‘Kart kurt’ ile ‘Kürt kartı’ arasında bozuk sarkaç

Çarşamba, 29 Mart, 2017
Belli ki referandum işleri ‘sıkışık’… MHP’den beklenen alınamıyor. Kürt oyları ile ‘Evet gediği’ kapatılabilir mi? Hafta sonu Diyarbakır-Van çıkarması yapılıyor. Ama o da ne? Bir dizi furyası başlıyor aynı anda. 80’lerin “Anadolu’dan Görünüm”ü ucuz drama olmuş!

‘Evet’ cephesinin lideri Erdoğan, pazar gününü yoğun bir İstanbul mesaisiyle geçirdi; geleneksel olarak güçlü olduğu üç ilçe olan Esenler, Sancaktepe ve Gaziosmanpaşa’da mitingler düzenledi. Pazartesi günü yine İstanbul’daydı. Bu kez önce Türkiye Gençlik Vakfı’nın düzenlediği bir salon toplantısına katıldı, ardından Beylikdüzü ve Büyükçekmece’de iki miting yaptı ve geceyi, artık kısılmaya başlamış sesiyle Habertürk-Show TV ortak yayınında tamamladı. Dün (Salı) sabah da güne İstanbul Sarıyer’den başladı ve sürpriz bir şekilde ‘Evet’ çadırından sonra ‘karşı’ çadıra giderek, buradaki ‘Hayırcılarla’, daha sonraki mitinglerinde kullanacak şekilde polemik yaptı.

Geçtiğimiz Cuma günü, Nuray Babacan’ın Hürriyet’teki kulis haberinde, Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu toplantısında referandum için, “Ağırlığınızı büyük illere verin. Özellikle İstanbul’a” dediği bilgisi yer alıyordu. Sonraki kendi programı da bu kulis bilgisini doğrular şekilde İstanbul ve büyükşehir (Antalya-Samsun) odaklı oldu.

Bu ‘büyükşehir’ ve ‘özellikle İstanbul’ tavsiyesinin en akla yakın açıklaması ‘aritmetik ihtiyaç’ olmalı. Belli ki zaman daraldıkça ve beklenen ‘Evet rüzgarı’ estirilemedikçe, sürümden kazanılacak şekilde kalabalık oy havzalarına, İstanbul ve büyük şehirlere ağırlık verilmesi gündeme geliyor. İyi bir seçim taktisyeni olan Erdoğan, belli ki, bakanların ve kurmaylarının ‘köy, memleket, hemşehri’ ziyaretleriyle zaman kaybetmek yerine daha verimli olacak şekilde büyük şehirlerde olmalarını istiyor.

Yani bir bakıma ‘sayısal bir sıkıntı’nın işaretini veriyor.

Üstelik, hem bizzat Başbakan Binali Yıldırım’ın, hem de (yine Hürriyet’te Murat Yetkin’in aktardığına göre) “isimlerinin yazılmasını istemeyen ama anayasa değişiklik taslağında aktif rol alan danışmanların” art arda yaptıkları sohbet toplantılarında gazetecilere, “Evet oranının önemi yok, 1 fazla oy bile yeter” dediği günlerde…

Yani hesabı 60’lardan açan iktidar 50,01’e razı olmuşken…

Hesabın 60’lardan açılması, 1 Kasım’dan modellenen [49 (AKP) + 12 (MHP) = 61] aritmetiğe dayanıyordu. Ama ‘hakikatin matematiği’ bunu önce MHP’nin ‘12’sinden vurdu. MHP’li hayırcıların, sayısal olarak da moral olarak da prestij olarak da evetçilerinden çok üstün durumda oldukları herkesin malumu. MHP’nin hâlâ bir yüzde 12 oyu varsa bile bunun çoğu ‘Hayır’a gidecek, bu belli.

Ancak sorun bundan ibaret de değildi. AKP’nin ‘49’unun da çantada keklik olmadığı giderek daha çok ayak direyen bir hakikat olarak ortaya çıktı. Bozulan ekonomi, çöken turizm, artan işsizlik, zıplayan döviz; muhafazakâr-dindar çevrelerdeki neredeyse herkese dokunan ‘FETÖ operasyonları’; OHAL, KHK mağduriyetleri; kibirli devşirme kadrolar ve elbette, bu olağanüstü yetkilerin talebine ilişkin hiçbir tatmin edici gerekçe sunulamaması…

Varılan noktada, araştırma şirketinden çok propaganda aygıtı gibi çalışmış bazı ‘danışmanlık’ şirketleri bile “bir tuhaflık var” diye açıklama yapmak durumunda kaldılar.

7 Haziran’dan 1 Kasım’a dönülürken büyük oranda terk edilen ‘Kürtler’, şimdi böyle sıkışık bir zamanda, üstelik onca şovenizmle desteklenmiş MHP ittifakının astarı yüzünden pahalıya gelmişken yeniden bir ‘oy sahası’ olarak görülebilir mi?

Cumhurbaşkanı ve Başbakan hafta sonu iki büyük Kürt kentine, Diyarbakır ve Van’a gidiyorlar. Erdoğan, pazartesi günü Habertürk TV’deki canlı yayında daha bir hafta öncesinden bu geziyi vurgulayarak aslında verdiği önemi gösterdi.

Peki sonuç alınabilir mi?

Newroz’dan bir gün önce, 20 Mart’ta, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ankara’da korucubaşlarıyla bir ‘istişare’ toplantısı yaptığını ve burada korucuların özlük hakları, maaşları vs. konusunda düzeltmeler yapmayı vaat ettiğini, ama bunu da ‘Evet’ sonucuna bağladığını öğreniyoruz. İflah olmaz bir şekilde ‘eski devlet reflekslerine’ dönmüş olan iktidarın ‘Kürt’ deyince ‘korucu’ anlaması bir handikap şüphesiz.

