Aydın Selcen
Aydın Selcen

Irak Türkmenleri dosyası

Çarşamba, 29 Ağustos, 2018
Musul’da Sünnici, Kerkük’te Türkçü, Erbil’de Kürtçü, dönüp Bağdat’ta Irakçı siyaset mümkün mü? Milliyetçilik gazıyla diplomasi ne kadar olur? Nüfus sayımı verilerine sırt dönerek, elde yüksek çözünürlüklü haritalar olmadan hurafelere dayalı vizyon olur mu? “Fütühat diplomasisi” diye bir şey var da, biz mi duymadık?

Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız Kerkük’ü ziyaret etmiş. Irak Türkmenlerinden olduğu anlaşılan bir sosyal medya kullanıcısı da heyecanlanmış, Büyükelçinin makam aracındaki Türk bayrağının fotoğrafını paylaşıp özetle “hoşgeldin Kerkük fatihi, biz bu bayrağı dalgalandırmak çok uğraştık, sen geldin astın sonunda” demiş. Büyükelçi Yıldız da bu yorumdan duyduğu hoşnutluğu belirtmiş cevaben.

Ben de buna tepki gösterdim. Yine mealen, komşu ülke büyükelçisinin görev yaptığı bir ülkede “fatih gibi” karşılanmasının sakıncalı olduğuna ve Irak Türkmenlerinin Türkiye’nin uzantısı gibi görüldükçe Arap ve Kürtlerin hedefi olduklarına dikkat çektim. Ayrıca, Kerkük’ten kimlerin gelip, geçtiğini anımsatmak istedim. Doğrusu zihnimde dışişleri bakanları Aras ve Davutoğlu’nun sırasıyla 1937 ve 2012 ziyaretleri değil, özellikle “olay” niteliği taşıyan Cumhurbaşkanı Korutürk’ün 1976 ziyareti vardı. Ne kendi temaslarımı, ne eşlik ettiğim büyükelçi, Irak Özel Temsilcisi ve bakan düzeyindeki ziyaretleri ise aklıma bile getirmedim.

Bunların sonuna “amaç tribünlere oynamaksa başka” yazmam pek çok kullanıcıdan olumsuz tepki çekti. Büyükelçi Yıldız’ın kendi de “bayrağın olduğu yerde tribüne oynanmaz” babında bir yanıt vermiş. Oysa benim tepkim Sayın Büyükelçi’nin Kerkük’ü ziyaret etmesine, yahut makam aracına bayrak asarak gezmesine değildi. Benim eleştirim söz konusu ziyaretin medya ve kamuoyu önünde öyküselleştirilme tarzına ve bu “öykünün” esasen Türkiye’nin Irak siyasetine katkı yapmaktan ziyade, Ankara’ya “oynamaya” yönelik olduğunaydı. Bu anlamda bir sabık meslektaş uyarısıydı da dostane.

İyi oldu, aslında aklımda olmayan bu konu gerçekten “cuk oturdu”. Zira üst üste üç yazı diplomat ve diplomasi üzerine, son olarak da Türkiye Kürtleri hakkında yazmıştım. Yirmi yıllık meslek hayatımın ikinci on yılını hasbelkader Irak’ta veya Irak üzerine çalışarak geçirdiğimden, zannederim o son dört yazımda anlatmak istediklerimi Irak Türkmenleri dosyası kadar kapsayıcı biçimde birleştiren bir başka konu arasam bulamazdım.

Önce somut verilerle başlayalım: Türkiye ırk temelli bir cumhuriyet değil. Etnik aidiyet ne olursa olsun anayasal yurttaşlık esas. “Yurtdışı soydaş ve akraba topluluklar” garabeti, SSCB’nin yıkılması ve o zamanki “vesayet” düzeninin dayatmasıyla ortaya çıkmıştı. Bu garabetin sonu da, haydi illa tek bir vakaya bağlamak gerekirse, Erbil Başkonsolosluğu’nun açılmasıyla geldi.

Neden garabet? Çünkü “soydaş” kim, “akraba” kim belli değildi. Diyelim Ege’de yaşayanlardan bazıları Balkan asıllı, Marmara’da yaşayan bazıları Çerkes kökenli olsun. Bunlar mesela Kırgız’la, Özbek’le “soydaş”. Akraba deyince de işte efendim Müslüman Boşnak, Arnavut anlaşılacakmış. Yani benim gibi karman çorman DNA’sı olmayıp, ailesinin Soçi yakınında geldiği köye kadar kökenini bilen yüzde yüz Ubıh Büyükelçi Murat Özçelik Bağdat’ta kapısından bir Türkmen girince gözleri parlayıp, onu “soydaşım” diye kucaklayacak. Ama ertesi gün bir Kürt gelirse, “bu herif de nereden çıktı” diye kuşkuyla yaklaşacak misal.

Daha sayalım: “Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi” yapıp, Rusça simültane çeviri hizmeti sunmak. “Kayser-i Rum” unvanını taşıyan ama hiç bir dönem “Türkmenlerin Beyi” gibi bir ünvan almayan Osmanlı padişahları. Yavuz’un, Fatih’in Anadolu’da kırmalara doyamadıkları Türkmen ahali. Şah İsmail’in Safevi Devleti’nin Türkmen olması. Daha Irak Türkmenleriyle ilgili olarak, 1473 Otlukbeli Savaşı ve Akkoyunluların sonu. Türkmencenin Türkmenistan’da konuşulması, Irak Türkmencesinin ise Türkçenin Azeri lehçesi oluşu. Çok yakın zamana dek dosyanın adının (bana göre doğru biçimde) “Irak Türkleri” olması.

Ekleyelim: 1926’da Cemiyeti-i Akvam’a Türkiye Cumhuriyeti’nin sunarak Musul’da hak iddia ettiği savunma metninin bölgede çoğunluğun Kürtlerde (ve Türklerde) olduğuna ve Kürtlerin de Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmak istediğine dayanması. Küresel 35-40 milyonluk Kürt nüfusun yarısının Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olması. Irak Kürdistan nüfusunun da 5-6 milyon olması. Türkiye ile Irak sınırının 1992’den beri Türkiye-Irak Kürdistan Bölgesi olması ve Habur’un da aynı tarihten bu yana KDP denetiminde olması.

Hatırlayalım: Neticede Irak diye bir ülke yoktu. Irak’ı İngilizler I’inci Dünya Savaşı’nı Osmanlı İmparatorluğu’na karşı (da) kazanınca yarattı. Nuri Sait gibi Osmanlı ordusundan İngilizlere sığınıp taraf değiştirmiş bir siyasetçi, Irak Başbakanı sıfatıyla merhum Başbakan Menderes’in “en has adamı” oldu krallık döneminde. Kraliyet yıkılır, Nuri Sait parçalanarak katledilirken, 1959 Kerkük Türkmen Katliamı’nı Barzaniciler ve komünistler yaptı. Bu gelişmelerde SSCB’nin Ortadoğu, Irak ve Türkiye’ye yönelik soğuk savaş siyasetlerinin rolü yok muydu?

O yakın dönemde Irak Türkmenleri arasında milliyetçiliği, Türkiye’yle bağlantıyı Şii Türkmenler yeşertti. Türkmen nüfusun yarı yarıya Şii ve Sünni olduğunu ise Türkiye 2003’ten sonra keşfedip, bir kez de orada çuvalladı. Telafer de öylece yangın yerine döndü. Zira sizi hayatta tutacak aidiyeti öncelersiniz canınız tehlikeye düşünce. Üç büyük Türkmen yerleşim merkezinden Kerkük Türkmenleri kendilerini merkez kabul eder. Onlar Erbil’dekileri tüccar ve Barzanici, Erbil’dekiler onları Saddamcı görür. Her ikisi birlikte dönüp Çağatay lehçesi konuşan Telaferlilere “Moğol” der.

Baskıcı, muhaberatçı düzen gereği doğrudur da: Türkiye’nin kurdurduğu Irak Türkmen Cephesi’nin kimi lideri Saddam’ın maaşlı ajanı çıkmış, kimi Barzani’ye sığınmıştır. Türklerin Anadolu’ya gelmesinden de önce Mezopotamya’ya yerleşmiş Türkmenlerin anayurdu sayılacak Kerkük suriçini (“citadel”) Saddam, Erbil suriçini Barzani yıktırıp, boşaltmıştır. Erbil’de ciddi bir restorasyon çabası var ancak Türkmen varlığının bastırıldığı, suriçine devasa boyutta bir Kürdistan bayrağı dikildiği malum. Bilmem size bir yerleri çağrıştırdı mı bu acıklı durum?

Türkiye bağlantısı Türkmenlerin başına bela olduğu ve Kerkük Katliamı derin travma yarattığı için ve ilaveten gücü kısıtlı Türkiye’nin Türkmen siyaseti “oralarda var kalmaya çalışın” diye özetlenebileceği cihetle bu dikenli dosya önce hariciyeden alınıp istihbarata verildi. 1992 sonrasında ise askeriyeye ve özel kuvvetlere geçti. Bunun yarattığı sorunları ve sakıncaları, doğurduğu yanlış uygulamaları hatta Ankara’da seçilmişler üzerindeki vesayeti tahkim edici etkilerini burada ayrıntılandırmak istemem. Bunlar yönetim kademesinde gayet iyi bilinir, Sayın Büyükelçi Yıldız da benden daha iyi bilse gerektir. 4 Temmuz 2003 Süleymaniye Çuval Vakası’nı anımsamak ve doğru kaynaklardan yeniden okumak dahi yeterli denebilir.

Haydi bunların tümünü bir yana bırakalım ve Uluslararası İlişkiler birinci sınıf öğrencilerine soralım: Musul’da Sünnici, Kerkük’te Türkçü, Erbil’de Kürtçü, dönüp Bağdat’ta Irakçı siyaset mümkün mü? Milliyetçilik gazıyla diplomasi ne kadar olur? Nüfus sayımı verilerine sırt dönerek, elde yüksek çözünürlüklü haritalar olmadan hurafelere dayalı vizyon olur mu? “Fütühat diplomasisi” diye bir şey var da, biz mi duymadık?

Amaç Türkçeyi yaymak mı? Bilkent gibi bir okul var Erbil’de. Maarif Vakfı bunun için kurulmadı mı? Yunus Emre Vakfı ne iş yapar? Türkiye dizileri seyreden çocuklar kendiliklerinden Türkçe öğrenmiyor mu? Amaç halklar arasında yakın ilişkiler kurmak mı? İstanbul sokaklarında zaten İranlılar da devalüasyondan çekiliyor, Iraklılar kaldı turist olarak. Yani neredeyse “dokunma, yeter” denecek bir hal.

Amaç Kerkük petrolleri ve 1926 Ankara Anlaşması’nın rövanşını almak mı? İşte buyurunuz TEC ne için kurulduydu? Ne yaptı? İşte buyurunuz Irak Kürdistan Bölgesi ile doğalgaz mutabakatı ne için imzalanmıştı? İşte buyurunuz her şeye rağmen Ceyhan’dan İsrail’e oradan küresel pazarlara Kerkük’ün kuzey kubbesi Hurmala dahil tüm IKB’nin ham petrolü akmıyor mu?

Yer titreten ziyaret deyince ben de Sayın Erdoğan’ın Irak kurulduğundan bu yana Türkiye’den Erbil’e yapılan ilk başbakan düzeyindeki 2011 yılındaki ziyaretini ve Türk bayraklarıyla donanmış Erbil sokaklarını anımsıyorum. Nereden nereye? Sahiden Irak siyasetinde amacın, önceliklerin ne olduğu belli mi? Söze gelince Irak siyasetimiz “çok boyutlu ve bütüncül”. Yakından bakınca tutarsızlıktan tel tel dökülüyor. Türkmen ve Kerkük dosyaları bu durumun en temel göstergeleri.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI