Dava öncesi, yine Grup Yorum üzerine…

Pazar, 9 Şubat, 2020
Grup Yorum’u anlatmak yersiz. Yine de özetlemeye çalışayım: Şarkılarıyla tarihe not düşen, memleket tarihini halkın dilinden ve en yalın şekliyle anlatan, gerçekleri ve yaşananları yine şarkıları aracılığıyla gelecek kuşaklara aktaran, hep bir ağızdan söylediğimiz marşlara imza atan, bizi “bir” kılan bir topluluk. Onlar olmasa bir yanımız eksik kalır, o kadar önemli bir noktada duruyorlar.

1989 yılının son aylarında Ankara’da, ODTÜ Stadyumu’nda düzenlenen bir konser, benim için dönüm noktası. Önceki yazılarımda Bulutsuzluk Özlemi ve Mozaik üzerinden hikâyesini anlatmıştım. Bugün, o konsere gelemeyen bir topluluktan söz edeceğim. Hayatımı değiştiren topluluklardan biri bu: Grup Yorum. Gündemde olması gerekirken, adını her an anmamız elzemken sessizce başlarına gelenleri izlemeyi tercih ettiğimiz topluluk.

Grup Yorum’la 32 yıl önce tanıştım. 1988 yılında, ikinci albümleri “Haziran’da Ölmek Zor / Berivan” yayımlandığında kasetin kapağı Zafer Çarşısı’nın içinde bulunan Ada Müzik’in vitrin camına asılmıştı ve Ada, sürekli o kaseti çalıyordu. O günlerde (biraz da öğrenci bütçemin yetersizliğinden dolayı) ilgilenmemiş ama gide gele içindeki şarkıları ezberlemiştim. Sözünü ettiğim konser [Gökkuşağı Konserleri adını taşıyordu ve ODTÜ Öğrenci Derneği tarafından düzenlenmişti] ve katılacak sanatçılar açıklandığında beni heyecanlandıranlardan biri, Grup Yorum’du. Bulutsuzluk Özlemi’ni iki yıl önce İzmit’te dinlemiş, Mozaik adını yine Ada’nın vitrinindeki kaset kapaklarından öğrenmiştim. Arif Sağ’dan Azmi Toğuzata’ya uzanan diğer isimler, heyecanı artırıyordu.

Konser başladı, Bulutsuzluk Özlemi Şili’den, Mozaik ise Victor Jara’dan söz etti. O güne dek duymadığım şeylerdi bunlar. Onları takiben sahneye çıkan topluluğun Grup Yorum olduğunu düşünürken ve hazırlıklarının bitmesini sabırsızlıkla beklerken yapılan anonsun, sonrasında sıklıkla duyacağım anonslardan biri olduğunu bilmiyordum. Grup Yorum üyeleri, bir gece önce düzenlenen Mersin konseri sonrası gözaltına alınmış, onların yerine topluluğun Ankaralı kardeşi Grup Ekin gelmişti. Performans başladı, Grup Yorum şarkıları art arda söylendi. O gün konser bittiğinde dilimde (biraz da öncesinde yapılan Şili yüklemesine istinaden) “Venseremos”, cebimde orada elden satılan Grup Yorum kasetleri vardı. Artık topluluğun sadık bir dinleyicisiydim.

Sonrasında çok konser izledim: Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’ndan Bakırköy Özgürlük Meydanı’na, küçük salonlardan grev çadırlarına çok yerde türkülerine ses verdim. Onları çoğaltmadım belki ama onlarla çoğaldım. 1995 yılında ilk kez ekiple tanıştım ve (Kemal Sahir Gürel, Ufuk Löker, İrşad Aydın, Hakan Alak ve Özcan Şenver’den oluşan) o dönemki kadroyla bir söyleşi yaptım. Sonrasında konserler ve söyleşiler sürdü ve topluluğu oluşturan eski-yeni üyelerle zaman zaman çeşitli vesilelerle yan yana geldim. İlerleyen dönemde, çıkmamış albümlerini herkesten önce dinleyenler arasında yerimi aldım, hazırlık aşamasında toplulukla omuz omuza oldum.