Ama sorun bundan ibaret de değil. 6 milyonu aşkın oyla seçilen Kürt siyasetçilerin önemli bir bölümü tutuklu. HDP’nin 13 milletvekili, 27 il ve 84 ilçe eş başkanı, 750’yi aşkın yöneticisi ve 85 belediye başkanı cezaevinde. 70’i aşkın belediyeye kayyım atanmış ve bu belediyelerde çalışan binlerce insanın işine son verilmiş. Son olarak dün KCK ana davasında, 111 Kürt siyasetçiye ağır hapis cezaları yağdırılmış. Kürt siyaseti eşi görülmemiş bir baskı altında.

İktidarın “eli kanlı terörist” ilan edip durduğu YPG, Suriye’de omzunda armasını taşıyan Rus komutanlarla Newroz kutlaması, ABD uçaklarıyla paraşüt indirmesi yapıyor. Türkiye, Kürt politikasında neredeyse ‘90’lar seviyesi’nin de gerisine düşüp İstanbul’daki Kürtçe sokak ismine soruşturma açma noktasına savrulurken, Kürt sorunu, çözümü giderek daha çok uluslararası alanda aranan bölgesel konuya dönüşmüş durumda.

Ve Kürt halkı, 2017 Newrozu’nda bir kez daha gösterdiği ferasetiyle, böylesi kritik dönemlerde gelişmeleri çok iyi okuyup buna uygun davranan politize bir toplum…

Hal böyleyken, Kürt meselesinde neredeyse ‘Kart Kurt’ noktasına savrulmuş, bu noktada duranlarla kol kola gelmiş iktidarın referandum için bir ‘Kürt Kartı’ açması ne kadar mümkün?

Popüler kültür dünyasından pratik bir yanıt var bu soruya…

İsimsizler dizisinden bir 'polis'

İsimsizler dizisinden bir ‘polis’

Bir dizi furyası başlıyor şu aralar. Belli başlı kanallarda “terörle mücadele dizileri” boy gösteriyor. İlki pazartesi günü Kanal D’de yayımlandı. Haftaya Star’da bir başkası başlayacak. Genelkurmay’ın, Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının desteğiyle yapılan ve 80’lerdeki resmi propaganda yayını “Anadolu’dan Görünüm”ün “neo” versiyonları olacağı anlaşılan bu diziler, sadece bölgedeki çatışmaları ve siyasi gerilimi “devletin gözüyle” aktarmakla kalmayacak belli ki… Zira pazartesi günü Kanal D’de başlayan “İsimsizler” dizisi; kahramanlık hamasetinin ve basmakalıp milliyetçi lakırdıların yanı sıra, bölgeye, insanına ve yaşanan sorunun özüne ilişkin son derece çarpık, kibirli ve şoven bir zihniyeti de boca ediyor izleyicinin üzerine.

‘Virankaya’ isimli anonim bir Kürt kentinde, öldürülen kaymakamın yerine giden yeni idealist kaymakam…

Sarkık bıyıklı, savaşçı ama ‘ulu bilge’ edalarında Türk-İslam ‘felsefesi’ parçalayan, “Kuran’da yeri var, sen tetiğe basarsın ama Allah vurur” diyen, bir kadın PKK militanına ateş ederken Osmanlı yüzüğüne odaklandığımız özel tim polisleri…

Dokunulmazlıklar için “o hakkı bu vekile millet verdi geri almasını da bilir” diye ‘kahinlik’ eden terörle mücadele guruları…

“Gazeteciler buraya gelip masabaşında kafadan yazıyor” diyen, aslında aptallık derecesinde şaşkın, saf ve “sevimli”, e tabi “devletine bağlı” taksici tipiyle tarif edilen “iyi yerliler”…

Kandırılmış ve öfkeyle doldurulmuş gençler; onları kandıran ve “yabancı güçlerle” açık işbirliği halinde olan, “Sen bunlara kafanı yorma Erdal, gençlere molotof attır gerisine karışma” diyen Kürt siyasetçiler…

Şehir savaşını fiştekleyen yabancı vakıf yöneticisi Otto…

Kürtlerin boynunda poşuyla doğduğunu falan sanan, klişeci, kolaycı, basmakalıp ama hepsinden önemlisi, halkı ve bölgeyi zerrece tanımayan bir “sanat yönetimi” tarafından uydurulmuş sözde Kürt sokakları…

Birkaç propaganda broşürü okuyarak kotarılmak istenmiş, “asimilasyon” gibi “zorlu” sözcüklerin beceriksizce yanlış telaffuz edildiği; bizzat “Barış” kavramı ve sözcüğünün kirletilmesi için çalışılmış çirkin diyalog ve monologlar…

Tüm bunlar, bir dizi ekibinin değil, bu dizileri siyasi amaçları olan bir popüler kültür furyası olarak organize eden (haydi onların kavramlarıyla söyleyelim) yerli ‘üst akıl’ın, bölgeye ve halka çarpık bakışıdır…

Ne dersiniz; bu kafa, kıyısına kadar savrulduğu ‘kart kurt’ evreninden hakikatin dünyasına dönebilir mi?


Hakkı Özdal kimdir?

1975 yılında doğdu. İTÜ Malzeme ve Metalurji Mühendisliği'nden mezun oldu. 1996'dan itibaren, Evrensel Kültür dergisinde, Evrensel, Referans ve Radikal gazetelerinde editörlük ve yazarlık yaptı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI