Yine 'gündem değiştirme' paranoyası

Çarşamba, 27 Kasım, 2019
İktidarın, aleyhine gelişen bir gündemi değiştirmekten çok, kendisi için kullanışlı bir gündem yaratmaya daha fazla ihtiyacı olduğu konusundaki kanaatim değişmedi, aksine giderek pekişiyor. İktidarın aleyhine olan gündem –ekonomi ve dış politika başarısızlıkları, her düzeyde yönetememe krizi- özel olarak hareketlendirilemediği ve sonuç üretmeyen bir sınırda donduğu için, kronik bir etkisizlik yaratıyor.

“Beştepe’ye giden CHP’li” başlıklı tartışma, beklenenden kısa sürüp, sanılandan daha zayıf bir etki yaratarak geriliyor. Meselenin tam göbeğine yerleştirilen ve ilk günlerde biraz yüksek tepkiler vermeye yatkın görünen Muharrem İnce’nin “buradan Saray’a ekmek çıkmaz” sözlerinden sonra, bu tablo daha da netleşti. CHP Genel Merkezi’ndeki eğilimin de, olayı köpürtmemek hatta hızla soğutmak yönünde olacağı anlaşıyor. Belki iktidara yakın medya olayı biraz daha uzatacak ama doğrudan iktidar sözcülerinin köpürtme hevesinin de –başka işlerimiz var sözleriyle- biraz kaçtığı anlaşılıyor. Aşırı basit bir kurguya sahip olması yüzünden –veya sayesinde- çok karmaşık sonuçlar doğurması beklenen olayın gazı erken kaçtı. Kurguya katılacak ek hamleler yedekte beklemiyor ise olay daha çok iki gazetecinin mesleki kariyerlerini imha edecek bir eyleme isimlerini yazdırmalarıyla hatırlanacak. Ancak siyasi alanın daralması, kirlenmesi, içeriksizleşmesi ve bildik ezberlerin çalışması bakımından yaşananların etkisiz olduğu söylenemez. Hem benzer örneklerin artması hem bunların gündeme taşınma hızı, önümüzdeki dönemde böylesi yeni girişimlerin beklenmesi ihtimalini artırıyor.

Benzer bütün gelişmelerde olduğu gibi bu olayda da “bunlar gündemi değiştirmek için yapılıyor” iddiası yine çokça konuşuldu. İktidar sözcülerinin ama özellikle iktidara yakın medyanın, ilk anlarda gösterdiği yüksek heyecan da haklı olarak bu yorumları güçlendirdi. Muhalefet çevrelerinde ve özellikle de CHP’lilerde, biraz da komplikasyonlardan korunma refleksiyle, “suni gündem” meselesine çok sık müracaat ediliyor. Önümüzdeki dönemde benzer gelişmelerin yine yaşanabileceği dikkate alındığında, bu iddiayı –ve savunmayı- biraz tartışmak gerekir. İddianın, hazırlayıcılarının niyetleri tarafından bakıldığında doğru olduğunu düşündüren fazlaca emare mevcut. Ancak ortada değiştirilmeye çalışılan başka bir gündem olmadığı dikkate alındığında ise “değiştirme” fiili boşa düşüyor. Çünkü muhalefetin yükselttiği, toplumun tartışmasına açtığı ve geniş kesimlere taşıdığı bir başka gündem yok ortalıkta. Bu yüzden iktidar ve iktidar çevreleri açısından kullanılabilecek doğru fiil, “gündem değiştirmek” değil de gündem üretmek (belki uydurmak) olabilir. Bir şey zaten konuşulmuyorsa, değiştirmeye de ihtiyaç olmaz ama konuşulacak yeni mevzu daima lazım.