Grup Yorum’u anlatmak yersiz. Yine de özetlemeye çalışayım: Şarkılarıyla tarihe not düşen, memleket tarihini halkın dilinden ve en yalın şekliyle anlatan, gerçekleri ve yaşananları yine şarkıları aracılığıyla gelecek kuşaklara aktaran, hep bir ağızdan söylediğimiz marşlara imza atan, bizi “bir” kılan bir topluluk. Onlar olmasa bir yanımız eksik kalır, o kadar önemli bir noktada duruyorlar. Üstelik sadece şarkılar, marşlar yapmıyorlar, türküler söylemiyorlar; üretimleri farklı alanlarda sürüyor: Omuz verdikleri Kültür Sanat Yaşamında Tavır dergisi, yayımladıkları kitaplar ve adını 1996 yılında ölüm orucunda kaybettiğimiz Ayçe İdil Erkmen’den alan İdil Kültür Merkezi bünyesinde yaptıkları çalışmalar, geleceğe uzanan duvarı ören sağlam tuğlalar. Tam da bu yüzden, yollarına (yaşadıkları onca baskıya rağmen) hiç durmadan devam ediyorlar.

Söylemeye gerek yok: Grup Yorum, çok uzun zamandan beri halka açık alanlarda konser veremiyor. Üyeleri, terörle mücadele kapsamında aranıyor, yargılanıyor. Topluluk üyelerinden İbrahim Gökçek ve Helin Bölek, ölüm orucunda. Gökçek, zorla müdahaleyle tehdit ediliyor. Talepleri çok basit aslında: İdil Kültür Merkezi basılmasın, konser yasakları kaldırılsın, tutuklu Grup Yorum üyeleri serbest bırakılsın ve haklarındaki davalar düşürülsün… En basit hâliyle özeti şu: İşleri müzik yapmak, şarkı söylemek olan bir topluluk, işini yapmak istiyor. Daha doğal ne olabilir ki?

Grup Yorum’un sesine ses vermemiz, onların sesini çoğaltmamız elzem. Bugüne kadar başımıza gelen her şeyde yanımızdalardı, bugün onların yanında olmalıyız. Geçtiğimiz 17 Kasım’da bir yazı yazmış, olanları özetlemiştim. O günden bugüne değişen bir şey olmadı. 14 Şubat’ta, aralarında İbrahim Gökçek’in de bulunduğu tutukluların davası görülecek. Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Saat 10.00 itibariyle Çağlayan Adliyesi 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davayı izlemek için orada olacağım. Öncesinde bir de konser var: Halka açık yerlerde konser veremiyorlar ama bu, seslerini duyurmaya engel değil. Bugün bütün üyeleri tutuklu da olsa, Grup Yorum [Inti Illimani örneğinde olduğu gibi] farklı yerlerde kuracakları farklı kadrolarla yoluna devam edebiliyor. 13 Şubat akşamı, davadan bir gün önce, “Bir Türküdür Direniş!” başlığıyla ve “Her direnişin bir türküsü vardır. Bizler Türkiye halklarının türküsüyüz.” mottosuyla, internet üzerinden dinleyicilerinin karşısında olacaklar. Linkler topluluğun Twitter ve Facebook hesaplarından o gün duyurulacak. Bu, öncesinde de yaptıkları bir şey. Türkülerini, şarkılarını, marşlarını söylemekten vazgeçmiyorlar. Seslerine ses vermek, biraz da bu yüzden elzem. Çok geç olmaması için, İbrahim, Helin ve diğer üyeler yine sahnelere, alanlara dönsün diye.

‘90’lı yılların başından bugüne kullandıkları sloganla yazının sonuna ereyim: Türküler susmaz, halaylar sürer. Ucuna, yakın dönemde eklenen bir sloganı iliştireyim: Grup Yorum halktır, susturulamaz. Gerçekten öyle. Şarkıları yok edebileceklerini sananlar, yanılıyor. Bugüne kadar bunu deneyenlerin hepsi tarihten silindi ama susturmak istedikleri şarkılar, türküler, marşlar hâlâ dillerde. Grup Yorum şarkıları da öyle: Hiçbir zaman yok olmayacaklar.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI