Selim Temo
Selim Temo
  • stemo@gazeteduvar.com.tr

Birkaç değini

Çarşamba, 12 Aralık, 2018
Yine sormalı o zaman: Xanî Araplardan Gürcülere mi demek istemişti yoksa Arap ülkesinden Gurgan’a mı?

Zilan katliamı ile ruh, toprak ve bedeninden koparılan bir aileden gelen Sedat Ulugana, şu sıralar Paris’teki INALCO’da doktora yapan genç bir yazar. Onun kişisel ve ulusal hikâyesini ortaya çıkarma bahsinde nasıl ısrarlı biri olduğunun bir okur olarak tanığıyım. Önce ondan alınan dilini geri kazandı. Sonra sağ kalanların zihninde yedi kapının arkasına saklanmış anıları derledi. Bununla yetinmeyen sevgili Sedat, başa kakılan bilgilerden başka bilgiler veren bir kitapla tanıştı: “Karanamnâme” ya da “Kitab-ı Karamaniyye.”

Bilinen tek nüshası olan bu elyazmasının 1946’da “Konya Müzesi müdürü Mesud Koman tarafından bir tıpkıbasımı yapılmış, fakat Kürtlere dair bölümler çarpıtılarak ya da atlanarak verilmemişti.” İşte Ulugana, Konya Halkevi’nin yayımladığı baskıyı elyazması ile karşılaştırarak sansürlenen yerleri “Anadolu’da Kürdistan Orduları: Şikarî Metinleri XIII-XIV. Yüzyıl” adıyla yayımladı (Do Yayınları, 2013).

Bu kitap, adı tezkirelerde Ahmet ya da Haydar Şikarî olarak geçen, belki de adı Ahmet Haydar olan biri tarafından kaleme alınmış. Belki de kitabın yazarı, o dönemde Konya sarayının gözde şairlerinden olan Şerif-i Amidî’dir. Metnin Cem Sultan’ın Karamanoğulları’na sığındığı dönemde yazılmış olması muhtemeldir.

Konya pazarının 1849’daki durumu

Metin, 1071 mistifikasyonundan uzak bir şekilde, karışıklık içindeki “Acem diyarı”ndan “yiğit ve tatlı dilli bir kavimden olan bir padişah”ın, Melikşah’ın bütün kavmini toplayıp “Rum diyarı”na geldiğini anlatır: “Râvi eydür: Diyâr-ı ‘Acem’de fetâret-i fuzûliye vaki’ olub Tüben Virekâre tâifesinden bir pâdişâh cümle kabilesin alub eviyle ‘avretiyle Diyâr-ı Rûm’a gelüb Aksarây(ı) begenüb ma’mûr eyledi, mekân edindi. Ol pâdişâhın adına Melik derlerdi.”

Melikşah’ın etnik aidiyeti ile ilgili belli bir şey söylenmez. Aksaray’ı beğenip yeniden inşa eden Melikşah, bir avın peşine düşüp giderken Larende, yani Karaman’ı görür ve pek sever. Bu harap şehirdeki 8 kapılı ve 180 kubbeli kilisenin camiye çevrilmesini emreder. 13 yıl burada kalır. Ardından oğulları Abdullah ile Nizam Şah sıra ile tahta çıkarlar. Nizam Şah Taşeli ve Ereğli gibi yerleri ele geçirdikten sonra 24 bin kişilik bir ordu ile Konya’ya hücum edip orayı da ele geçirir. İşte metne göre Ertuğrul’un hikâyesi burada başlar:

“Rivayet eydür: Belh diyârında Âl-i Selçuk’dan Ertuğrul, cümle kabilesiyle Rûm’a çıkub Nizâm Melik Şâh’a gelüb Lârende’de buluşub Nizâm Şâh, hoş görüb Aksarây’ı anlara verüb vatan edindiler. Ertuğrul’un bir oğlu vardı. Kılıc Arslan derler idi. Katı ‘âkil ve bahâdır server idi. Nizâm Şâh oğul edinüb kızın verdi. Nizâm Şâh’ın oğlu olmamış idi.”

26 yıl hüküm süren Nizam Şah ölünce damadı Kılıc Arslan onun yerine geçti. Keyhüsrev ve Keykubat’a kadar devam eden silsile burada başlar.

Tarihteki adlandırmaları bugünün zihnine çeviren yaygın anlatıda sadece yanlışlık arayamayız. Bu anlatıda bugünün kurgulanması var. Selçukluların Fars-Afgan melezi olduklarını ileri süren kaynaklar vardır mesela, Oğuz ve Türkmenleri farklı gösteren kayıtlar da. “Yüksek arabalı taife” diye adlandırılan Oğuzlar, pek çok kaynakta “Türklerle daima savaş içinde” ifadesiyle tarif edilir. Mehmet Fuat Köprülü, Karamanlıları Salgurlarla akraba sayar, ancak Karaman Hanedanı’nın atası sayılan Nûre Sofî ve oğlu Karman ya da Karaman’ın Ermeni olduğunu yazan kaynaklar olduğunu da ekler. Kitab-ı Karamaniyye’de Osmanlılarla ilgili anlatılanlar ise, Osmanlı resmî tarihinden epey farklıdır. Hem Osmanlılara Peştû, Safevîlere Tacik diyen eserler de var. “Mem û Zîn”de Ehmedê Xanî, Safevîlere Tacik der mesela.

Bu dikkatler beni hep edebiyata taşır. Tarihçi değilim ama yaygın anlatının edebiyata yansıyan kısmı çok önemli. Edebiyatı yaygın resmî tarih ile anlamaya kalkınca yanlışlık yapmamak imkânsız. Mesela Xanî, yine “Mem û Zîn”de Kürtlerin yaşadığı yerleri tarif ederken, “Ji Ereb ta Gurgan” der. Şarihlerden çevirmenlere kadar hemen herkes Gurgan’ı “Gürcüler” diye anlar. Oysa Cürcan da denen Gurgan bir bölgenin de adı. Ben çeviri yaparken birkaç kişiye danıştım ve hiçbiri kuşkumu doğrulamayınca söz konusu dizeyi yerleşik yargıya göre çevirdim. Ama “Horasan Kürtleri” kitabını hazırlarken Gurgan hâkimi Canbegî Şukur Begê Kurd ile karşılaştım. Hazar Denizi’nin altında, doğuda, bugünkü Horasan sınırındaki Gurgan işte. Yine sormalı o zaman: Xanî Araplardan Gürcülere mi demek istemişti yoksa Arap ülkesinden Gurgan’a mı?

Haftaya, söz konusu kitaba göre bir vakitler Anadolu’nun durumunu yazmaya devam edeyim.


Selim Temo kimdir?

27 Nisan 1972’de Batman’ın Mêrîna köyünde doğdu.2000 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Etnoloji Bölümü’nden mezun oldu. 1997’de Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü, 1998’de Halkevleri Roman Ödülü’ne değer görüldü. Yüksek lisansını (“Cemal Süreya Şiirinde Bedenin Yazınsallaşması”) ve doktorasını (“Türk Şiirinde Taşra: 1859-1959”) Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. 2009’da Mardin Artuklu Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı. 2011’de, Exeter Üniversitesi’ndeki (İngiltere) Centre for Kurdish Studies’de konuk hocalık yaptı. Hrant Dink Vakfı tarafından “dünyada, geleceğe dair umudu çoğaltan kişiler”den biri sayılarak “2011’in Işıkları” arasında gösterildi. Radikal gazetesinde başladığı köşe yazarlığına (Kasım 2013-Kasım 2014), Ocak 2017’den beridir Gazete Duvar’da devam ediyor. Dört Türkçe iki Kürtçe şiir kitabı, bir romanı, iki antolojisi, 12 çocuk kitabı, yedi roman-öykü çevirisi, iki şiir kitabı çevirisi, bir çevrimyazısı, bir gazete yazıları ve iki edebiyat kuramı kitabı yayımlandı. 6 Ocak 2017’deki 679 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edildi. Amed’de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI