Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Golan tarihi nasıl etkiledi?

Salı, 26 Mart, 2019
Golan'ın Ortadoğu’da her an savaş çıkmasına neden olabilecek durumda olması sürdürecek. Trump en fazla bir dönem sonra gidecek ama İsrailliler ve Suriyeliler daima bu bölgede eller tetikte karşı karşıya kalmaya devam edecekler.

“Golan Suriye-İsrail, Arap-İsrail ilişkilerinde ve Ortadoğu bölgesinde ve dolayısıyla dünyada en önemli dönüm noktalarına sahne olmuş yerlerden biridir” dersek abartmış olmayız.

Zira konu ile ilgili okuma yapınca 1948, 67 ve 73’te yaşanan savaşlar ve Kral Faruk, Hafız Esad, Hüsni Zaim, Cemal Abdülnasır, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek, Salah Cedit, İsak Rabin, Ariel Şaron, Filistinliler, Yahudiler ile örülü bir hikaye çıkıyor karşınıza.

İkinci Dünya Savaşı 1945’te bitmişti ancak, “hesaplaşma” belli bölgelerde devam ediyordu. Filistin bunlardan biriydi. Yahudiler ve Filistinliler ya da diğer bir deyişle Araplar ile Yahudiler arasında uzun yıllardır devam eden çatışmalar 1948’de şiddetlenmişti.

İsrail ile Arapların devletler bazında ilk karşılaşması da o yıl oldu. Sonuçlarına bakıldığı zaman bu savaşın bugünkü ilişkilerin, yaşananların, mücadelenin önemli dönüm noktalarından biri olduğu görülüyor.

Bu savaş İsrail devletinin ilanının hemen ertesi günü, 15 Mayıs 1948’de başlamış. İsrail devletinin ilan edilmesi üzerine Arap Birliği İsrail’e savaş ilan edince Mısır, Ürdün ve Suriye yanlarına Irak’tan gelen desteği de alarak 3 koldan İsrail’e giriş yapmışlar. Savaş İsrail lehine sonuçlanmış. Savaşın sonunda İsrail’de bugünleri hazırlayan çok önemli demografik değişimler olmuş. Örneğin 700 bine yakın Filistinli yaşadığı toprakları bırakarak göçmüş. Afrika ve Avrupa da dahil dünyanın birçok bölgesinden çok sayıda Yahudi İsrail’e göçmüş. Filistinliler çoğunlukta bulundukları Ürdün gibi yerlerde, “geri dönüş haklarının geçerli olmaya devam etmesi için” hiçbir zaman için vatandaşlık verilmemiş. Bugün Ürdün, Suriye gibi ülkelerde ve dünyanın birçok bölgesinde yaşayan yaklaşık 5 milyonun üzerinde Filistinlinin ikinci ve üçüncü nesilleri bile ne bulundukları ülkenin vatandaşı olabilmişler ne de geri dönebilmişler. İsrail 1948 savaşında Arap ülkelerinin saldırısını püskürtmekle kalmadı devlet içindeki toprak hakimiyetinin oranını da büyük oranda artırdı. 1948 savaşı diğer yandan İsrail’e psikolojik üstünlük sağladı.

Araplar İsrail devletine yönelik ilk “resmi” girişimlerinden başarısızlıkla çıktılar. Bu savaşın ortaya çıkardığı bir sonuç daha var: Arapların İsrail’e karşı savaşırken kendi aralarındaki savaşı da ihmal etmediklerinin görülmesi. Dönemin Mısır Kralı Faruk 48 savaşına katılan Arap Lejyonu komutanı Ürdün Kralı Abdullah’ın yıldızının parlamasından çekiniyor, Mısır Filistin’in güneyini, Suriye ise kuzeyini kendi topraklarına katma amacı güdüyor ve savaşa katılan Arap ülkelerinin her biri kendi gizli ajandası ile hareket edince birliktelik değil dağınıklık ortaya çıkıyordu.

1967: ‘6 GÜN’ SAVAŞI

Bu savaş resmen İsrail’in Mısır’a saldırması ile başladı. Öncesinde Mısır ve Suriye İsrail’e karşı savaşmak üzere anlaşmışlar ve Suriye Golan taraflarında bazı saldırılarda bulunmuştu. İsrail ise 1952 İsrail (Fransa, İngiltere)-Mısır savaşından sonra Sina Yarımadası’nda kaybettiği yerleri almak ve deniz yollarında ekonomik çıkarlarını sağlamak için fırsat kolluyordu. İsrail-Suriye tarafında zaman zaman karşılıklı çatışmalar ve saldırılar şeklinde gerginlik devam ederken Mısır Hava Kuvvetleri’ni (uçaklarını) hedef alan bir saldırı gerçekleştirdi. 5 Haziran’da yapılan bu saldırı sonrasında savaş resmen başlamış oldu. Savaşın tarafları yine Mısır, Suriye, Ürdün ve İsrail’di. İsrail bu saldırı sonrasında Sina yarımadasındaki hedeflerini gerçekleştirmesinin yanısıra Kuneytra ili dahil olmak üzere Golan’ı da ele geçirdi. Bu savaş sonrasında Mısır, Suriye ve Ürdün toprak kaybetti İsrail ise topraklarını genişletti.

1973 YOM KİPPUR/TİŞRİN-EKİM SAVAŞI

Suriye ve Mısır’ın 1967 savaşında kaybettikleri toprakları geri alma niyeti ile başlattıkları savaştır. Saldırı için Yahudilerin kutsal günü olan ‘Yom Kippur’ seçildi. İki ülke de o gün İsraillilerin saldırı beklemeyeceğini hesaplamıştı. Ramazan ayına da denk gelen 6 Ekim günü saldırılar başladı ve İsrail daha önce hava kuvvetlerini alarma geçirmiş olmasına rağmen hazırlıksız yakalandı, ancak çabuk toparlandı ve Suriye (Golan) cephesine yoğunlaştı. Öyle ki Şam, İsrail ordusu Şam sınırlarına kadar dayanmıştı. Ancak Sovyetlerin savaşa müdahil olacağını açıklaması sonrası İsrail geri adım attı ve bugünkü Golan sınırlarına çekildi. İsrail ordusu çekilirken Kuneytra ilindeki hemen bütün yapıları yerle bir etti. Bugün hâlâ Suriye hükümeti bu yapıları “savaş belgesi olarak” yıkık halde muhafaza etmektedir. Suriye ayrıca bu savaş sonrasında İsrail’in Golan’dan kısmi çekilmesini “büyük zafer” olarak görür ve her yıl kutlamalar gerçekleştirilir. Ancak buna karşı görüş sahipleri yapılanın 1967’de kaybedilen toprakların sadece bir kısmının geri alınması olduğundan hareketle Ekim savaşını bir ‘zafer’ olarak görmez.

Bu üç savaş ve etrafında yaşanan gelişmeler Suriye dış politikasını şekillendiren unsurlardan biridir. Suriye her şeyden önce Lübnan ve Filistin’in Büyük Suriye’den koparıldığı düşüncesi ile bu topraklara olan ilgisinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Lübnan ve Filistin yine de dünya savaşlarının yaşandığı dönemlerdeydi ancak Golan’ın kaybedilmesi İsrail’in ve Fransız işgali sonrası Suriye’nin var olduğu zamanlarda gerçekleştiği için Suriye açısından daha somut bir sonuç doğurdu. Suriye ile İsrail her platformda doğrudan ya da dolaylı olarak karşı karşıya geldi. Suriye İsrail’e karşı Filistinli grupları, Hizbullah’ı, Lübnan’da kendisine yakın grupları destekledi.

Bu savaşlar aynı zamanda bölgede yaşanan siyasi değişimleri ya da siyasi isimlerin kaderlerini de belirleyen unsurlardan sayılıyor.

1948 savaşı sonrası Mısır’da başını Cemal Abdülnasır’ın çektiği Hür Subaylar Hareketi’nin etkinliği daha da arttı ve Faruk 1952’de devrildi.
1948 savaşı öncesinde Filistinlilere karşı süren mücadelede önemli yararlılıklar gösteren Ariel Şaron daha sonraki savaşlarda da bu başarısını sürdürünce İsrail’de yıldızı parladı ve daha sonra başbakan oldu.
1948 savaşı sırasında Suriye ordusunu yöneten Hüsni Zaim daha sonra ABD yardımı ile askeri darbe gerçekleştirdi ancak bu savaştaki başarısızlığından dolayı ve aynı zamanda darbe ile iktidara geldikten sonra İsrail ile anlaşma sinyalleri verdiği için popülaritesini kaybetti, darbeden 3 ay sonra kendisi de darbe ile devrildi!
Cemal Abdülnasır 1967’de önemli bir darbe aldı, yardımcısı ve 1967 savaşında ordu komutanlarından biri olan Enver Sedat, Abdülnasır sonrası iktidara geldi.
Enver Sedat 1973 savaşı sonrası “kahraman” olarak görüldü ancak diğer yandan İsrail ile ilişkileri geliştirmeye çalıştı, 1977’de İsrail’i ziyaret eden ilk Arap lider oldu. İsrail’in o dönemdeki başbakanı Menahem Begin ile Camp David Anlaşması’na imza attı. Suikastle öldürülmesindeki en büyük nedenin bu anlaşma olduğu belirtilir.
Begin’den sonra iktidara gelen İzak Rabin 1948 savaşı sonrasında sertleşen İsrail politikalarının aksine Yaser Arafat ile Oslo Anlaşması’nı yapınca suikast ile öldürüldü.
Salah Cedid BAAS’ta Hafız Esad ile birlikte hareket eden, partinin önemli figürlerden biriydi. 1967 savaşında Suriye ordusunu yöneten isimdi ancak savaşın hezimet ile sonuçlanması sonrası popülaritesini neredeyse tamamen kaybetti. 1970’te Ürdün ordusunun FKÖ’ye saldırısı sırasında Filistinlilere yardım için Ürdün’e birlik yolladı ancak bu hamle durumunu daha da kötüleştirdi ve Cedid’in bu kararına karşı çıkan Hafız Esad Cedid’i tutukladı ve hapse attı. Cedid ölene kadar siyaset yapamadı.
Enver Sedat’ın öldürülmesi suikast sırasında bulunduğu tribünde saldırıdan kurtulmayı başaran Hüsnü Mübarek’in yolunu açtı. Mübarek “Arap Baharı” adı verilen sürece kadar Mısır’ın tek hakimiydi.

Suriye İsrail’e yönelik ve İsrail’e yönelik politikalarının da şekillendirdiği dış politikası nedeniyle her zaman Batı’nın hedefinde oldu. Bugün Suriye’nin yaşadığı sürecin en önemli sebeplerinden biri İsrail ile yaşadığı gerilim ve bu çerçevede Hamas gibi örgütleri desteklemesi, Lübnan siyasetine müdahil olması, Hizbullah’ı desteklemesi ve İran ile ilişkileridir.

İki ülke arasında yaşanan mücadele 2011’de Suriye’de olayların başlaması sonrasında da devam etti. İsrail Suriye’deki örgütleri destekledi. Amacı Esad’ın ve Suriye’nin mümkün olduğunca zayıflatılmasıydı. Bugün Trump’ın yaptığı Golan ilanının yapılması 2011 öncesinde mümkün değildi. Nitekim BM kararlarına rağmen bölgedeki varlığını sürdüren İsrail Suriye ile barış karşılığında Golan’ın iadesi için anlaşma yapmak istemişti ancak Suriye anlaşmaya yanaşmadı.

Golan ve Golan ile ilgili politikaları nedeni ile de son savaş sürecini yaşayan Suriye şimdi bir değil 3 Golan ile uğraşıyor. Golan’ın kendisi, Kürt Bölgesi ve Fırat Kalkanı ile Zeytin Dalı harekatlarında Türkiye’nin hakimiyeti altına giren bölgeler.

Kürt bölgesi ile ilgili görüşmelerin nereye doğru gideceği henüz belli değil. Ancak anlaşma olmaması halinde yıllarca sürecek bir çatışma/mücadele süreci başlayabilir. Türkiye ise İsrail’in Golan’da gerçekleştirdiği yapılanmanın aynısını yapıyor ve çeşitli düzeyde yönetici atamak da dahil “hiç çıkmayacakmış gibi” adımlar atıyor.

İsrail zaten uluslararası hukuka ve kararlara rağmen Golan’dan çekilmemek bir yana bölgenin su dahil yeraltı kaynaklarını kullanıyor. Öyle ki Golan’da Suriye tarafına akan derelerin ve yeraltı su kaynaklarının yolları bile çevrilmiş durumda. 1967 ve 73 savaşları sonrası Suriyeliler tarafından boşaltılan onlarca yerleşim biriminde yeni yerleşim alanları kuruldu.

İsrail diğer yandan Suriye tarafında kalan Kuneytra ili kırsalında 73’te çekilirken döşediği mayınların haritasını halen Suriye tarafına vermiş değil. Bu mayınlar birçok kişinin sakat kalmasına ve hayatını kaybetmesine yol açtı.

Golan bugüne kadar yukarıda bir kısmını anlatmaya çalıştığımız gelişme ve dönüm noktalarından sonra gelecekte de dünyanın en önemli noktalarından biri olmayı sürdürecek. Ortadoğu’da her an savaş çıkmasına neden olabilecek durumda olmayı sürdürecek. Zira Suriyelilerin Golan’dan vazgeçmesi mümkün değil. Trump en fazla bir dönem sonra gidecek ama İsrailliler ve Suriyeliler daima bu bölgede eller tetikte karşı karşıya kalmaya devam edecekler.


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI