Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Babacan'ın söyledikleri ve yeni partinin çizgileri

Perşembe, 12 Eylül, 2019
Ne zaman konuşacağı merakla beklenen Ali Babacan, önceki gün Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren ile Yıldıray Oğur’a geniş bir mülakat verdi. Hem mülakattan hareketle hem de kulislerden edindiğimiz bilgilerle yeni partiye ilişkin sorulara yanıt arayalım.

Ankara’da siyasetin seyrine dair yapılan sohbetlerde en sık sarf edilen sözcük: ÖNGÖRÜLEMEZ… Öngörülemez bir dönemden geçtiğimiz doğru. Bu nedenle enteresan senaryolar havada uçuşuyor. Böyle dönemlerde olan bitene bakıp, kişilerin kendilerini bağlayıcı açıklamalarından yola çıkarak yani somut verilerden hareketle bir okuma yapmak en sağlıklısı.

Ne zaman konuşacağı merakla beklenen Ali Babacan, önceki gün Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren ile Yıldıray Oğur’a geniş bir mülakat verdi. Hem mülakattan hareketle hem de kulislerden edindiğimiz bilgilerle yeni partiye ilişkin sorulara yanıt arayalım.

Ali Babacan neden şimdi konuşmayı tercih etti? Babacan aylardır konuşmama stratejisini izleyerek kamuoyunda hem merak uyandırdı hem de gelebilecek saldırılardan kendisini ve ekibini korudu. Ayrıca hâlâ kervanı dizmekle meşgul bu hareketi bağlayıcı ifadeler kullanmanın doğru olmadığını düşünerek böyle bir yöntem izledi. Ancak gelinen noktada, “arzu ettiği gibi bir kurucular kurulunu oluşturamadığı için konuşmuyor”, “partinin kuruluşunu ertelemek zorunda kaldı”, “korkuyor” gibi yorumlar birikti ve konuşmasının gerekli olduğunu gördü.

Babacan neden bir basın toplantısı yapmak yerine gazeteye konuştu? Babacan’ın ekibi için bir basın toplantısı yapmanın ön koşulu, kurucular kurulunun belirlenmesi ve parti tüzüğünün şekillenmesi. Aksi halde iddia ettikleri gibi bir kadro partisi değil lider partisi görüntüsü vereceklerini söylüyorlar ki, haklılar. “Türkiye uzun süredir, ben yaptım oldu, zihniyetiyle yönetiliyor. O nedenle yeni bir yönteme ihtiyaç var” diyorlar. Ortada henüz taslağın taslağı varken, yeni katılan isimlerle bunlara son şekli verilecekken, partinin hedeflerine ilişkin kesin ifadeler kullanmak, henüz tüzel kişiliğe bürünmemiş partiyi şimdiden bağlamak demek. Bu da partiye katılacak isimlerin güvenini sarsar.

Babacan’la hareket eden isimler kimler? Bazıları yazıldı, bazıları ise şimdilik isminin gündeme gelmesini istemiyor. Bu soru ısrarla iktidar kanadı tarafından gündeme getiriliyor diye düşünüyorlar. Hem bu isimlerin yıpratılma ihtimalinden çekiniliyor hem de kurucular kurulunda kimlerin olacağı henüz netleşmedi. Konuştuğumuz bazı isimler “gönüllü” olarak bu çalışmanın içinde yer aldığını söylüyor, kimilerinin ise etkili bir makam beklediğine şüphe yok. “Ego” meselesi, siyasette de hayatın her alanında olduğu gibi görmezden gelinemeyecek bir başlık. Bunu herhangi bir bilgiye dayanarak veya birilerini işaret ederek söylemiyorum. Sağda veya solda hiç fark etmez, siyasetçi, içinde bulunduğu yapı güç odağı haline geldiğinde yetki talep eder, görünür olmak ister. Bu yolda da birileri kırılır, birileri küser, birilerinin önü açılır. Bu mesele siyasetten daha fazla psikoloji ve sosyolojinin konusu olduğu için bunu işinin uzmanlarına bırakıp biz konumuza dönelim.

Parti kuracak çeşitliliğe ve sayıya ulaşıldı mı? Madem isim söylemiyorlar peki beklentilerine olumlu yanıt alıyorlar mı? Üç parti kuracak kadar bir ekip oluştuğunu, hâlihazırda görüşmek için bekleyen çok sayıda insan olduğunu söylüyorlar. İlgiden memnunlar. Şimdilik mesafeli duran bazı eski yol arkadaşlarının, başarı ihtimalini gördüklerinde kendilerine katılacağını ifade ediyorlar. Örnek olarak da AK Parti’nin kuruluşunu veriyorlar.

Vitrinde ağırlıklı olarak yeni isimler mi olacak? Aklın yolu bir; yeni oluşum, yeni bir vitrinle kamuoyunda daha ikna edici olur. Tecrübelerinden bu süreçte faydalandıkları kimi siyasetçilerin vitrinde olmayacağını söylemeleri de bundan. Kurulacak parti siyasete ne kadar taze kan aşılayacak onu bekleyip göreceğiz.

AK Parti ile kavgadan çekiniyorlar mı? Kendilerini AK Parti veya Erdoğan karşıtı bir yerde konumlandırmayı siyaseten de yöntem olarak da doğru bulmuyorlar. Parti kurulduktan sonra ise kavgadan çekinmeleri için bir neden kalmayacak. Yıllardır edeceği tüm kavgaların zamanını ve zeminini kendisi belirlemeye ve hatta neredeyse rakibini bile seçmeye alışmış bir siyasetçi var karşılarında. Ancak bu ekibin avantajı da onu, herkesten iyi tanımaları.

Beşir Atalay, istifa ettikten sonra mı Erdoğan’dan randevu istedi? Ankara kulislerine en hakim gazetecilerden Nuray Babacan’ın Hürriyet’te yazdığı habere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan MYK toplantısında Beşir Atalay için, “Partiden zaten istifa etmiş, sonra benden randevu istiyor. 70 yaşında bir adam. Bu saatten sonra ne demeye geliyorsun? Görüştüm tabii ama tuhaf buldum” demişti. Yakın çevresi, Beşir Atalay’ın bu habere çok üzüldüğünü söylüyor. “Beşir Hoca, Erdoğan’a istifa edeceğini söylemek için randevu alıp kendisiyle görüştü. Bize görüşmenin olumlu bir havada geçtiğini söyledi. Ardından da partiden ayrıldı” diyorlar.

Babacan’ın partisi topluma ne vadedecek? Toplumda, özellikle de genç kesimde, yeni bir siyaset yapma tarzı ve yeni bir siyasetçi profili beklentisi var. Babacan da söyleşisinde gençlere geniş yer ayırmış. “Tek insan” zihniyetinin Türkiye’yi nereye getirdiğinin hesabını yapan toplum kesimleri, Türkiye’nin ihtiyacı olanın bir “kurtarıcı” değil memleketi düze çıkaracak “ortak akıl” olduğu konusunda hemfikir. Kurulacak yeni partinin bu beklentiyi ne ölçüde ve hangi kesimler için karşılayıp karşılamayacağını bekleyip göreceğiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI