Karin Karakaşlı
Karin Karakaşlı

Oynamak

Çarşamba, 29 Mart, 2017
Oyun zulüm olarak yaşatılıyor ne zamandır. Aklımızla, vicdanımızla, sabrımızla oynanıyor. Diyarbakır'da Newroz kutlamasında polis kontrol noktasında vurularak öldürülen, göz göre göre katledilen İnönü Üniversitesi Müzik Bölümü öğrencisi Kemal Kurkut'un şahsında yaşadığımız budur.

Oyun çocuklara yakışıyor. Bir de, çocukluğumuzu hatırlayıp o sadece ânın içinde, dünyadaki tek gerçek hepimizin uzlaştığı ve keyif aldığı oyunun doğasına teslim olabildiğimiz anlarda, çocukluğuna selam verebilen biz kimi yetişkinlere. Onun dışında oyun, zulüm.

Oyun zulüm olarak yaşatılıyor ne zamandır. Aklımızla, vicdanımızla, sabrımızla oynanıyor. Diyarbakır’da Newroz kutlamasında polis kontrol noktasında vurularak öldürülen, göz göre göre katledilen İnönü Üniversitesi Müzik Bölümü öğrencisi Kemal Kurkut’un şahsında yaşadığımız budur. Yine oyuna getirilme gayreti. Aptal yerine konulma haysiyetsizliği.

Zincirleme katliamlar ülkesinde 2015’te 109 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara katliamına da tanık olan Kurkut’u, aynı isimli amcasının oğlu Kemal Kurkut, ‘psikolojisi bozuk genç’ diye çıkan haberlere haklı isyanıyla anlatıyor: “Ankara’dan döndükten sonra ‘Ne oldu?’ dediğimde bize sadece ‘İnsanlar parçalandı, kanları sıçradı’ diyordu. Onun da üzerine kan sıçramıştı. Orada yaşadıklarından çok etkilendi. Kimsenin psikolojisi durup dururken bozulmuyor. Bu ülkede insanlar çok acı yaşıyor. Kimse ne yaşadın, ne yaşıyorsun diye sormuyor. Psikolojisi bozuk saldırgan deniyor. Ama Kemal’in saldırgan bir tutumu yoktu. Orada polislerce psikolojik baskı yapıldığını düşünüyorum.”

Cenazeyi mezarlığa götürmek için cenaze aracı vermeyen, cenazenin yıkanması esnasında da suları kesen belediyeye bakınca süregiden katliamdır bunun adı. Psikolojimiz bozuk değil, cinnetin eşiğindeyiz, ölüsüne dirisine insan muamelesi yapılmayan bu düzende. İnsan olanlarımız için bu böyle.

ÇIRILÇIPLAK GERÇEK

Diyarbakır Valiliği ilk olarak “Çantamda bomba var hepinizi öldüreceğim, diyerek elindeki bıçakla alana koştuğu için canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden müdahale edilmiştir” açıklamasını yapmıştı. Ancak vurulma anına dair Dihaber’in ortaya çıkardığı görüntüler, en az Kemal Kurkut’un üstü kadar çıplaktı. O kadar çıplaktı ki Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy yeni bir açıklama yapma gereği duydu: “Böyle sonuçlanmasını istemezdik. Üzücü bir olay, konu her boyutuyla soruşturuluyor.”

Hepsi bu kadar. Üç cümlenin üçü de o oyun hissini pekiştiriyor. Birinciliği “istemezdik,” “üzücü” ve “soruşturuluyor”a veriyorum. Sekiz kare fotoğrafa gizlenmek, çarpıtılmak istenen tekmil gerçeği an be an sığdıran Dihaber’in editörü Abdurrahman Gök’ün Özlem Akarsu Çelik’in yazısıyla kayda alınan tanıklığına sığınıyorum. “Çocuk sanki bana baktı… Refleksle ona doğru koşmuştum. Sanki fotoğraf çektiğimi fark etti. Bir an bana baktı. Sabaha kadar çocuğun o bakışını düşündüm, suratındaki o ifadeyi. Yavaş yavaş renginin solup yere düştüğünü… Fotoğrafları yayınlama, başına iş alırsın dediler. Yakınlarım, isminle yayınlama dediler ama orada benim dışımda fotoğraf çeken yoktu. Yayınlanınca benim çektiğim anlaşılacaktı. Her gün evleri basılan, gözaltına alınan, tutuklanan meslektaşlarımı görüyorum. Bunlar benim de başıma gelebilir. Aklıma hepsi geldi ama bu fotoğrafları yayınlamak, hakikate karşı bir borçtur. Ya yapmayacağız bu mesleği ya da gerçek neyse onu yazacağız. Eğer bu mesleği seçmişsek, gerçekleri anlatmaksa derdimiz, vicdanen o çocuğun gözlerini, bağırışını unutamam ben.”

ÖLÜMCÜL KELİME: OLAY

Unutamayalım zaten. Kahrolmayı Ümit Kıvanç’tan öğrenelim hatta: “Olay öylesine basit, öylesine utandırıcı ve bıkkınlık verici ki, anlatmaya kalkanın dili yanar. Olay dediğim, gencin silahlı devlet görevlisince vurulup ölmesi değil. Bizim burada bunu olay saymazlar. Gencin vurulması değil olay, bunun olay sayılmayışı. Aslına bakarsanız bu bile olay değil. Kim olay sayar Diyarbakır’da devletin “şüpheli gördük” dediği bir Kürt gencinin öldürülmesini? Öyledir. Burada da esas unsur, oğlanın öldürülmesi değil. Bu kadar kolay öldürülmesi. Polis amiri ‘silahı bırakın, gaz sıkın’ derken herhangi bir polisin bu kadar kolay çekip vuruvermesi. Ayağından bacağından vurabilecekken sırtından vurması. Vuruvermesi. Bunu bu kadar kolay yapması. Yapıvermesi. Ve tabiî, daha ilk andan başlanarak bize yalan söylenmesi.”

Şimdi bu ölümcül yalan, bu ölümcül son oyun TBMM gündeminde. Elbette kendi milletvekilleri hapiste rehin tutulan HDP’nin ve partisi adına tekil bir hak mücadelesi yürüten yılların insan hakları savunucusu, avukat CHP’li milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun verdiği yazılı soru önergesiyle. Soruların her biri bize kurulmak istenen oyunun ifşasıdır aslında:

*Üstsüz olan ve fiziksel olarak üzerinde bir şey taşımadığı gerek fotoğraflar, gerekse görgü tanıklarının ifadeleri ile de anlaşılan Kemal Kurkut’un ‘canlı bomba’ olabileceği şüphesi tam olarak neye dayandırılmaktadır?

*Öldürücü olmayan bir müdahale ile kontrol altına alınabileceği açıkça anlaşılan Kemal Kurkut, neden katledilmiştir?

*Kemal Kurkut’un katledildiği gün güvenlikten sorumlu olan güvenlik güçleri kimlerdir? Kemal Kurkut’u öldüren kurşun hangi polis memurunun silahından ateşlenmiştir?

*Olay yerinde polislerin görüntülerin silinmesi ile yetinmediği, hafıza kartlarına format atılmasına zorlandığı iddiası doğru mudur?

*Kemal Kurkut’un katledilmesi nedeniyle kaç güvenlik gücü hakkında soruşturma başlatılmıştır? Bu güvenlik güçlerinin isimleri ve kıdemleri nelerdir? Bu kişiler hâlâ görev yapmakta mıdır?
Son soru: Bu oyun daha ne kadar sürecek? Aklımıza, bedenimize, ruhumuza, kalbimize daha ne kadar kastedilecek? İnsan, onuruyla oynatmaz. Elinde kalan tek şeydir bu. Bunu anlamak kaç ölüm sürecek?

YAZARIN DİĞER YAZILARI