Bir an önce ‘son’a ulaşma yarışı!

Cuma, 23 Mart, 2018
Kendilerini hiçbir şeye ve hiç kimseye layık görmeyen, birbirlerine yaslanarak ve birbirlerini de bitirerek ilerleyen bir grup gencin hikayesi bir anlamda “Kar”.

Emre Erdoğdu’nun ilk uzun metrajı “Kar”, sinemamızda görmeye alışık olmadığımız bir tempoya sahip. Film duygu olarak İnan Temelkuran’ın “Bornova Bornova”sıyla akraba olsa da tempo olarak Serdar Akar’ın “Gemide”sini andırıyor daha çok.

‘Tempo’ ve hız vurgusu “Kar”ı anlamlandırmak için önemli. Çünkü karakterleri ve hikayesi için uygun ritmi yakalamak film için elzem. Nihayetinde 20’li yaşların hemen üstünde ya da altında bir grup gencin, klişe tabirle söylersek “sex, drugs and rock’n’roll” etrafında dönen hayatlarını anlatıyor. Ortaya bir “Trainspotting” çıkmıyor tabii ki ama yönetmen hikayeyi mümkün olduğu kadar yerel kodlarla bezemeyi, içeriye dair bir hikaye haline dönüştürmeyi başardığı için ‘özenti/taklit’ bir iş olma tuzağına düşmüyor “Kar”.

Filmin odağında 20’li yaşlarında hâlâ lise öğrencisi olan Müzeyyen yer alıyor. Bekir, Ebru, Hazerhan, Ferdane ve Kadir’den mürekkep arkadaş grubuyla takılan Müzeyyen okulun ‘arıza’ kızlarından… Öğretmenlerine de, mahalle bakkalına da, eczacıya da, annesine de kafa tutuyor. Babayı hiç tanımamış olmanın, kişiliksiz bulduğu annenin, sıkışıp kaldığı arka mahallelerin biriktirdiği öfkeyi etrafına kusmanın yetmediği anlarda uyuşturucuyla, manasız cinsel ilişkilerle kaçış alanları yaratıyor kendisine.

‘ERKEK GİBİ’ BİR KADIN!

Müzeyyen’in bu asi tavrının seyircide “güçlü bir kadın karakter” algısı yarattığını söylemek gerek. Ancak yönetmen Emre Erdoğdu’nun Altyazı’daki söyleşisinde belirttiği gibi bu güçlü görüntünün Müzeyyen’in ‘erkekleştiği’ anlarda ortaya çıkması gibi bir durum söz konusu. Müzeyyen kırılgan yapısını, hayatın zorlukları karşısındaki çaresizliğini ancak bir ‘erkek’ gibi olduğunda aşabileceğini düşünüyor. Bir gün Ali isimli bir gencin ortaya çıkıp “Ben senin kardeşinim” dediği güne kadar. Önce reddiye ile başlayan ikili arasındaki ilişki Ali’nin, ‘aile’ kavramını bilmeyen ve de umursamayan Müzeyyen’in hayatına girmekteki ısrarı ve özverisi, onu koruma çabaları ve en önemlisi de birlikte bir gelecek kurabileceklerine dair vaadiyle başka bir ihtimalin daha olabileceği seçeneğine evriliyor.

Müzeyyen ve arkadaşları ne kadar ‘ortalama’nın dışında bir dünyanın içindeyse, Ali de o kadar ortalama bir hayattan çıkıp gelmiştir Antalya’nın bu vasat mahallesine. Müzeyyen’in ‘gelecek yok’ mottosuna karşılık Ali onu alıp Bolu’ya götürmek, kendi hayat standardında bir dünyanın içinde yer almasını sağlamak ve en önemlisi de babası gibi olmadığını ispatlamak istiyor. Müzeyyen için olmayan babanın tuhaf bir gölgesi haline geliyor Ali. Bir yandan babaya karşı öfkenin sembolleştiği, öte yandan Ali’nin bir baba gibi sunduğu vaatlerin, onu koruma çabalarının cazip hale gelmeye başladığı yeni bir boyut ekleniyor hikayeye.
“Kar”, Türkiye sinemasındaki taşra anlatısını ters yüz ettiği için dikkate değer en başta. Taşranın sıkıntılı bir yer olduğunun ancak zamanın ve hayatın yavaş akması, hiçbir şeyin değişmeden aynen kalmasıyla anlatılabileceğine dair ezberi tersine çeviriyor film. Genel zaman olmasa bile, göreceli zamanın hızlı akabileceğini, küçük bir değişimin büyük sonuçlar da doğurabileceğini gösteriyor. Zamanın ve olayların hızını değil ama temposunu değiştiriyor, onlara ritim katıyor. Tam da karakterlerinin ruhuna uygun hale getiriyor. Geçmişle sorunlu, gelecekten umutsuz bir grup gencin, zamanı bir an önce tüketmek, yaşanacakları geride bırakmak ve “ne olacaksa olsun” noktasına varmak için çabaladıkları bir dünya bu çünkü. Onları orada ne beklediğini hiç de umursamadan bir an önce sona varmak istiyorlar. Kendilerini hiçbir şeye ve hiç kimseye layık görmeyen, birbirlerine yaslanarak ve birbirlerini de bitirerek ilerleyen bir grup gencin hikayesi bir anlamda “Kar”.

HEYECAN UYANDIRICI BİR İLK FİLM

Bu nedenle Ali’nin ‘normalliği’, mahallenin solcu abisi Mahir’in hayatını kontrol etmedeki becerisi Müzeyyen’in odak noktasını kaydırıyor. Ali normal bir hayatının olabileceğini, içten içe hayran olduğu ama kendisini yanına yakıştıramadığı Mahir ise hayatını kontrol altına alabileceğini gösteriyor çünkü ona. Tam da bu noktada Müzeyyen’in üzerindeki o sert, erkeksi kabuk kırılıyor ve yara bereleri görünür hale gelmeye başlıyor.

“Kar”ın en büyük numarasının temponun hikaye ve karakterler arasında kurduğu bağ olduğunu söylemiştik. Bu aynı zamanda en büyük zaafına da dönüşüyor ister istemez. Film ilk 45 dakikalık hızlı girişten sonra hikaye evrenini genişletmekte zorlanıyor. Bir süre yerinde dolanmaya, önceki rutinleri tekrar etmeye başlıyor. Karakterlerin ve kameranın hareketliliğine hikayenin yetişemediği anlar ortaya çıkıyor ve ilk bölümdeki ritim sönümleniyor.

Yeni de “Kar” kendi adıma 2017’nin en heyecan uyandıran yerli yapımlarından birisiydi. Emre Erdoğdu’nun içinde bulunduğumuz dönemde dilden, estetikten ve hikayenin zorunluluklarından ödün vermeyen cesareti; Hazar Ergüçlü’nün (Müzeyyen) kendi kuşağının en iyi kadın oyuncularından birisi olduğunu ispatlayan performansı ve Halil Babür’ün (Hazerhan) yeteneğinin gözler önüne serilmesiyle “Kar” izlenmeyi hak eden bir yapım olarak kayıtlara geçiyor.

YÖNETMEN: Emre Erdoğdu
OYUNCULAR: Hazar Ergüçlü, Ozan Uygun, Halil Babür, Doğaç Yıldız, Nazlı Bulum
YAPIM: 2017 Türkiye
SÜRE: 100 dakika

YAZARIN DİĞER YAZILARI