TBT101: NBA'de 80'li yıllar

Cumartesi, 3 Ağustos, 2019
Bazen "Larry Bird mü, Magic Johnson mı, Michael Jordan mı?" diye tartışılırdı. Aslında yanıt çok basit. Michael Jordan, ligdeki oyuncular dahil herkesin izlemek istediği bir oyuncuydu. Magic Johnson ve Larry Bird ise herkesin beraber oynamak istediği oyunculardı.

Tarih incelerken nasıl bir takım dönemlere ayrılırsa, spor tarihi de böyle. NBA’de 80’li yıllar her şeyin kırılma anıdır. Bugün oyuncuları kıyaslarken en fazla 80’li yıllara kadar gidilebiliyor. Çünkü 80’li yıllardan itibaren bugün, ‘şimdiki zaman eki’ne kadar ‘modern zamanlar’ olarak tanımlanıyor. Bunda sıçrayan basketbol seviyesinin katkısı olduğu kadar televizyonların hayatımıza girmesinin de rolü var. Fazla uzatmadan, bugün size 80’li yılların NBA’ini anlatacağım.

Bu arada neden başlığımız ‘TBT101’ derseniz, TBT sosyal medyada “Throwback Thursday” yani perşembe günleri paylaşılan, eskiden alıntı yapmanın kısa adı. Tabii konu artık perşembe günü olmaktan çıktı. ‘TBT yapmak’ diye bir ‘kavram’ var sosyal medya aleminde. Biz de bir ‘TBT serisi’ başlatalım dedik ve ders kodları gibi konuları tek tek işlemeye başladık. Burada spor aleminde yeri gelecek dönemleri, yeri gelecek sporcuları ve yeri gelecek ilginç olayları anlatacağız.

NBA’de 80’li yıllar denilince herkesin aklına Magic Johnson ve Larry Bird yani Los Angeles Lakers ve Boston Celtics rekabeti gelir. Bu doğrudur ve gayet de normaldir. Çünkü 1979-80 sezonundan itibaren 1989-90 sezonuna kadar toplamda 11 yılda bu iki takımdan mutlaka biri NBA finalinde yer aldı. Keza 90’lı yılların hemen girişinde 1991 sezonunda da NBA finalini Chicago Bulls ve Los Angeles Lakers oynadı. Bu iki takım 80’li yıllar boyunca üç kez NBA finalinde karşılaştı. Bu zaman zarfında Lakers beş kez şampiyon olmuştur, Celtics ise üç3.

Boston Celtics – LA Lakers rekabeti esasında çok daha geriye dayanıyor ama 80’li yıllar bu mevzunun en şaşaalı devridir. Çünkü ligin en önemli iki oyuncusu bu iki takımda forma giyiyordu. 11 yıllık o süreçte Magic Johnson, şampiyonluklardan bağımsız üç kez ligin MVP’si (En Değerli Oyuncusu) seçilmiştir. Larry Bird ise 1984-85-86 yıllarında üç sene üst üste bu ödüle layık görülmüştür.

Lakers, o dönemde oynadığı oyunla ‘Showtime Lakers’ olarak addedilir ve literatürde öyle yerini alır. Magic Johnson’ın, oyun kurucu olarak önderliğinde Lakers, hızlı hücumlarla adeta arenadaki 20 bin seyirciyi hop oturtup hop kaldırıyordu. Tabii Magic Johnson ve o dönemki Lakers esasında ligin en önemli oyuncusuna sahipti: Kareem Abdul-Jabbar. NBA tarihinin en çok sayı atan oyuncusunun, rekorlar kitabına girmediği neredeyse görülmüyordu. Zaten 90’lı yıllardaki ‘Michael Jordan patlaması” olmadan evvel Kareem, gelmiş geçmiş en büyük oyuncu olarak addedilirdi. Sonra ise kriterler ve durumlar değişti. Bunu başka bir yazımızda ayrıca inceleriz. Lakers’ta Bob McAdoo gibi bir oyuncu bile yedek ‘bench’inden geliyordu. Lakers işte öyle bir takımdı. Lakers’te o dönem oynayan ‘Clark Kent’ lakaplı Kurt Rambis ise pek kimse bilmez ama İstanbul – Samatyalıdır. Hani şu Şener Şen ve Türkan Şoray’ın efsane ‘İkinci Bahar’ dizisinin çekildiği yer.

Boston Celtics’te Larry Bird’ün yanında bir Kareem Abdul-Jabbar yoktu ama geriye kalan herkes neredeyse vardı; Kevin McHale, Dennis Johnson, Robert Parish, Danny Ainge… Lakers nasıl hızlı hücumda durdurulması zor bir takımdıysa, Celtics de sette gerçekten zapt edilmesi çok ama çok zor bir takımdı.

Magic Johnson, basketbolda ‘oyunu değiştiren’lerden biriydi esasında. 2.06 m. boyunda ondan başka bir oyun kurucu yoktu. Bugün oynuyor olsa yani bugünün NBA’inde muhtemelen pivot olacaktı, düşünebiliyor musunuz? O boydaki bir oyuncu oyun kuruyor, sahayı topu sürerek koşuyor ve çok estetik bir basket veya asist ile bitiriyor. Türünün ilk örneğidir. Bugün LeBron James, ‘üç numara’ yani ‘kısa forvet’ oynuyor olabilir ama onun oyun stili, oyun kurucu özellikleri birebir Magic Johnson’ı anımsatmaktadır. 80’li yılların iki en önemli oyun kurucusu Isaiah Thomas ve Magic Johnson’dır. Magic Johnson’ı türünün tek örneği olarak değerlendirirseniz Thomas’ı o dönemin en iyi ‘Point Guard’ yani oyun kurucusu olarak görebilirsiniz.

Larry Bird, ise daha komple basketbolcuydu. Topla hareketlenebilen, iki omzundan dönüp şutu çıkarabilen, top sürebilen, delici ve en önemlisi her açıdan, her menzilden şut sokabilen biriydi. Larry Bird, NBA tarihinin muhtemelen en büyük ‘beyaz gölge’sidir. Ardından da Dirk Nowitzki ve John Stockton diye devam edebiliriz. Larry Bird’ün hücum özelliklerini saydık ama peki ya savunmada nasıldı? Ribaunt toplayan, rakibiyle çata çat oynayan gerçek bir rekabetçiydi. Larry Bird çok özel bir oyuncuydu.

Isaiah Thomas’a gelmişken konu, şimdi biraz açımızı değiştirelim ve ‘Bad Boys’dan bahsedelim. O dönem Detroit Pistons takımı ‘Bad Boys’ diye tanımlanır hatta o kadar ki arenalarında tavana asılan şampiyonluk bayrağında Detroit Pistons değil, Bad Boys yazmaktadır. Peki bu takıma o dönem neden Bad Boys denir? O dönem Lakers ve Celtics gibi yetenek deposu olan takımlara birilerinin çıkıp dur demesi gerekiyordu.

Pistons sadece sert değildi, maçlar resmen kavga yerine dönüşüyordu çoğu zaman. Detroit Pistons’ta Isaiah Thomas’ın ardında Joe Dumars, Dennis Rodman ve Bill Lambeer gibi oyuncular tam bir ‘mahalle çetesi’ kıvamındaydı. 1989 ve 1990’da üst üste iki kez şampiyon olmayı başardılar. 1989’da NBA finalinde Los Angeles Lakers’ı yendiler. ‘Hem yendiler, hem dövdüler’ derler ya işte öyle! Doğu Konferansı’nda Michael Jordan’lı Chicago Bulls’u, kendi icat ettikleri ‘Jordan Rules’ yani ‘Jordan Kuralları’ ile hep geçiyorlardı. ‘Her ne koşulda olursa olsun Mchael Jordan’ın sayı atmasına izin vermeyeceksin’ kuralıydı bu. Düşünün yani sertliklerini.

NBA’in 1980’li yıllardaki en iyi beşi şöyleydi:

Magic Johnson
Michael Jordan
Julius Erving
Larry Bird
Kareem Abduk-Jabbar

Isaiah Thomas müthiş bir oyun kurucuydu ama 80’li yılların ikonu haline Magic Johnson’ın önüne yazmak pek mümkün değildir. Kareem, zaten tartışmasız en iyi pivottu. Moses Malone da müthiş oyuncuydu ama oyumuzu Kareem’e vermek zorundayız. Bu beşte parantez açmamız gereken iki kişi var. Birincisi Julius Erving namıdiğer ‘Dr. J’, diğeri ise tabii ki Michael Jordan.

Julius Erving, NBA tarihinin Michael Jordan’a kadar gördüğü tartışmasız en spektaküler oyuncusuydu. Zaten ilk smaç yarışması şampiyonu da o olmuştu. Çok estetik, işin içine şov katan hatta biraz ‘Picasso’vari bir oyuncuydu. Philadelphia 76ers’ı 80’li yıllarda NBA finallerine üç kez taşımıştır ve bir kez de takıma şampiyonluk yaşatmıştır. Çok ama çok özel bir oyuncuydu. Bugünlerde bile Youtube’da videolarının hepsi bir daha bir daha izleniyor.

Şimdi gelelim Michael Jordan’a. Michael Jordan, NBA’ye ilk adım attığında bütün ezberleri bozmuştur. O gelmeden önce onun kadar atletik bir oyuncu yoktu. Magic Johnson, Larry Bird, Isaiah Thomas yerde çok iyi oynuyorlardı evet ama Michael havada oynayan bir adamdı. Onun gibisini daha önce görmemişti bu lig. Ama yine de çok büyük bir oyuncuya hemen dönüşememişti. Çünkü müthiş bir hücum gücü olmasına rağmen ne komple bir oyuncuya henüz dönüşmüştü ne de takım arkadaşlarını daha iyi yapabilmeyi başarıyordu. Tabii bu, 80’li yıllarda şampiyonlukları parmaklarına dizmeye başlamadan önceki dönemdi.

Bazen “Larry Bird mü, Magic Johnson mı, Michael Jordan mı?” diye tartışılırdı. Aslında yanıt çok basit. Michael Jordan, ligdeki oyuncular dahil herkesin izlemek istediği bir oyuncuydu. Magic Johnson ve Larry Bird ise herkesin beraber oynamak istediği oyunculardı. Michael Jordan zaten basketbol tarihinin bir miladıydı, ‘Mesih’iydi. Ama Bird ve Magic gerçekten doğuştan lider olan ve takım arkadaşlarına seviye atlatabilen oyunculardı. Michael Jordan lige ilk geldiğinde kazanmayı henüz öğrenmemişti. Ama Magic ve Bird geldikleri günden itibaren yarış içinde buldular kendilerini. Bu baskıyı da kaldırmayı başardılar. Tabii ki Bird müthiş bir Boston kadrosunda oynadı. Magic ise NBA tarihinin en skorer oyuncusu Kareem’le. Ama bu yine de onların göstermiş oldukları liderlikleri ve oyuna kattıklarını yadsıyamaz. NBA’de 80’li yıllar gerçekten muazzamdı.

 

 

 

 


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI