ABD-Çin rekabeti: Ortadoğu’dan gelen mesaj-1

Çin, ABD’ye Ortadoğu’da son olarak İran üzerinden yanıt verdi. Dahası, geçtiğimiz hafta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve beraberindeki heyeti ağırladı.

Mühdan Sağlam msaglam@gazeteduvar.com.tr

ABD’de Joe Biden yönetimin iş başına gelmesi, küresel düzene dönük yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. Yeni başkanın insan hakları konusunu önceleyeceğini ifade etmesi, benzer biçimde demokratik yönetim vurgusu, dünyanın Trump döneminde gördüğünden farklı bir politik tartışmaya ve düzene gideceğine dönük beklentiler yaratıyor. Ancak ABD politikasında partilerüstü olarak nitelendirilen bazı konu başlıklarının da olduğu dikkate alınmalı. Bu konuların başındaysa ABD’nin Çin ile olan rekabeti/mücadelesi geliyor.

Nitekim Pekin ile Washington’ın Alaska’da yaşadığı gerilim, taraflara karşılıklı adımlar attırıyor. Önümüzdeki iki hafta boyunca, Alaska görüşmeleri sonrasında Çin cephesindeki diplomatik manevraları ve bunun ABD ile bağlantısını ele alacağız. Bu yazıda Çin’in Ortadoğu turuna mercek tutacağız.

ABD-ÇİN: ALASKA’DA RESTLEŞME

ABD’nin yeni yönetimi ile Çin arasındaki ilk üst düzey görüşme 19 Mart’ta Alaska’da gerçekleşti. Henüz toplantı başlamamışken ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın “Uygurlar, Tayvan ve Hong Kong konusundaki endişelerimizi ve atılacak adımları gündeme taşıyacağız” açıklaması, aslında görüşmelerin sert bir tonda geçeğini gösteriyordu. Bunun yanı sıra toplantı öncesinde de Biden yönetimi, Donald Trump döneminde uyuşmazlıkların derinleştiği Çin’den bazı politika ve yaklaşımlarını değiştirmesini talep etmişti. Buna bir de ABD’nin ısrarla gündeme taşıdığı Uygur Türkleri konusu (son iki yıldır gündemde olsa da) eklendiğinde görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkması sürpriz olacaktı, zira gündeme gelen bu konuları Çin, bugüne kadar iç işleri olarak görüyordu.

Alaska görüşmesi, kapsamlı ve tarafların sözünü sakınmadığı bir toplantı olarak nitelense de Çin Dışişleri Merkez Komisyonu Ofisi Direktörü Yang Jiechi, ABD’nin dış ve ticaret politikasını eleştirerek, ABD’yi nüfuzunu yaymak ve diğer ülkelere baskı uygulamak için askerî gücünü ve finansal hegemonyasını kullanmakla suçladı. Dahası ABD’nin Çin’in önünü kesmek ve bazı ülkelerle Çin’in arasını bozmak için ulusal güvenliğin ardına sığındığını söyledi. Özetle, ilk yüksek düzeyli görüşmede taraflar bir anlamda medyanın önünde eteklerindeki taşları döktü. Fakat restleşme bununla sınırlı kalmadı, iki süper güç arasındaki mücadele diplomatik alanda karşılıklı adımlarla da karşılık buluyor.

YAPTIRIM KISKACINDA: ABD VE AB’NİN ÇİN YAPTIRIMLARI

Çin ile ABD arasında Alaska’da sert bir görüşme yaşanırken, Çin’e hem ABD hem de Avrupa Birliği (AB) yaptırım uyguladı. Bu bağlamda AB, Uygurlara yönelik uygulamalar nedeniyle 4 Çinli yetkili ve bir kuruluşa yaptırım kararı aldı. AB’yi aynı konuda ABD, Kanada ve İngiltere izledi. Dikkat çekici olan, yaptırımların Çin’in ekonomisini etkileyemeyecek düzeyde olması. Yani yaptırımlar sembolik, ancak bu aynı zamanda bu merkezlerin Çin’e karşı uygulayacağı politikalar konusunda da önemli bir dönemecin sembolü. Şöyle ki; ABD daha önce de Çin’e yaptırım uygulamıştı, ancak bu gruba AB’nin katılması, onu Kanada ve İngiltere’nin izlemesi, söz konusu merkezlerle Çin arasındaki kutuplaşmanın habercisi. Öte yandan Çin ise, bir yandan karşı yaptırımlarla cevap veriyor, bir yandan da dış politikada stratejik adımlar atıyor. Bu adımların son örneği Çin’in Ortadoğu’da beş ülkeyi kapsayan turunda görüldü.

WANG’IN ORTADOĞU MESAİSİ: ARAP ÜLKELERİYLE İŞBİRLİĞİ

ABD ile Çin arasında bu gelişmeler yaşanırken, Çin mart ayında yoğun bir diplomatik mesai içindeydi. Başında Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin olduğu Çin heyeti geçtiğimiz hafta beş adrese ziyarette bulundu: Suudi Arabistan, İran, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn. Dahası Wang, Irak ve Ürdün dışişleri bakanlarıyla da telefon görüşmesi yaptı.

ABD ile restleşmenin ortasında gelen bu ziyaretler Çin açısından önemli. Zira Ortadoğu bölgesi Çin’e giden 10 varil petrolün 6’sını temin ediyor. Bununla beraber Çin’in enerji alanında bölgeye ilgisi petrolle sınırlı değil, görüşmeler doğalgaz ve yenilenebilir kaynaklara dönük yatırımları da içeriyor. Pandemiyle beraber bu ortaklık zeminine aşı diplomasisi de eklendi. Örneğin güzergah listesinde yer alan iki ülke, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri, Çin’den aşı alan ülkelerin başında geliyor. Pekin’den ziyaretlere dönük yapılan açıklamada, Çin’in bölge ülkeleriyle işbirliğine önem verdiği, bunun Kuşak ve Yol İnisiyatifi (2013’te Çin tarafından başlatılan alt yatırım ve ticaret projesi) açısından da bir sinerji yakalanması için önemli olduğu ifade edildi. Dikkat çekici olan, ziyaret edilen devletlerden İran haricindekilerin ABD müttefikleri olması. Ziyaret sonrasında gidilen tüm ülkelerin Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nde yer almak istediklerini ve bu konuda uzlaşıya varıldığının altının çizilmesi önemliydi.

İRAN ANLAŞMASI ABD’NİN YAPTIRIMLARININ BOŞA MI DÜŞÜRDÜ?

Wang’ın turu içerisinde imzalanan stratejik anlaşmalardan en dikkat çekici görüşme İran ile yapıldı, üstelik İran ABD ile müttefik olmayan da tek ülkeydi. İran Dışişleri Bakanı Cavad Zarif ile Çinli mevkidaşı arasında yapılan görüşmeler neticesinde taraflar 27 Mart’ta 25 yıllık bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre İran’dan indirimli petrol karşılığında Çin, telekomünikasyon, liman, demiryolları, sağlık ve bilgi teknolojileri gibi sektörleri kapsayacak şekilde İran’a 400 milyar dolarlık yatırım yapacak. Anlaşma elbette iki devlet açısından önemli, nitekim İran bu anlaşmayı, ilişkileri stratejik düzeye çeken adım olarak gördüğünü ifade etti.

Anlaşma mühim, ancak bununla beraber şu unsura dikkat çekmek gerekiyor: Çin’in İran yatırımları ve görüşmeleri aslında 2015’te İran ile BM 5+1 formülüyle yapılan nükleer anlaşma sonrasında başlamıştı. Ancak Trump döneminde ABD’nin hem nükleer anlaşmadan çekilmesi hem İran’a yaptırım uygulaması Çin’i bu konuda isteksizliğe itmişti. Çin de Rusya ve Avrupa gibi anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu savunuyorsa da ABD’yi kızdıracak sert adımlar atmaktan da kaçınmıştı. Halihazırda Biden yönetimi “İran ile yeniden görüşebiliriz” sinyalleri verirken, Çin’den gelen bu manevra zamanlaması açısından önemli.

Çin’in, İran ile ABD arasındaki nükleer görüşmelerin barışçıl bir formülle sürmesi konusunda destekleyici bir tutum alacağı biliniyor. Bununla beraber anlaşma, ABD’nin İran’ı yalnızlaştırma ve anlaşmaya mahkum etme stratejisini zayıflatıyor, çünkü İran halihazırda güçlü bir anlaşmaya sahip. Anlaşma İran’ın müzakere masasına dönmeyeceği anlamına gelmiyor, ancak bu, müzakere sürecinde İran’ın elini güçlendirdi.

Anlaşmanın petrol karşılığında yapılması (ABD yaptırımları tam da İran’ın petrol üretimini ve satışını hedef almaktayken) bu çerçevede stratejik bir adım, zira Çin isteseydi, şirketlerden pay alarak, borç vererek de İran ile anlaşma yapabilirdi. Oysa seçtiği yol petrol alımı. Bu, iki açıdan önemli. Birincisi, Pekin artan petrol talebi için 25 yıllık bir garanti buldu. İkincisi, İran’ın petrol piyasasına dönmesini sağlayarak ABD’nin yaptırımlarını kısmî de olsa boşa düşürdü.

Sonuç olarak Biden yönetimi, Çin konusunda Trump döneminde uygulanan politik hattan devam edeceğe benziyor, zaten Çin konusunda ABD, partilerüstü bir politika uyguluyor. Bununla beraber, Biden Trump’tan farklı olarak açıktan ticarî bir savaş yerine şimdilik, AB ile saflarını sıkılaştırarak ve insan hakları ihlalleri üzerinden Çin’in üzerine gidecek. Bu konuda ABD’nin yanına çekmek istediği devletler AB ile sınırlı da değil. Öte yandan Çin ise ABD’ye Ortadoğu’dan son olarak İran üzerinden yanıt verdi. Dahası, geçtiğimiz hafta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve beraberindeki heyeti ağırladı. Bu kutuplaştırma ortamında Pekin de ticaret ve geçmiş bağlarıyla saflarını oluşturmaya çalışıyor. Önümüzdeki hafta Rusya ile Çin ilişkilerini ele alarak durumu ele almaya devam edeceğiz.

Gelecek hafta: Lavrov’un Pekin seferi: Rusya ile Çin ilişkilerinin görünümü

 
Tüm yazılarını göster