‘O’lmayınca olmuyor!

Cuma, 6 Eylül, 2019
Karakterlerin yetişkin halleri 80’lerde yaşıyormuş ama bir biçimde 2017’ye ışınlanmışlar gibi duruyorlar. Belki de bu yüzen Mike dışındaki bütün karakterlerin geçmişte yaşadıkları travmayı unutmuş olmaları gibi ikna edicilikten uzak bir formül bulmaya çalışıyor yaratıcılar.

Bundan tam iki yıl önce, Stephen King’in kült romanı “It”ten uyarlanan “O” vizyona girdiğinde, filmin popüler kültürün olanaklarıyla çocukluk/ergenlik korkularını harmanlamadaki başarısı üzerine bir değerlendirme yapmıştık. Merak edenler için o yazıyı buraya bırakalım.

İlk film ergenlik çağındaki bir grup gencin büyüme hikayesiydi aynı zamanda. Her biri aileleriyle ayrı ayrı sorunlar yaşayan, okulun serseri ve popüler tayfasının gadrine uğrayan tiplerden oluşan gençler, nihayetinde ailelerine ve çevresindekilere karşı koymaya başladıklarında hem kimliklerini oluşturmaya başlıyor hem de hikayenin kötü karakteri palyaço Pennywise’ın karşısına çıkma cesaretini buluyorlardı.

Kasabadaki bir ‘lanet’ yüzünden 27 yılda bir ortaya çıkan ve çocukları kaçıran Pennywise’ın ölmemiş olma ihtimaline karşı gerekirse yeniden buluşmak üzere söz verirken bırakmıştık biri kadın olmak üzere yedi kişilik ekibimizi.

Bugünden itibaren sinemalarda gösterilmeye başlanan “O, Bölüm 2”, ilk filmin geçtiği 1989 yılından 27 yıl sonra karakterlerin yeniden bir araya gelişlerini ve korkularıyla bir kez daha yüzleşmelerini ele alıyor. Ve fakat hikayenin sorunlu kısmı da burada başlıyor. Çünkü daha ergen yaşta ciddi bir yüzleşme yaşayan ve finalde büyük mesafe kat ettiklerini düşündüğümüz gençlerin aradan geçen süre içinde bir adım ileriye gidemediklerini görüyoruz. Billy kardeşinin ölümünden duyduğu suçluluğu bir türlü atamamış, Richie her nasılsa cinsel kimliğini daha oturtamamış, Eddie hastalık hastası olmak duygusundan ve annesinin gölgesinden çıkamamış, Stanley’in korkuları bir türlü bitmemiş, Beverly babası gibi bir adamla evlenmiş, Ben duygusal olarak 27 yıl öncede takılıp kalmıştır. Bir tek tek siyah karakter Mike (belki de kasabadan ayrılmadığı için) biraz mesafe kat etmiştir.

Filmin hemen başındaki bu görüntü, 27 yıl önce yaşananların hiçbir karşılığı olmadığı, dolayısıyla ilk filmde seyirciye aktarılanların da anlamsız olduğu gibi bir gerçeği çıkarıp koyuyor önümüze. Üstelik aradan bunca zaman geçtikten sonra yetişkin insanların hâlâ aynı çocukluk/ergenlik korkularıyla yaşadıklarına inanmamız bekleniyor. İkinci filmin hikayesini dayandırdığı yer, ilk filmin altını oyuyor böylece. Pennywise’in ölmemiş olması kuşkusuz karakterlerimizin içindeki korkuların da ölmediği anlamına geliyor ve onları yeni bir yüzleşmeye davet ediyor.

Sorun şu ki, ilk filmin de yönetmen koltuğunda oturan Andy Muschietti ile senaryo ekibinde yer alan Gary Dauberman’ın yeni hikayesi 40’lı yaşlarındaki karakterleri korkularını ergenlik/çocukluk korkularıyla örtüştürmeye çalışıyor ve yeni bir alan açamıyor. Belki de bu yüzden, ilk filmin kahramanlarını geri çağırarak onlara da geniş bir alan açmak zorunda kalıyor. Filmin neredeyse üçte birinde ilk filmin çocuk kahramanlarını izliyoruz. Ana karakterlerin bugün yaşadığı duyguların geçmişteki izlerini sürerek meşru bir alan yaratmaya çalışıyor yaratıcıları. Ancak, bu bağlantıyı kurma iddiası çoğu zaman zorlama bir çabaya dönüşüyor. İnandırıcılığını kaybediyor, yer yer absürt hale geliyor. 40 yaşındaki insanların 13 yaşındaki çocuklar gibi korku refleksleri göstermeleri bir yana, çözüm mantıklarının da aynı olması örneğinde olduğu gibi.

Aslında sıkıntı King’in 1986’da kaleme aldığı ama 1958’de geçen hikayenin güncellenmesiyle ilgili büyük oranda. King’in kitabında karakterlerin 1958’den 1986’ya uzanan hayatlarının değişim hızı ile bugünün değişim hızı arasında ciddi farklar var. Karakterler üzerinde cisimleşen erkek şiddeti, cinsel kimlik ve ırkçılık gibi temaların kitabın hikayesindeki zaman aralığındaki dönüşüm hızı bugüne kıyasla oldukça yavaştı. Filmde ise, ilk bölümün geçtiği 1989 ile ikinci filmin zamanı 2017 arasındaki hızlı değişimin karakterlere yedirilmesinde, içselleştirilmesinde ve güncellenmesinde sorunlar var. Karakterlerin yetişkin halleri 80’lerde yaşıyormuş ama bir biçimde 2017’ye ışınlanmışlar gibi duruyorlar. Belki de bu yüzden Mike dışındaki bütün karakterlerin geçmişte yaşadıkları travmayı unutmuş olmaları gibi ikna edicilikten uzak bir formül bulmaya çalışıyor yaratıcılar. Bir tek Mike olan biteni ayrıntılarıyla hatırlıyor, çünkü o kasabadan hiç çıkmadığı için aslında hâlâ 80’lerde yaşıyor. Diğerleri için akan zamanı durdurmak ve hiçbir şey olmamış gibi hafızalarını yeniden tanımlamak parlak bir buluşmuş gibi görünse de, yetişkin hafızasının 12-13 yaşında çocuk refleksleri göstermeye başlaması filmi yer yer sıkıcı hale de getiriyor ister istemez.

İlk filmin iyi özelliklerinde birisi dayanışma, dostluk ve fedakârlığın önemine yaptığı atıftı. Her ne kadar altını güçlü bir şekilde dolduramasa da ikinci filmde de bu kavramların altı yine kalın çizgilerle çiziliyor.

Jessica Chastain, James McAvoy, Bill Hader ve Bill Skarsgård gibi kalburüstü oyuncuları bir araya getirmeyi başarsa da “O: Bölüm 2”nin ikna edici olmaktan uzak olduğunu söylemek durumundayız maalesef.

ORİJİNAL ADI: It Chapter 2
YÖNETMEN: Andy Muschiettia
OYUNCULAR: Jessica Chastain, James McAvoy, Bill Hader, Isaiah Mustafa, Jay Ryan, James Ronsone, Bill Skarsgård
YAPIM: 2019 ABD
SÜRE: 169 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI