Aydın Selcen
Aydın Selcen

Suriye'de alacalı çözüme doğru

Çarşamba, 16 Ocak, 2019
"Bir-iki gün içinde alana giriyoruz” derken inisiyatifi eline almış Türkiye, şimdi savunma konumunda, ABD’nin ortaya koyduğu koşulları müzakere ederek, bunları kabul eder görünüp, etrafından dolaşmaya çalışarak oyun kurmaya uğraşıyor.

ABD Başkanı Trump, Pazar neş’esi tüvütlerinde önce “(Suriye’de) Kürtleri vurursa, Türkiye’yi iktisaden mahvederiz” sonra, “20 mil (yani 30-35 km derinliğinde) güvenli bölge yarat” dedi. Herhalde aldığı brifinglerden aklında kaldığı yahut not aldığı kadarıyla ABD’nin Suriye siyasetinin anahatlarını ortaya koymak istedi. “Yarat” diye kendine mi hatırlatıyor, bize mi söylüyor anlaşılamadı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Kalın’dan, Trump’ı muhatap alarak, “Teröristler ortak ve müttefikleriniz olamaz. DAEŞ, PKK, PYD ve YPG arasında fark yok. Hepsiyle savaşacağız. Kürtleri tüm terörist tehditlere karşı koruyacağız.” yanıtı geldi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun ise “Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin düşmanı değil hamisidir. Türkiye’nin Kürtlerle hiçbir sorunu yoktur.” buyurdu. “Hiç değilse bazı Kürt yurttaşlarının kendi devletleriyle sorunları var mıdır”, “cumhuriyetlerde anayasal yurttaşların devlet denilen aygıtla sorunu olmalarına izin var mıdır”, bunlar Altun’u meşgul eden konular değil.

“Hamilik” işin içine girince “eşit anayasal yurttaşlık” nereye gidiyor, “hamilik” üzerinden bölgemizde sağduyulu, uzgörülü, barışçıl, gerçekçi dış siyaset kurabilir miyiz, bu sorular da gündem dışı. Şu “kerim devlet” ve “devlet aklı” putlarından yüzümüzü çevirmezsek, burnumuzun ucunu göremeyeceğimiz belli.

Ayrıca Idlip’te silah zoruyla saha hakimiyeti kuran ve Türkiye’nin resmen “terör örgütü” ilan ettiği HTŞ’nin şeyhi Colani’nin de Fırat’ın doğusuna yönelik “PKK’nin kökünü kazıyacak bir askeri harekata” karşı çıkmayacaklarını açıkladığını bir kenara yazıp devam edelim.

Harita: www.suriyegundemi.com

Nihayet Erdoğan telefonu alıp Trump’ı aradı. Görüşmeden sonra Trump yine tüvütre üzerinden “20 mil güvenli bölge” dedi. Ulusal Güvenlik Danışmanı ve bana göre “de facto persona non grata” Bolton “Kürtlerin ve ABD’yle birlikte çarpışanların yanında durduğuna dair tutarlı ABD pozisyonu yeniden vurgulandı” açıklaması yaptı. Trump’ın sözcüsü Sanders “Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye’ye dair güvenlik kaygılarını karşılamak için birlikte çalışma arzusu” ve “Türkiye’nin (Suriye’de) Kürtleri kötü muameleye tabi tutmaması” unsurlarını kaydetti.

Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamada da “Türkiye’nin Kürtlerle hiç bir sorunu olmadığı” yinelendi, “DEAŞ, PKK ve PKK’nın Suriye uzantılarıyla (bu defa isim zikretmeden) mücadele” noktaları öne çıktı.

Nihayet Erdoğan’ın kendi salı günkü AKP grup konuşmasında “Trump Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararını teyit etti. Bizim tarafımızdan oluşturulacak güvenli bölge kendisi tarafından da ifade edildi. 30 kilometreyi aşkın derinlikte bir güvenli bölge konusu kendisi tarafından da ifade edildi. Gündemimizdeki tüm konularda ekiplerimizin görüşmesine karar verdik. Önceliğimizin DEAŞ ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek olduğunu vurguladık.” dedi.

Erdoğan-Trump telefon görüşmesinin olması bizatihi olumlu. En tepeden istendiğinde işleyen bir iletişim kanalı var demek. Vaşington tarafında PKK, YPG, PYD vs. bir kenara bırakılmış durumda, doğrudan “Kürtler” deniyor. Böylece Ankara da “Türkiye’nin Kürtlerle derdi, düşmanlığı yok” vurgusunu yinelemeye imale ediliyor. Bu söyleme “hamilik”, (illa Arapları da dahil ederek) “kardeşlik” renkleri verilmeye çalışılıyor. Kürt ile terörist PKK ayrımına yaslanmaya özen gösteriliyor ancak YPG, YPJ, PYD hele SDG gibi isim vererek hedef göstermelerden kaçınılmaya çalışıldığı izlenimi ortaya çıkıyor.

Yani diğer deyişle “bir-iki gün içinde alana giriyoruz” derken inisiyatifi eline almış Türkiye, şimdi savunma konumunda, ABD’nin ortaya koyduğu koşulları müzakere ederek, bunları kabul eder görünüp, etrafından dolaşmaya çalışarak oyun kurmaya uğraşıyor. Milli Savunma Bakanı Akar’ın sınır boylarında denetlemeler yapmaları, askeri birlik hareketleri ABD üzerinde arzu edilen “Ayşe tatile çıkabilir” etkisini yaratmıyor.

Tabiatıyla dünya da Ankara’nın çevresinde dönmüyor. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Türkiye’nin Arap aleminden geriye kalan biricik ortağı Katar’a gidip, ABD’nin oradaki El Udeyid Hava Üssü’nün genişletilmesine dair mutabakat muhtırasını imzalıyor. Keza ABD’nin El Udeyid’den 1600 km. batıda, Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nü de çarpıcı biçimde genişleteceği  duyuruluyor. Bu adımlar, Türkiye’nin ABD karşısındaki en güçlü, hatta belki tek pazarlık kartı İncirlik’in önemini aşındıran, giderek sıfırla çarpabilecek gelişmeler.

Ankara ne Şam’la, ne (zinhar) PYD ile doğrudan temas kurmamakta kararlı. Ancak sevilmeyen Bolton’un aksine beğenilen ABD Suriye ve IŞİD’le Mücadele Temsilcisi Büyükelçi Jeffrey, Ankara’ya geri dönmek üzere Kuzeydoğu Suriye’ye gidiyor. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Dunford da yeniden Ankara’ya geliyor. Bu arada nedense Dunford’un muhatabı bizde Genelkurmay Başkanı değil eski Genelkurmay Başkanı yeni Milli Savunma Bakanı Akar oluyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Önal da Vaşington yolcusu.

Moskova, Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaretini beklerken, aynı başkentte İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Caberi Ansari de Rus muhataplarıyla, özellikle Suriye Özel Temsilcisi Lavrentiev ve mevkidaşı Bogdanov’la görüşüyor. Durup düşünelim mi, bizim Lavrentiev, Bogdanov, Jeffrey vb isimlerimiz kim? Düşünmeyin, yok. Kim var? Eski Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Irak Cumhurbaşkanı Salih’in Ankara’yı ziyaretinin ardından münhasıran Irak’ın su sorunlarıyla ilgilenmek üzere Özel Temsilci atandığını Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız’dan öğreniyoruz.

Bağdat demişken, Irak başkentinin de aynı gün içinde on bir yıl aradan sonra Ürdün Kralı Abdullah’ı, ardından Fransa Dışişleri Bakanı LeDrian ve İran Dışişleri Bakanı Zarif’i ağırladığını belirtelim. Söz konusu zevattan LeDrian Bağdat’tan geçtiği Erbil’de “Esat adaysa aday. Kendi geleceklerine Suriyeliler karar verir.” dedi. Bu açıklamanın altını çizelim, zira bugüne dek Esat’ın gitmesi konusunda en yakın durduğumuz Paris’in de Ankara’yla arasına artık bir nüans koyduğu anlaşılıyor. İlaveten LeDrian Fransa’nın, Fırat’ın doğusundan çekilme niyetinin olmadığını da teyit etti.

Hani maçlarda bir ara “vur, kır, parçala, mutlaka kazan” diye bağırılırdı ya, şimdi Türkiye Fırat’ın doğusu konusunda sanki öyle bir yerde duruyor. ABD’nin çekilmesinin altı ay gibi bir süreye yayılacağı anlaşılırken, 31 Mart’a dek mühleti olan iç politika gündemine bir fütuhat öyküsünün yetişmemesi olasılığı ağırlık kazanıyor. Oysa Ankara, dış politikayı diplomaside de tek adam Erdoğan’ın sırtına yüklemeden, sorumluluğu da, başarıyı da, başarısızlığı da dağıtsa, etkin diplomasiyi çok kanaldan, kendi Lavrentiev’leri, Jeffrey’leri üzerinden şu yazıda geçen tüm başkentler nezdinde devreye soksa fena mı olur?

MİT de kendi kanallarından Kandil’le de, PYD ile de gözlerden uzak iletişim kurabilir. Öyle bir heyula resmediliyor ki PKK, ta Kandil’den Afrin’e uzanan bir alanda mutlak hakimiyet iddiasında ve Türkiye’nin bekasını tehdit ediyor. Eşzamanlı olarak bir acuze karikatürü de dolaşımda, öyle ki İçişleri Bakanı Soylu’ya göre geriye kalan üç yüz PKK’li silahlı militan kışın soğuğunda dağlarda kaçacak delik arıyor ve imha edilmeleri yakın.

Gerçeği yansıtan hangi anlatı? Şu yukarıdaki haritadaki “tampon” tahayyülü gerçekleşse, Türkiye sınırını alıp 30 km. aşağıya kaydırsak, sınır hattındaki Kürtleri de çöle doğru kovalasak, hangi ulusal güvenlik hedefine erişmiş olacağız? Sonra, durmak yola devam, Sincar Dağı’nda, Irak Kürdistanı’nda, Hakurk ve Kandil’de mi savaşmayı sürdüreceğiz? Günün sonunda ABD’nin TSK’yi YPG ile aynı stratejiye koşma girişimleri havada kalacağına göre, Moskova’ya gidip Putin’den Fırat’ın doğusunu Şam’a teslim etmemesini mi istirham edeceğiz? Yoksa “kötünün iyisi, en azından Esat binsin Kürdün tepesine” deyip sevinecek miyiz? Açıkçası, bilemiyorum.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI