YAZARLAR

Bundesliga'nın seyirci ortalamasını ben arttırıyorum!

Süper Lig tribünlerine gelen ortalama seyirci sayısı, özellikle de son dönemde en büyük problemimiz. Ortada rakamlar uçuşuyor, yönetenler işlerini iyi yaptıkları duygusuyla böbürleniyor. Gerçekten öyle mi? Artış mı var, yoksa düşüş mü? Diğerleri nasıl yapıyor? Tane tane anlatmaya çalışırken azıcık uzayan bu yazıyı okurken, doktorlar bir bardak çay ve  varsa simit ile peynirin iyi gideceğini söylüyor. Şimdiden sabrınıza müteşekkirim.

Sezon arası demek, verileri derleyip toplayıp hesap kitap yapmak demek bizde. Bu hafta da Süper Lig devre arası klasiği olarak nefis (!) bir haber servis edildi. Ve çok kişi de bunu yedi ve üzerine pek fazla gitmedi. Aynı, herkesin Spor Toto Süper Lig'in yayın değerinin 500 milyon dolar (+KDV) olduğunu yemeye devam etmesi gibi. Aslında 500 milyon dolar (+KDV) değerle satın alınan yayın hakkı sadece Spor Toto Süper Lig'in değil, TFF 1. Lig ve Spor Toto Süper Lig'in yayın hakkı. Yani iki farklı ligde mücadele eden 36 takımın maçlarına biçilen değer bu. Kulüplere yapılan ödemeler sürecinde yapılan kur sabitlemesi ve enflasyon nedeniyle yaşanılan değer kaybını da unutmadan, yayın hakkı değeri bilgisi cepte bir dursun, futbol medyasının ve futbol dünyasının paydaşlarının sürekli olarak Süper Lig'in değerinin 500 milyon dolar ettiğini iddia etmesi de!

HANGİ ARTIŞ?

Dönelim bu hafta spor medyasına servis edilen ortalama taraftar sayısının arttığı haberine. "Külliyen yalan!" demiyorum ama muhalefet şerhimi de koyarak eğer ki bir yerde 'algı operasyonu' tabiri kullanılacaksa, işte bunun tam da yeri ve zamanıdır diyorum. Bahsedilen haberde, Süper Lig'in seyirci sayısının geçen seneki 17'nci hafta sonunda alınan ortalamayla karşılaştırıldığında yüzde 44 arttığından bahsediliyor. Bu veriler ne kadar doğruyu yansıtsa da, Süper Lig'in seyircisinin artık artmaya başladığını söyleyerek, yapılan yatırımların işe yaradığını savunmak ne kadar doğru? Eğer ki 1959 yılından bu yana,17'nci haftalar ardından ulaşılan en yüksek ortalama 12 bin 639 ise, seyirci ortalamasındaki bu artışa pekala sevinilebilir. Fakat sadece geçen senenin verileriyle karşılaştırılarak hesaplanan yüzde 44'lük artışı gururla savunmak abesle iştigaldir. (Geçen sezon esnasında yaşanan terör olaylarının stadyumlara gidişi etkilediğini not düşelim.)

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME!

Belki 1959 yılından bugüne kadarki ortalamaya bakıp değerlendirme yapmak gerektiğini söyleyerek abartmış olabilirim, ki ölçülebilir olsaydı (zira Türkiye Futbol Federasyonu ölçme değerlendirme konusunda her daim sınıfta kalıyor ya…) başlangıç olarak 1959'u almak hiç de yanlış olmazdı.. Ama çok fazla geriye değil elektronik bilet dayatmasının (uygulama değil, bu bir dayatmadır) olmadığı son sezondaki, 2012/2013 sezonunun izleyici ortalamasına bakalım: 14 bin 719. (Kaynak: Tanıl Bora'nın "Fakat Ne Yazık ki Stat Boştu" başlıklı yazısı) Yani 34 hafta boyunca oynanan 306 maç için toplamda 4 milyon 504 bin 14 bilet kesilmiş! Bu veriler hesaplanırken "kişi/seyirci izlemiş" demenin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Çünkü işin içine sezonluk bilet olayı da giriyor. Düşünsenize 10 bin kişilik stadyumu olan bir kulüp bir karar alsa ve 10 bin koltuğunu da sezonluk kartı olanlara satsa ve o kartlarla sadece o kartların sahipleri maça girebiliyor şartı koysa aslında o takımı, 17 iç saha maçı boyunca (lig maçlarını baz alıyorum) sadece aynı 10 bin kişi izleyebilir demek olur bu. Bu da o takımın sezon boyunca (iç sahada) 170 bin taraftara değil aslında ve sadece 10 bin taraftara sahip olduğunu belirtir. Bu durumda ancak ve ancak kulübün 170 bin adet bilet 'kestiğini' söyleyebiliriz.

GELELİM BU SEZONA...

Bu sezon 17 hafta sonunda tribünlerdeki ortalama maç izleyen sayısı 12 bin 639 ise toplamda oynanan 153 maça 1 milyon 933 bin 767 maç bileti satılmış demek oluyor. Geçen sezon 17 hafta sonundaki ortalama seyirci sayısı 8 bin 804 iken sezon sonunda bu ortalama 9 bin 964'e çıkabilmiş. Yani bu sezonun sonunda da geçen sezonki oranda artış gerçekleşeceği varsayımı ile bu sezonun sonunda ortalama seyirci (kesilen bilet) sayısının da 14 bin 283 olabileceğini söyleyebiliriz. Gayet iyimser bir şekilde yapmış olduğum bu hesaplamaya göre bile, 2012/2013 sezonunun seyirci ortalaması 14 bin 719 geçilemiyorken, bugün ortalama taraftar sayılarının arttığını söyleyerek insanları gidişatın iyi olduğuna inandırmaya çalışmak yapılan yanlışları gizlemeye çalışmaktan başka bir şey değil.

HATALI DAYATMA VE YANILTICI DEĞERLENDİRME YAKLAŞIMI 

Ortalama taraftar sayılarının düşüşünün gerekçesinin elektronik bilet dayatmasının olduğunu görmemek için artık kör olmak lazım. Bu dayatma neden çok hatalı bir dayatma onu da şu şekilde izah etmek isterim. Elektronik bilet sahibi kişi sayısı 3 milyon 480 bin 780. (https://www.passolig.com.tr/ bu sayı güncelleniyor) Yani bu sayı aynı zamanda an itibariyle Türkiye'de bu iki ligdeki herhangi bir maçı stadyumda izleyebilecek kişi sayısıdır. Süper Lig takımlarının logolarının bulunduğu elektronik bilet sayısı ise 2 milyon 760 bin 652. (https://www.passolig.com.tr/taraftar-ligi -bu sayı güncelleniyor) Buna logosuz kart sahiplerini de eklersek toplamda 3 milyon 44 bin 562 kişi Süper Lig'in potansiyel izleyicisi diyebiliriz. Toplam satılan elektronik bilet sayısı kadar bu ligin potansiyel tekil izleyicisi var diyemiyorum. Bunun ise birkaç gerekçesi var. Eğer bir Süper Lig kulübü, bir 1. Lig kulübünün taraftarlarını kendi maçlarına almak istemezse bu hakka sahip. Bu da o takımın stadının potansiyel seyirci sayısını azaltan bir durum. Diğer yandan, kanlı canlı iki gerekçe daha ekleyeyim buna. Yabancı bir ülkenin vatandaşı olarak Türkiye'de yaşayan yakın bir arkadaşım bu ülkedeki hiçbir takımın taraftarı olmasa da farklı takımların maçlarını izlemek istediği için 6 adet elektronik bilet sahibi. Yani, satılan elektronik bilet sayısı, o kadar tekil kişi demek olmuyor. Toplam satılmış elektronik biletlerin bazılarının sahipleri de yurtdışında yaşayan kişiler. Bunlardan biri de benim arkadaşım. İyimser bir varsayımla futbol ligi sezonunun 34 haftasının 30 haftasını belki de daha fazlasını Türkiye dışında geçiren bir kişinin elektronik bilete sahip olduğu için Süper Lig seyircisi olduğunu kabul etmek matematiksel bir veri olarak doğru olsa da, her maça gidemeyeceği için oldukça yanıltıcı. Yani verdiğim örneklere bakarsak Süper Lig'in potansiyel izleyicisi sayısı iyimser tabirle 3 milyon 44 bin 562 eksi 6. Kim bilir verdiğim örnekleri kaç ile çarpıp çoğaltabiliriz.

MANTIĞI VAR MIDIR?

Bu kadar sayı, istatistik, yüzde ve varsayımı bir kenara bırakalım da esas şuna biraz daha kafa yoralım. Nüfusu 79 milyon 814 bin 871 ( https://www.nufusu.com/ ) olan Türkiye'deki her bireyi potansiyel Süper Lig izleyicisi olarak görmek yerine bu potansiyeli 3 milyon 44 bin 562 sayısı ile sınırlı tutmanın mantığı nedir? Mevcut verilere göre 12 bin 122 Kasımpaşa logolu elektronik bilet sahibini kapasitesi 14 bin 234 olan Kasımpaşa Stadyumu'na soksan bile stadyum dolamayacakken elektronik bilet kullanımına devam etmenin mantığı nedir? Bunların mantıklı bir açıklaması var mıdır?

BUNDESLIGA ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARMIYOR

22 10 2017 - 1. FC Köln - Werder Bremen maçı. 0-0 biten maçta tüm biletler satılmıştı, stadyumda 50 bin kişi vardı ve ben sezonluk kartı olan ama maça giremeyen arkadaşımın yerine girebilip ortalamanın düşmesini engelledim...

Konuşulması gereken bu kadar çok şey varken, bunları bir kenara bırakıp hemen uluslararası liglerin seyirci ortalamalarını karşılaştırmaya da bayılıyoruz. Çok net bir refleks haline geldi bu artık. Ve acaba "Ne yapıyorlar da bu sayıyı bu kadar yükseğe çekebiliyorlar?" diye düşünüp işin içinden çıkamıyoruz. Yorulmayın, azıcık yaklaşın yanıma. Şimdi Bundesliga'nın taraftar sayısının yüksek olmasının nedeninin arkasındaki sırları açıklıyorum! Bundesliga şapkadan tavşan ya da elektronik bilet çıkarmıyor. Elbette birçok sosyolojik, organizasyonel, coğrafi gerekçe var ve bunların analizlerini yapmak mümkün. Ancak duruma çok daha basit yaklaşacağım.

Yaklaşık 1.5 senedir yaşadığım Köln'de bu sezon 1. FC Köln'ün iç sahadaki hiçbir ilk saha maçını kaçırmadım. Üstelik her maç da neredeyse kapalı gişe oynanıyor burada. Durum böyleyken ben nasıl olur da maç kaçırmadım? Çünkü iddia edildiği üzere (gerçekten iddia edenler var) burada elektronik bilet diye bir şey yok ve başkasının sezonluk kartıyla tribüne girebilmek de mümkün. Hatırlarsınız bu eskiden, Türkiye'de de mümkündü ve Olimpiyat Stadı'nda oynanan 2-2 tamamlanan Galatasaray - Fenerbahçe maçına ben kendi kartımla, Fenerbahçeli kuzenim de babamın kartıyla Galatasaray tribününe (ezeli rekabete karşın!) girip maçı izlemiştik. Bundesliga'ya dönersek ortada maça girmek konusunda böylesine bir kolaylık varken o gün maça gidemeyecek olan taraftar arkadaşlarımın kartıyla maça ben giriyorum ve o maçtaki seyirci sayısının düşmemesini sağlıyorum. Aslında bu kadar basit! Yani Bundesliga'nın maç başına seyirci ortalamasını ben yükseltiyorum! Süper Lig'in seyirci ortalamasını ise ben değil elektronik bileti dayatanlar düşürüyor. Öyle ki ben Bundesliga tribünlerinde insan yerine konurken, Süper Lig maçı izlemem bir elektronik karta tabi tutuluyor ve o karta sahip değilsem de futbol teröristi olarak yaftalanıyorum. Mevzu belki de kart satmaktan öte duygu yaratmakta.

Yağan yoğun karın etkisiyle yapılan zemin temizleme çalışması yüzünden maçın yarım saat geç başlamasına karşın, lig sonuncusu 1.FC Köln'ün lig 16'sı Freiburg'u ağırladığı 10 Aralık 2017 Pazar günü stadyuma 45 bin 100 kişiyi getirebilmeyi (ki onlardan biri de bendim) sağlayabilme marifetini ise, üzgünüm hiçbir analizle açıklamak mümkün değil. Çünkü Müzeyyen bu derin bir tutku*.

*İlhami Algör'ün Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku isimli kitabından esinlenerek…


Volkan Ağır Kimdir?

1987 İstanbul doğumlu. 2006 yılından bu yana blog yazıyor. 2008 yılında Cumhuriyet gazetesi Spor Servisi'nde muhabirliğe başladı. O günden bu yana yoğunlukla spor muhabirliği yapıyor. Serbest muhabir olarak 2014 yılında Dünya Kupası'nı Brezilya'da, 2015 yılında Copa America'yı Şili'de takip etti. 2011 yılından bu yana Açık Radyo'da her pazartesi günü 19.30'da Efektifpas isimli spor programını sunuyor. Gazete Duvar'da haftalık, zaman zaman da çeşitli yayınlara özel konularda haberler hazırlıyor. Zaman zaman da kendisine dokunan sosyal ve toplumsal olaylar hakkında da yazıları ve haberleri çeşitli medyalarda yayınlanıyor. 2016 Ekim ayından bu yana Almanya'da Köln'de yaşıyor.