Kadın özgürlüğü kadınların cumasında saklı

Cumartesi, 29 Nisan, 2017
Peygamber döneminde özgür olan kadınlar, sonraki yüzyıllarda camiden/cumadan dışlandıkları için özgürlüklerini kaybettiler. Cinsiyete dayalı ayrımcılık Müslüman toplumlarda Cuma namazının, hür erkeklere tanınan bir ayrıcalıkmış gibi uygulanıp, kadının camiden dışlanmasıyla başlayıp gelişti.

Kışı hatırlatan günlerin ardından Ankara’ya erişen baharla, açık pencereden odama doluşan kuş cıvıltıları eşliğinde çiçek, böcek uçuşan yazılar dökülmeli. Özgürce dökülmeli duygular yazıya. Size de öyle olur mu bilmem, bahar bana hep özgürlüğü çağrıştırır. Baharın coşkusu özgürlüğünde gizli; bence o coşku, özgür hissetmenin, özgür olmanın adı.

Referandum, mühürsüz oy, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, şimdi de AİHM, Kore, Sincar, enflasyon, bir yandan kadın gündemi olanca ağırlığıyla çökünce üstümüze özgürce uçuşamıyoruz, baharda bile.

Hele bu Cuma bir kere daha özgür hissedemeyişin acısı çöktü içime. Yeteri kadar vakti, merkezi camilere ulaşacak araçları yoksa kadınlar, cumanın özgürlüğünü yaşayamıyor bizim ülkemizde. Ne olurdu mahallemdeki camilerden birinde ben da kadın olarak Cuma namazında kendime yer bulabilseydim?

Yıllar önce gittiğim ilk Cuma namazını hatırlıyorum. Kocatepe Camisi’ndeydik. İsmail Coşar, hutbenin ardından namazda Rahman suresini okumuştu o güzel kıraatıyla. O gün namazdan sonrasını ağlayarak geçirmiştim. Allah biliyor, kulları ister inansın, ister inanmasın, ağlayışım ümmetin alimleri ve erkeklerinin ahvalineydi. Cuma gerçekten kadınlara da farz ise bin küsur yıldır kadınları Allah’ın emrine itaatten alıkoyan rivayetleri yayan, kabul eden, onlarla amel edenlerin haline cidden acımış, onlar için ağlamıştım.

Geçen yıllar boyunca okuyup öğrendiklerimle şimdi Cuma namazının kadınlara da farz olduğuna dair içimde hiçbir şüphe kalmadı. Artık alimlere ve tüm erkeklere üzülmeyi de bıraktım. Kadınlarla konuşmaya çalışıyorum. “Ey iman etmiş olanlar” (Cuma-9) hitabıyla başlayan ayetin eril-dişil takısı içermeyen özelliği nedeniyle bütün inananlara yüklediği Cuma farzıyyetini idrak etmeye çağırıyorum kadınları. Bu büyük sorumluluk korkutuyor kadınları genellikle. Her zaman gidememek, her zaman kılamamak endişesiyle, “kadınlara Cuma farz değil sünnet” diyen rivayetlere inanmanın kolaycılığıyla pek destek gelmiyor bu çağrıya. Ancak bilinmeli, farzı ihmal ile farzı inkar arsındaki farkın büyüklüğü, azameti. Farzımıza sahip çıkıp, eda etmek için önümüze konan engelleri yıkmak bizim sorumluluğumuz. Çünkü bilgi sorumluluk demek… Çünkü Cuma özgürlük demek…

Mevdudî, Tefhim’ü-l Kur’an adlı eserinde Cuma namazının Mekke’deyken de bilindiğini ancak cemaatle namaz kılma özgürlüğüne sahip olunmadığı için kılınamadığını belirtir. Bu nedenle hicret sırasında peygamberimiz, kendisinden önce Medine’ye vasıl olan muhacirlere Cumayı ikame etmeleri için yazılı emir göndermiştir (6.c. s.305). Çünkü artık orada özgürce cemaat halinde namaz kılabilirlerdi. Nitekim kendisi de hicretin son günlerinde Medine yakınlarındayken Cuma vaktinin erişmesiyle yanındakilerle ilk Cuma namazını kılmış/kıldırmıştır. Rivayetlere göre kadınlar ve çocuklar dahil, ayrımsız, ayrıcalıksız iman edenler Cuma namazına dahil olmuştur.

Cuma namazının özgürlükle ilişkisini bir de Malazgirt zaferinden sonra Alparslan ile Diyojen arasındaki anlaşmada görürüz. Anlaşmanın maddelerinden birisi Bizans’ın, Müslümanlara Cuma namazı kılmaları için Konstantiniyye’de yer tahsis etmesi ve cemaat olarak özgürce namaz kılmalarına izin verilmesi hakkındaydı.

Cuma ve özgürlük arasındaki ilişki bu kadar net…

Ancak “küffarın” Müslümanlar için cemaat özgürlüğü tanımasını isteyen ümmetin erkekleri, aynı özgürlüğü kadınların elinden hoyratça almış, tarihi süreçte.

Müslümanlar Cuma namazı farzını ikame edebiliyorlarsa özgürler. Müslümanlar özgürseler Cuma namazını kılabiliyorlar. Cemaat olunabiliyorsa, cemaate dahil olmaya engel yoksa özgür, Müslümanlar. Peki, ya kadınlar? Bugün, bu ülkede cemaatin dışına atılıp, Cuma namazını kılamayan kadınlar, özgür değil. Daha doğrusu, Peygamber döneminde özgür olan kadınlar, sonraki yüzyıllarda camiden/cumadan dışlandıkları için özgürlüklerini kaybettiler. Cinsiyete dayalı ayrımcılık Müslüman toplumlarda Cuma namazının, hür erkeklere tanınan bir ayrıcalıkmış gibi uygulanıp, kadının camiden dışlanmasıyla başlayıp gelişti. Cumanın kadına farz olmadığını söyleyen rivayetlerle kaybettik biz Müslüman kadınlar eşit bireyler olduğumuz gerçeğini yaşama imkanlarını.

Ayet hükmü daraltılarak Cuma namazının farz oluşuna dair “ey inananlar” hitabını sınırlandıran rivayetlerde “ancak kadınlar, köleler, çocuklar müstesna” denmektedir. Rivayetlerin bazıları bu istisnaları daha da genişletir. Yolcular, hastalar, hatta kiminde körler bile bu farzdan istisna edilen kesimler olarak karşımıza çıkar.

Cumanın hangi inananlar üzerine farz olduğuna dair rivayetlerin toplandığı belli başlı kaynaklar arasında Beyhakî ve Dare-Kutnî öne çıkmakta (Mevdudî aynı eser, s.308, c.6) Dare-Kutnî Bağdatlı siyer ve hadis alimi. H.306/M.918 ölüm tarihiyle İslam medeniyetinin 4. Yüzyıl’ına ait bir alim. Beyhakî de ondan kısa süre sonra Nişabur’da doğmuş hadis ve fıkıh alimi ölümü H.458/M.1066. İslam’ın dördüncü ve beşinci yüzyılındaki hadis eserlerine göre orta ve ilk çağlarda mesela Roma vatandaşlık kriterlerini andıran sınırlamalarla, ataerki, İslam’a taşınmış. Cuma namazı birinci sınıf insan sayılan hür erkeklere tahsis edilir olmuş. Cuma namazı, yani özgürlük şartına bağlı cemaat namazı, erkeklere tahsis edildiği için de o gün bugündür kadınlar eşit ve özgür değil Müslüman toplumlarda.

Önemli bir ayrımı da haksızlık olmaması için dile getirmek lazım; İslam ülkelerinin birçoğunda kadın-cami-cemaat ilişkisi Türkiye’deki kadar sorunlu değil. Cuma vaktinde cami kapılarından kovalanan kadın manzaraları daha çok bizim ülkemize ait. Burada sorumluluk Beyhakî’ye ait olabilir. Türk tarihçiliğinin çok az yazılı kaynağı var malum ve onlardan biri Beyhakî. Gazneliler devrinde üst düzey saray görevlisi olarak da çalışmış ve eserleri bu nedenle Türk tarihçiliğinin temel kaynaklarından biri olmuştur. Tarihte Türklerin İslamlaşma sürecinde dini öğrendikleri kaynaklardan da biri aynı zamanda. Belki bundandır Selçuklu, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti çizgisinde kadınların camiden, diğer Müslüman toplumlara kıyasla daha keskin uzak tutuluşu.

Ayet hükmü açıkça bütün iman edenlere emrolunmuşken, peygamber sünneti açıkça “herkes” ifadesiyle bütün Müslümanları içerecek şekilde uygulanmışken gariptir kadınları dışlayan rivayetlerin ön plana çıkarılıp itibar görmesi. Oysa kadınları içeren rivayetler de var. Mesela, Hz. Hafsa’nın rivayetine göre peygamberimiz Cuma namazı için “her baliğ üzerine” der.

Eşitliği kurup gerçekten özgür olmak için ilkin Allah tarafından bize yüklenen sorumluluğa, farzımıza sahip çıkmalıyız sevgili kadınlar!

Sevgili kadınlar, başörtüsü yasaklarını kaldırmak için devlete karşı verdiğimiz mücadelenin on katını, bin katını Müslüman erkelere ve İslam alimlerine, din kurumlarına karşı vermeliyiz ki, hakkımız olan özgürlüğe kavuşalım.

Ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na çağrı:
Semt, mahalle, köy camileri dahil, bu ülkenin her camisinde kadınların Cuma namazı kılmasına engel olan uygulamalar kaldırılsın.

 


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI