‘Yok’ olmanın büyük gücü

Cuma, 28 Şubat, 2020
“Görünmez Adam”, bir yanıyla sinemaya içkin bir gelirim filmi. Ana karakteri ve çevresindekileri sürekli tehdit eden bir varlığa karşı hayatta kalma mücadelesi.

Görünmezlik arzusunun binlerce yıl boyunca insan soyunun önemli fantezilerinden birisi olduğu su götürmez. Ancak, bu fantezinin anlatılabilir olması için gerçekleşebilir olması ile arasındaki mesafenin biraz kapanmış olması gerekiyordu. En azından gerçekleşebileceğine dair bir öngörünün ortaya çıkmasını beklemek gerekti. Bilimkurgu edebiyatındaki gelişimin 19. yüzyılın büyük sanayi devriminin ardından gelmesi gibi… Görünmezliğe dair ilk güçlü metnin de bu dönem ortaya çıkmış olması anlaşılabilir bu nedenle.

Bilimkurgunun tartışmasız en önemli isimlerinden H. G. Wells’in yüzyılın sonunda üç kala 1897’de yayınlanan kitabı “Görünmez Adam” dışlanmış bir bilim adamının yerel halka yönelik tehditlerini ve bilimin sınırlanamazlığının olası tehlikelerini anlatır. Bu roman 1933’te ilk kez sinemaya aktarılır. Romanın yazıldığı dönem bilimin hızlı gelişiminin ortaya çıkaracağı felaketlere dikkat çeken çokça yapım vardır.

Görünmezlik meselesi, Eflatun’un Devlet kitabından bu yana ahlaki bir meseledir aynı zamanda. Devlet’te Lidyalı fakir bir çoban olan Giges’in gizemli bir mağarada bulduğu yüzük sayesinde görünmez olmasını (Yüzüklerin Efendisi) ve bu gücü kullanarak yükselişini anlatılır. Eflatun’un görünmez olmanın ahlaksızlık getireceği tezi, 2000 tarihli Paul Verhoeven filmi “Görünmeyen Tehlike”nin de (Hollow Man) kıssadan hissesini oluşturuyordu. Film, bir grup bilim insanının hikayesini anlatıyordu. Görünmezlik üzerine bir ilaç geliştiren bu gruptan Sebastian, görünmez olduktan sonra elde ettiği gücün cazibesine kapılıyor ve onu geri vermemek için sevgilisi dahil her tehdidi ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Sebastian karakteri dönemin ruhuna uygun bir şekilde hırslı, kariyerist ve güç düşkünü bir profildi. Neoliberalizmin güç bahşettiği bazı ‘adamların’ etraflarına neler yapabileceğine dair bir göndermeydi bir yandan “Görünmeyen Tehlike”.

2018’de tarihli “Upgrade” ile dikkatleri çeken Leigh Whannell’ın yazıp yönettiği ve bugün itibarıyla sinemalarda gösterilmeye başlanan “Görünmez Adam” (The Invisible Man) ise bu çağın ruhuna uygun bir temaya sahip: “Me too”. Ama bu yorumun oldukça iyi olduğunu ve Leigh Whannell’in dersine iyi çalıştığını belirtelim ilk elden.

“Görünmez Adam”, bir kadının korku ve tedirginlik içinde ve belli ki uzun süredir planlanmış bir şekilde birlikte olduğu erkeği terk ettiği sahne ile açılıyor. Bir tehdit altında olduğunu hissetmemize rağmen kadının sıkıntısının tam olarak ne olduğunu anlayamadığımız bir açılış bu. Ama kısa sürede anlıyoruz ki, karakterimiz Cecilia korkularında haksız değil. Milyon dolarlık bir serveti olan bilim insanı Adrian’dan ruhsal ve fiziksel şiddet gören Cecilia çareyi kaçmakta ve hatta saklanmakta bulmuştur. Öyle ki, saklandığı evden dışarı çıkmaya bile korkar. Kaçışına yardımcı olan kız kardeşi bir gün kapıdan içeri girer ve Adrian’ın öldüğünü söyler. Üzerindeki baskı bir nebze olsun azalan Cecilia yeniden hayata başlamak için harekete geçtiğinde ise çevresinde ‘görünmez’ bazı tehditler algılamaya başlar. Yoksa Adrian ölmemiş midir?

“Görünmez Adam”, bir yanıyla sinemaya içkin bir gelirim filmi. Ana karakteri ve çevresindekileri sürekli tehdit eden bir varlığa karşı hayatta kalma mücadelesi. Bu bakımdan gerilimin bütün unsurlarının yerli yerine oturtulduğu, hedef şaşırtmacaların, sürprizli sahnelerin ve katarsisli finallerin olduğu eli yüzü düzgün bir ana akım işi. Öte yandan artık göz ardı edilemez bir biçimde dünyanın her yerinde ciddi bir gündem haline gelen erkek şiddetinin yarattığı etkiler üzerine okunacak çokça da alt metin sunuyor.

Andian’ın gerçekten ölüp ölmediği bir yana, yani filmin gerilim hikayesini görmezden gelirsek başka türlü bir okuma da yapabiliriz film hakkında. Cecilia’nın yoğun bir baskı döneminin ardından ayrılma cesareti gösterdiği erkek arkadaşının açtığı yaraları onarma süreci bir bakıma “Görünmez Adam”. Tam da bu noktada, erkekliğin, erkek şiddetinin, kontrol etme ve baskı altına alma süreçlerinin kadın, erkekle ilişkisini kestikten sonra ve hatta o erkek ‘öldükten’ sonra dahi devam ettiği göstermesi açısından oldukça güçlü bir dili ve görsel dünyası var filmin.

Cecilia’nın Adrian’ın ölmediğine dair iddialarını ispatlamadaki çaresizliği ile gördüğü şiddetin varlığını ispatlamak arasındaki paralellik de filmin en güçlü yanını oluşturuyor kanımca. ‘Görünmeyen’ bir şeyi nasıl ispatlayacak, insanları yaşadıklarınıza nasıl ikna edeceksiniz. Çevrenizdekiler görmedikleri şeye inanmama konusunda bu kadar ısrarcıyken, üzerinize çöken karabasanı yaşadığınız ruhsal çalkantıyı kime, nasıl anlatacaksınız?

“Görünmez Adam”, uzun yıllar sonra sinemada yükselen “me too” seslerinin yarattığı kültürel atmosferin ortaya çıkardığı eserler sıralanırken kendisine üst sıralarda yer bulacağından şüphe duymadığım bir yapım olmuş bana göre.

GÖRÜNMEZ ADAM

ORİJİNAL ADI: The Invisible Man

YÖNETMEN: Leigh Whannell

OYUNCULAR: Elisabeth Moss, Oliver Jackson-Cohen, Harriet Dyer, Aldis Hodge, Storm Reid, Michael Dorman

YAPIM: 2020 ABD

SÜRE: 124 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI