sanki sadece çatı varmış, o yere inmiş, arada başka bir şey yokmuş gibi.

Kuyumcular girişindeki ev... (Fotoğraf: Barış Avşar)

Bir hasarlı evin sahibi baba-oğul, hemen ilerilerindeki ağır hasarlı evden buzdolabı ve halı çıkarmış. Köyün toplam can kaybı, nüfusu köyde, kendisi şehirde yaşayanlar dahil 16 kişi. Vefat edenlerden biri deprem sonrası kalp krizinden olmak üzere, 5'i köyde yaşayanlardan... Buraya gelirken geçtiğimiz Küpelikız yönünü gösteriyor o sırada bir köylü: “Orada ölen çok oldu…”

Az sonra başka bir köylü daha aynı yönü gösterip, “Zeynepuşağı köyü var, orada ölen çok” diyor.

Köyden ayrıldıktan sonra gittiğimiz Pazarcık’ta rastladığımız gazeteci Abdurrahman Gök’le konuşurken o da ‘çok kayıp var’ diye aynı yeri tarif ederek, “Zinkon” diyor köyün adını. Aynı yerde kaç köy var? O zaman anlatıyor Gök, “Kürtçe adı Zinkon’muş, sonra Zeynepuşağı denmiş ama köylü ‘uşak’ lafından hoşlanmamış, Küpelikız yaptırmış ısrar edip.”

Kürt ve Türkmen Alevilerin birlikte yaşadığı köyler Küpelikız ve Kuyumcular. Depremin ardından yollar patlayıp, kayalarla kapanınca yaralıları doktora götürmek bile mümkün olamamış. Traktörlerle kayaları çekmeye çalışmışlar, o da olmamış. Yollar nihayet açılınca, günler sonra bir AFAD aracı gelmiş köye, ‘yapılacak bir şey var mı’ diye sormuşlar anons yaparak. Köylü ne desin o saatten sonra? Olan olmuş…

Kuyumcular'da can kaybı yaşanan evlerden biri... (Fotoğraf: Ardıl Batmaz)

Yakında Sünni köyleri de var, onların durumu nasıl peki?

“Onlar da bizim gibiydi. Başta hiçbir şey yoktu onlarda da. Şimdi bazı yardım oralara gidiyor, bazıları bize geliyor, onlarda olanı bize veriyorlar bizde olanı onlara veriyoruz” diyor konuştuğumuz köylü başıyla karşıda duran yardım kolilerini göstererek. Depremin ikinci günü gönüllülerin yardımları gelmiş ilk, devletten ilk yardımlar bir hafta sonra gelebilmiş. O günler hep çaresizlik.

Daha sonra Adıyaman’da çadır kampı kurarken konuştuğumuz Barzani Yardım Vakfı yetkilileri depremin hemen ardından çalışmaya başlamadan bekletildikleri şeklindeki haberler için, “Getirdiğimiz araçlar enkaz kaldırma amaçlı. Ancak deprem henüz çok yeniydi. Bize kurtarma çalışmaları devam ederken bunların kullanılamayacağı söylendi” demişti.

Adıyaman'da Barzani Yardım Vakfı'nın çadırları kurulurken. Malzemelerin taşındığı tırda Che Guevara fotoğrafı... (Fotoğraf: Ardıl Batmaz)

Yine Adıyaman’da görüştüğümüz Aydın Belediyesi’nin kurduğu aşevindeki bir görevli de depremin hemen ardından bölgeye geldiklerini ve yanlarında iş makineleri olduğunu ancak bunların kullanılmadığını söylüyordu.

Enkaza iş makinesi sokulmazdı hemen, tamam. Ama bu Kuyumcular’ın, Küpelikız’ın, Maraş’ın, Adıyaman’ın, Malatya’nın köy yolları da mı açılamazdı?

Orası da deprem sonrası hep konuştuğumuz ‘koordinasyonsuzluk’ olacak herhalde…

Kuyumcular ve Küpelikız köylerinin hemen dışındaki fay kırığı. (Fotoğraf: Ardıl Batmaz)

***

Bir gülüşme oluyor sonra Kuyumcular’daki yardım merkezindekiler arasında, 40’lı yaşlarında bir kadın anlatıyor, “Dünürüm bana altın çatallar alacak! Zor attık kendimizi dışarıya, babam o halde diyor ki ‘çatal kaşık bile alamadık.’ Dünüre anlatınca güldük telefonda, bana altın çatal kaşık getirecek, söz verdi…” İngiltere'de yaşıyor dünür, gelirken getirecek altın çatal kaşık takımını... Yine gülüyor.

Sonra bir duruyor, “Şehirde açık yer var mı acaba?” Kozmetik ürünleri satılan yerel bir mağazanın adını söylüyor. Orası açılmış mıdır? Ne alacak ki? Şampuan… Devletten istenecekleri sıralayan, kurulacak çadır yerine itiraz eden köylü bu söze de karışıyor, “On çeşit şampuan var orada işte…”

“Yok ama benim kullandığım ayrı” diyor kadın, durgunlaşıyor sonra, gülümsemesi gidiyor. Hani artık televizyonlar normal yayına döndü, yaşanan acıya dair haberlere daha az bakılır oldu ya depremden etkilenmeyen yerlerde... Depremzede kadın da işte alıp alamayacağı belli olmayan şampuanı, dünürün vadettiği altın çatalları konuşarak uzaklaşmaya çalışıyor yıkılmış evinden, köyünden…

Bir gülüp bir kederlenerek…

Yarına: ‘Olmasaydı sonumuz böyle’ Adıyaman

Tüm yazılarını göster