Adriana Lima - Metin Hara aşkı ve bizim büyük kültürel çölümüz

Adriana Lima-Metin Hara aşkında Notting Hill (Aşk Engel Tanımaz, 1999) filmini anımsatan bir şeyler varsa da detaylara girildikçe masalın rengi biraz değişiyor. Bir kere meğer bu Metin O’Hara Bey, zaten ünsüz sapsız biri değilmiş. Kafamda bir Metin Hara ismi, bir de sağda solda rastladığım kitabının kapağı vardı da kimdir, nedir, pek tanımıyordum ve galiba öğrenmeden yaşayabilirdim. Olmadı…

Zehra Çelenk zcelenk@gazeteduvar.com.tr

Her şey Adriana Lima’nın birkaç gün önce Los Angeles havalimanında bir kitapla görüntülenmesiyle başladı. Genç kadının biçimli göğüslerine sıkıca bastırdığı kitabın kapağındaki alev saçlı genç adamın yüzü hepimize bir yerlerden tanıdık geliyordu. Kitabın yazarı bir Türk’tü, oh my god! Bir Türk dünyaya bedeldir ve her Türkiyeli gencin bağrında bir Victoria’s Secret modelinin, eh şey, diyelim kalbine, pençe atacak bir aslan gizlidir. İşte sonunda cesur ve girişimci bir kardeşimiz, havuç saçının altında havan topu büyüklüğünde bir yürek taşıyan bir genç adam, tüm dünyanın arzuladığı bir kadının arzu nesnesi olmayı başarmıştı. Adriana’nın ihtirasla aralanmış dudakları olayın kitapla da kalmayacağını fısıldar gibiydi: Aşk gümbür gümbür geliyordu. Bizi bizden alacak, duvarlardan duvarlara savuracak, hanelerimize alev topu gibi düşecekti. Bize ne oluyorduysa…

Bu beyaz dizimsi başlangıcı sevmediyseniz romantik komedi verelim. Notting Hill (Aşk Engel Tanımaz, 1999) filmini görmeyen pek yoktur herhalde. Sıradan bir kitapçının mütevazı hayatı bir gün bir Hollywood starının kapıdan içeri girmesiyle değişir. Julia Roberts öyle dünya güzeli, asil ve doğal, Hugh Grant o çemçük ağzı, çekingen halleriyle o kadar tatlı, aşkları öyle hoştur ki… Romantiktir, komiktir, en önemlisi de her masal gibi umut vericidir. “Sana da çıkabilir,” der, izleyiciye. Dünyanın en sıradan hayatını yaşarken dünyanın en ünlü, en güzel insanıyla beraber olabilirsin. Yeter ki olduğun gibi ol, gülümse ve bekle.

Adriana Lima-Metin Hara aşkında bu filmi anımsatan bir şeyler varsa da detaylara girildikçe masalın rengi biraz değişiyor. Bir kere meğer bu Metin O’Hara Bey, zaten ünsüz sapsız biri değilmiş. Kafamda bir Metin Hara ismi, bir de sağda solda rastladığım kitabının kapağı vardı da kimdir, nedir, pek tanımıyordum ve galiba öğrenmeden yaşayabilirdim. Olmadı…

METİN HARA’NIN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ

Bir anda timelinelar bu sürpriz aşkın haberleriyle dolup taşmaya başladı. Önce, “bariz reklam, PR” diye konuşuldu, kesin ip vardı. Adriana Lima gibi bir dünya güzeli niye böyle iyimser bakışla vasatın bir tık üstü yakışıklılıkta, adı sanı kısmi duyulmuş Türk’le beraber olsundu ki? Gökten Victoria’s Secret modeli yağıyordu da onca namuslu, karayağız delikanlımızın haberi mi yoktu?

.

İşin bu kısmı en basitinden “gönül bu,” biçiminde açıklanacak bir şey. Güzel insanlar her zaman güzel insanlarla olmaz. Hatta birbirine yakışan çift, doğal çift sarılı yumurtadan daha azdır. E Adriana da bir insan sonuçta. Ayrıca biliyorsunuz, kadınlar sapyoseksüel-miş. Görünüme değil zeka, yetenek gibi şeylere aşık oluyoruz biz (biz hep belgesel…) Bence bu erkeklerin işine geldiği için yaygınlaştırılan bilgilerden ya, neyse. Ayrı bir yazının konusu olsun. Peki bu sapyoseksüellik damarından gidersek, ortada bir sapyo (sapien) var mıydı acaba?

Bazılarımız okumasak da, bilmesek de Metin Hara iki kitap yazmış ve gördüğüm bir habere göre bu kitaplar 260.000 civarında satmış. Az buz değil, anormal bir rakam.

ŞİMDİ HERKES YANINDAKİNİ KUCAKLASIN

Şimdi, okumadığım bir kitap hakkında ileri geri konuşmak istemem de bazı izlenimlerim oluştu tabii. Bir kere kitapları kişisel gelişim türünde. Kişisel gelişim halkların yeni afyonu, ya da ayfonu. Gün geçmiyor ki içinde enerji, ezoterik, terapötik, transatlantik, spiritüellik vb. janjanlı ve umut verici kelimeler geçen birtakım yeni kitaplar çıkmasın…

Bu da anlaşılır, çünkü, işler pek iyiye gitmiyor… Hayat giderek daha karmaşıklaşıp vahşileşiyor, insan da mutlu ve tatmin olmayı asla beceremiyor. Belli bir gelir ve kültür seviyesinin üstünde her kesimde spiritüel meraklar ve her tür terapiye ve “kendini iyi hisset” seminerine yoğun ilgi var. Öyle ki, plazaların pencerelerinden beraberce Birdman misali havalanabilir bir gün insanlar.

Tüm bunları toptan küçümsediğim düşünülmesin. Sadece bana sorarsanız bu işlere bir nebze şüpheci yaklaşmakta, her “secret”ım var diyene cüzdanla koşturmamakta yarar var. Metin Hara secret’ı bulmuş mu bilmiyorum ama Victoria’s Secret’ı bulduğu kesin.

Metin Bey 35 yaşında, Üsküdar Amerikan Koleji’ni bitirdikten sonra üniversitede fizik tedavi ve rehabilitasyon eğitimi almış. İnsan sağlığına “bütüncül” yaklaşıyor, profesyonel enerji ve tedavi çalışmaları yürütüyormuş. Yüzlerce insana şifa dağıtmış, yüzlerce seminer vermiş.

Üşenmedim, 18 dakikalık bir videosunu (TEDx İstanbul) izledim. Haksızlık etmek istemem ama, karşımda gördüğüm, kendi deyimiyle bir “yeni çağ dervişi”nden ziyade, kişisel gelişim gurusu taklidi yapan biriydi. Bir komedyenin kişisel gelişimci taklidini izler gibi izledim konuşmayı yer yer. Konuşmanın başlarında “cep telefonlarınızı kapatın çünkü (yayılan enerjiden ötürü) açık on telefondan ikisi bozulacak,” dediğinde hele öyle bir “hadi beee!” çekmişim ki kedi yerinden zıpladı. Bir ara su almaya gittim geldim; bıyıklı, takım elbiseli birtakım adamlar birbiriyle kucaklaşıyordu. Söyleyeceklerim bu kadar.

Sosyal medyadaki tepkilere karşılık Hara, Twitter hesabından 12 maddelik bir açıklama yaptı. Listedeki maddelerden biri şuydu:

“Senelerce hapishanelerde, hastanelerde, sokakta insanların yardımına koşmuş, 3 tane orman dolusu ağaç ekmiş biriyim”… Hapishanelere girip bir çocuğa güneşi getirme sözü verdiğini, huzurevlerinde yaşlılarla dansettiğini izlediğim videoda da anlatıyordu. İçi fesat olmayan her insan oturur ağlar şunları duyunca. Ben tabii ağlamadım. Neyse ki Adriana gibi kadir kıymet bilen tertemiz kalpli kadınlar var şu dünyada. Bu arada bahçecilik konusunda fazla deneyimim yok ama ekilen şeyler domates, biber, hıyar değil mi? Ağaç, dikiliyor diye biliyorum ben.

Özetlersek elimizde kızılşın, girişimci, “koca yürekli”, seri sayıcı bir adet yazar var. Bir nevi yazarsayar. Sayıyor, durduramıyoruz. Listeler yaptığı yetmedi, Ayşe Arman röportajında eski sevgililerinin ismini de bir bir saydı.

Ayşe Arman, “Sen de pek Marlon Brando’nun gençliği sayılmazsın, nasıl elde ettin bu kadını,” gibi bir soru sormuş. Yazarsayarımız da durur mu, yapıştırmıştı cevabı:

“E tatlım… Tamam, fiziksel çok bir özelliğim yok ama sen hiç benim eski sevgililerimi Google’ladın mı? (..) Ben sana söyleyeyim o zaman… Aslı Tandoğan, Ekin Türkmen, Müge Boz, Beste Kökdemir. Bunlar benim eski sevgililerim”

Hiç kimseye bir şey kanıtlamak durumunda olmayan O’hara Bey, fiziğine dair bir soru üzerine şahlanan bir ergenlikle ünlü ve güzel kadınlar kartını masaya şak diye yapıştırmış. Demek ki o kadar enerji çalışması, o kadar Nirvanalardan Nirvana beğenme hâlleri ilişki adabının ilk kuralını çiğnemeye engel olmuyormuş: Beraberliklerini erkekliğini kanıtlamaya meze etmeyeceksin. Röportajın en fena kısmı buydu da, iş bu kadarla kalmıyor. Sevgilisinden iki cümlede bir “kadın” diye bahsediyor. Kadın oturdu, kadın kalktı, kadın o kadar para kazanıyor… Mesele bayan gibi inceltilmiş cinsiyetçi bir ifade kullanması değil tabii… Büyük aşkla vurulduğu bir kadından daha üçüncü günde bu kadar dışarıdan, böyle nesneleştirici bir dille bahsedebilmesi…

İki cümleden biri “ben” diye başlıyor. Sürgit bir kendini övme, yaptığı iyilikleri, hayır işlerini sayıp dökme hali, bir narsisizm- çocuksu şımarıklık kokteyli. Bir yerde hızını alamayıp “Dünyanın yeni Paolo Coelho’su olacağım” diyor. Easy tiger. (Sakin ol aslanım.) Herhalde o da birtakım mistik, sırlı şeylerden bahsediyor romanlarında diye, aralarındaki ufak bir farkı, Coelho’nun bir yazar, edebiyatçı, kendisininse bir kişisel gelişim yazıcısı olduğu kısmını atlayıvermiş. İnsan bir kez abartılı bir benlik yanılsamasına kapılmayagörsün…

CEHENNEME ODUN TAŞIMAK

İşin en fena yanı şu: Ünü ve kıymeti kendinden menkul yarı-ünlü kişilerin şöhret balonunu kendi ellerimizle, biz şişiriyoruz. Bu yazı bile buna katkı sağlıyor maalesef. Ama işte, bahsetmeyince de arızalar yok olup gitmiyor. Daha önce de demiştim, iki ucu çamurlu değnek bu mevzular…

Magazin, eğlencelidir. Türkiyeli bir yarı-ünlünün dünyaca ünlü bir modelle çıkmasını merak etmekte, üstüne üç beş de espri patlatmakta bir tuhaflık yok.

Sorun, bunların hayatımızın bir parçası olmaktan çıkıp neredeyse tüm hayatımız halini almış olması. Metin Hara’nın kitabının 260.000 satması değil esas problem, bazı iyi kitapların onun yüzde biri kadar bile satmaması. Bu kıymeti kendinden menkul kişiler cehennemini bizzat bizim yaratıyor oluşumuz. Bunu da emeğe, yeteneğe, ehliyete, nezakete giderek daha az değer vererek yapışımız.

Bu tür şişme şöhret vakaları kıza söylene de olsa sürekli gündemimizde. Peki kalan kısım, “iyi şeyler” hayatımızın neresinde? Tevazu, olgunluk, erdem, içselleştirilmiş bilgi, emek diye dilimize pelesenk ettiğimiz kavramların hakkını ne kadar teslim ediyoruz?

En son ne zaman bir keşif heyecanıyla girdiniz kitapçıya, papağan gibi birbirini tekrarlayan tanıtım cümleleriyle birilerinin parlatmadığı hangi kitabı satın aldınız? Hangi kitabı, hakkında üç beş tweet atmak arzusuyla değil, gerçekten merak ettiniz?

En son ne zaman parlak bir ambalajla burnunuza dayanmamış herhangi bir şeyi tercih ettiniz?

Bunlar hepimize, sık sık kendime de sorduğum sorular. Bu her şeyin tüketerek ilerlemek üzerine kurulu olduğu dünyada çünkü, insanın, önce kendine sorular sorması iyidir.

Kişisel gelişim tavsiyesi: Kişisel geliş. Hazır cevaplar peşinde olma, arada bir soru da sor kendine.

Bir kültürel çölde yaşıyorsak, bilin ki orayı kurutan, biraz da biziz. Bir cehennemde yaşıyorsak, oraya ateş taşıyan da biziz. Beraberce. Hepimiz.

Tüm yazılarını göster