Bu köşeyi takip edenler, Suriye harekatı etrafındaki hareketliliğin, milliyetçi hezeyanı kışkırtmak yanında, arkası (altı) boş başarı hikâyeleri üretmek için kullanıldığını da ileri süren yazılarımı hatırlayacaktır. İktidarın, aleyhine gelişen bir gündemi değiştirmekten çok, kendisi için kullanışlı bir gündem yaratmaya daha fazla ihtiyacı olduğu konusundaki kanaatim değişmedi, aksine giderek pekişiyor. İktidarın aleyhine olan gündem –ekonomi ve dış politika başarısızlıkları, her düzeyde yönetememe krizi- özel olarak hareketlendirilemediği ve sonuç üretmeyen bir sınırda donduğu için, kronik bir etkisizlik yaratıyor. Bu pencereden bakıldığında, yapısal sorunlara ilişkin zayıf gündemler, zaman zaman iktidar için kullanışlı bile oluyor. Mesela her tarafından dökülen Suriye politikası gündemine “mektubu geri ver” seviyesinde yaklaşılınca, “takdim ettik işte” cevabından kullanılabilir bir başarı havası üretiliyor. Yine örneğin, Suriyelilere düşmanlığa evrilen bir muhalefet dili, neden burada olduklarını değil geri gönderilme formüllerini tartışarak iktidarın tutmayacak “güvenli bölge” formülüne zorunlu desteğe dönüşüyor. “Kırmızı çizgileri koruyacak aktör” tartışması sadece çizgileri siyasetin dışına kaçırmaya yarıyor.

 

İktidar için enerji içeceğine dönüşmüş milliyetçi gündem takviyeleri dışında başka güncel konularda da durum çok farklı değil. Katlanılmaz bir sınıra ilerleyen işsizlik, büyüyen gelir adaletsizliği, düzenli yoksullaşma ve her düzeyde yaygınlaşan güvencesizliğin yerine, uygulama sorunlarını öne çıkartmak ve sürekli akut kriz beklentisini konuşmak, dolaylı biçimde iktidarın “dengelenme” iddialarını besliyor. Demokratikleşme, adalet ve hukuk arayışının zorunlu toplumsal talep yerine ekonominin (iç ve dış piyasaların) ihtiyaçlarına bağlaması da, -hiç de söylendiği gibi olmadığını gösteren verilerle- sadece umursamazlığı, tepkisizliği meşrulaştırıyor. Yani muhalefet veya başka aktörler tarafından iktidarı zorlayacak bir gündem kurulamadığı gibi, zorlanması gereken gündemin ele alınış biçimi de aslında iktidarı pek rahatsız etmiyor. Çünkü potansiyel memnuniyetsizlik, itiraz hatta isyan üretecek meseleler, sonuç değiştirecek etkililikte ve bağlamda siyasi alana taşınamıyor. Sahici sorunlar, siyasi alanın yeniden genişletilebilmesinin aracına dönüştürülemiyor. Daha fenası, iktidarın sanki bir gündem varmış ve onu değiştirme yeteneği de sürüyormuş gibi hava vermesine yarıyor.

Muhalefet aktörlerinin ve toplumsal-siyasal dinamiklerin, kurdukları veya yükselttikleri bir gündemle zorlayamaması, iktidarın durumunu çok parlak hale getirmeye yetmiyor. Siyasi alana taşınamasa, siyasi sonuç yaratacak şekilde gündem olamasa da bütün sorunlar ve krizler bir başka katmanda hükmünü icra ediyor. En çok da iktidarın kendi destek çevresinde -biraz ertelenmiş- sonuç biriktiriyor. Gündeme kendi tabanını memnun edecek, hatta meşgul edecek malzeme sürmekte zorlanan iktidar, kısa vadeli ve çaresiz hamlelerle durumu dengelemeye çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde Suriye üzerinden yürütülen milliyetçi rüzgar, 29 Ekim, 10 Kasım civarına yerleştirilen Atatürk ve Cumhuriyet tartışmalarıyla takviye edildi. Açıkça işaret edilen muhalefeti bozma hedefine dönük ataklar da “dışarıdan aktörlere” sipariş edilmiş görünüyor. Sayısal verilere yansımış olan -ve en çok muhalefet tarafından abartılan- milliyetçi dopinglerin bile etkisinin hayli kısa olduğu, getirilerinin kalıcı olmadığı kısa zamanda yeniden görülecek. Bunun en çok farkında olan da bu enstrümanı defalarca kullanmış olan iktidar. “Gündem değiştirme hamlelerine” direnmekten, sahiden gündem değiştirmeye enerjisi kalmadığına ikna olmamızı isteyen muhalefet aktörlerine herkes çok kızıyor. Ancak muhalefet kamuoyunun büyük çoğunluğunda da “gündem değiştirme” argümanı hâlâ kullanışlı bir ezber olmaya devam ediyor.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI