Azmi Karaveli
Azmi Karaveli

İktidarın meşruiyet yastıkları: Medya, sendika, muhalefet…

Pazartesi, 22 Haziran, 2020
Günümüzde en baskıcı rejimler dahi asgari bir meşruiyet zemini aramak zorundalar, asgari bir yargı sistemi olmalıdır, en azından seçimler yapılmalıdır v.s… İletişim Başkanlığı’nın kurulması ve bu makama son derece anlam atfedilmesi, işte bu asgari “meşru” olma ve rızaya dayalı bir mekanizma yaratılması kaygısından dolayıdır. Yukarıdaki açıklamaları yapanlar kendileriyle ne kadar gurur duysalar azdır. Zira bu isimler hep birlikte, koskocaman bir “meşruiyet voltranı”nı oluşturuyorlar bilerek ya da bilmeyerek…

Aşağıda; kendilerinin asla hata yapmayacağını düşünen, aşırı özgüvene bulanmış, ağızlarından çıkan içerikte en ufak bir yamukluk görmeyen, kaldı ki böyle bir dertleri zaten hiç olmayan insanların son bir haftadaki demeçlerinden kısa bir potpori derledim sizler için. Bu tutarsız cümleleri pervasızca kullandıklarına ve işe yaradığına bakılırsa sorun bizde olmalı, zira son 18 yılda hakikaten bunları yutacak kadar saflaştık demek ki. Klişe replikle ifade etmek gerekirse “Sorun sende değil sevgili iktidar seven, sorun bunları okuyup inanan bende…”

*Görevi, var olan bu vahşi düzeni meşrulaştırmak maksadıyla dinsel argüman geliştirmek olan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Fakirlik, Allah’a yakın olmaktır” diyerek fakirlere uhrevi gaz verdi.

*Devlet içindeki konumunu artık kendisi dahil kimsenin bilmediğine inandığım Doğu Perinçek, o ünlü Abdullah Öcalan fotoğrafı ile ilgili, “Bana tarladan gelincik toplayıp verdi, ne yapsaydım?” diyerek konunun büyütülmemesi gerektiğini ima etti.

*Yıllarca AKP’de başbakanlık dahil en üst düzeylerde görev yapan ve bu süreç içinde bir tek kez dahi gıkı çıkmayan Ahmet Davutoğlu, “Başbakanken ihalelerde nelerin döndüğünü gördüm” diyerek bu ihale yolsuzluklarına nasıl ses çıkartmadığını itiraf etti.

*Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler misali, bir anda kendisine payeler sunulan Didem Arslan Yılmaz, ‘HDP’lilerin neden konuk edilmediği” konusunda, “Burası bir kamu televizyonu değil, bu bir tercihtir” diyerek sanki kamu televizyonu TRT’de her gün saatlerce HDP propagandası yapılıyormuş mesajı verdi.

*Fahri Adalet Müsteşarı, TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, “Savunma Yürüyüşü” için “Bu yürüyüş avukatların yargının sorunlarını çözmek için midir? Yoksa başka bir şey için midir?” diyerek 80 baronun mücadelesine sırtını dönmeyi başardı.

*Dört yıl önce, kendisine az buçuk demokratım diyen herkesin, “yapmayın etmeyin, bu iş döner dolaşır bumerang gibi size döner” dediği halde dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet oyu veren CHP’nin sözcüsü Faik Öztrak, “İyi niyetimiz suistimal edildi” diyerek bir tür “kandırıldık” açıklaması yaptı.

*90’lı yıllardaki panellerin aranan ismi, Şanar Yurdatapan’ın kankası, lakin yazılarında yıllarca en kritik konularda AKP’nin sözcülüğünü yapmış Abdurrahman Dilipak, AKP’lilere: “O zaman siz gidin FETÖ gelsin, onlar bu işi daha iyi yapar” diyerek, “aslında ben de vicdanlıyım” mesajı verdi ve bizlerden bunu yememizi bekledi.

*İktidarın bugünlere gelmesinde, işçi hareketinin sönümlenmesinde en önemli paylardan birine sahip Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, “Kıdem tazminatı işçinin yıllardır döktüğü terin karşılığıdır” diyerek günah çıkarttı.

*2015’e kadar bakan, 2019’a kadar milletvekili olan, bugün yaşadığımız her ne varsa baş müsebbiplerinden, 2013’e kadar yapılanları benimseyen, 2013 sonrası ise bir kere dahi ağzını açtığını görmediğimiz, en ufak bir geçmiş özeleştirisi yapmayan Ali Babacan, “Yetkin insanlar devre dışı kaldı, Türkiye, 2013’den beri kendine gelemedi” diyerek benliğimizle, aklımızla, duygularımızla dalga geçti.

Liste daha uzun, Cüneyt Özdemirler, Nedim Şenerler, Ertuğrul Özkökler geçtiğimiz hafta konuştular da konuştular. Hepsi de olanca kibirleriyle, elbette çok çok “haklılar”.

Hepsi 18 yılın sonunda geldiğimiz bu devasa yapının ama öyle ama böyle önemli mimarları aslında. Bazıları daha işin başında trene binmiş, sonradan “yaa bu tren kaza yapacak galiba, ben en iyisi inim” demiş, kimisi “galiba bu trenin daha gidecek çok yolu var, iyisi mi inenlerin yerine ben binim şu trene bari” derdine düşmüş… Yukarıda sıraladığımız bu haftanın yıldızları özelinden bakmak gerekirse: Kimisi zamanın mağduru (28 Şubat döneminde Dilipak, Ergenekon sürecinde Perinçek, FETÖ sürecinde Şener…), bazıları hep mağruru (Davutoğlu Babacan…), kimisi her zaman iktidarın ideolojik aygıtı misali organik eklenmeci olmuş (işçileri ve lümpenleri temsilen Türk-İş, medyayı temsilen Yılmaz, Özdemir, STK’leri temsilen Feyzioğlu…), bazıları da CHP gibi, muhalifmiş izlenimi verirken, ideolojik kısırlık ve tutarsızlıkları gereği aslında mevcut iktidara nasıl meşruiyet yastığı olduklarının bilincinden yoksun durumdalar.

Günümüzde en baskıcı rejimler dahi asgari bir meşruiyet zemini aramak zorundalar, asgari bir yargı sistemi olmalıdır, en azından seçimler yapılmalıdır v.s… İletişim Başkanlığı’nın kurulması ve bu makama son derece anlam atfedilmesi, işte bu asgari “meşru” olma ve rızaya dayalı bir mekanizma yaratılması kaygısından dolayıdır. Yukarıdaki açıklamaları yapanlar kendileriyle ne kadar gurur duysalar azdır. Zira bu isimler hep birlikte, koskocaman bir “meşruiyet voltranı”nı oluşturuyorlar bilerek ya da bilmeyerek…

Hepsi retorik ustası, tıpkı bu işin tartışmasız piri MHP Lideri Bahçeli gibi ağızları çok iyi laf yapıyor, mademki yazı “geçen hafta kim, ne dedi” üzerine kuruldu, bakalım Bahçeli ne demiş: “Milli Bekamız, bir yakut gibi siyasi şerefimizin tacıdır.” Bir cümle içinde maşallah hepsi var: “Milli, beka, yakut, şeref, taç…” Bunu diyen de Erdoğan için “7 sülalenden hesap sormazsam namerdim” diyen bir siyasetçi. Konu madem şeref-haysiyete geldi, Ümit Kıvanç ile birlikte “Haysiyet” kitabına imza atan Gaye Boralıoğlu ile bitirelim yazıyı o zaman: “Mağdurun haysiyeti uğradığı zulümden ötürü kırılmaz. Ne zaman kırılır? Karşı tarafa geçtiği zaman, zulmedenin açısında durduğunda…”


Azmi Karaveli kimdir?

İletişim uzmanı. Galatasaray Lisesi’nin ardından Marmara Fransızca Kamu Yönetimi’ni bitirdi, aynı üniversitede Sinema-TV yüksek lisansı yaptı. 1993 yılında Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladı. Televizyon programcılığının yanı sıra, özel sektörde ve iletişim ajanslarında çalıştı. Kadir Has Üniversitesi’nde iletişim dersleri verdi. Hayat Bilgisi Okulu’nun kurucuları arasında yer aldı. zete.com’da yazılar yazdı. Cumhuriyet Pazar Eki’nde Yurttan Sesler bölümünü hazırladı, zaman zaman kültür sanat sayfasında yazılar kaleme aldı. Geçen yıl gazetede yaşanan gelişmeler üzerine Cumhuriyet’ten ayrıldı. Halen kurucusu olduğu ajansta iletişim danışmanlığı yaparken, bazı STK ve siyasetçilere gönüllü destek veriyor. Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde doktora tezini bitirmeye çalışıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI