Türkiye’nin çatısına yolculuk: Ağrı Dağı

Ararat, Masis, Çiyayê Agirî, Nuh Dağı, Eğri Dağ ve bizdeki bilinen adıyla Ağrı Dağı. Geçmişteki efsaneleri, günümüzdeki yürüyüş bilgileriyle zirveye doğru yola çıkıyoruz...

Fotoğraf: Renan Kocayiğit
Google Haberlere Abone ol

"Onlar; yüksek dağların doruklarında, üst üste dizilmiş küçük taş yığınlarının altında, sarılıp sarmalanıp, yaz kış demeden saklanan kitapçıklardır.
Onlar; dağcılık sporuna gönül verenlerin, tarihe düştüğü kayıtları, yıllara meydan okunarak korunduğu belgelerdir.
Onlar; yarışması, seyircisi, alkışlayanı olmayan bir spor dalında, en yüksek kürsüye çıkanların yazıldığı onur listeleridir.”

Uçman Sungur, 'Zirve Defterleri' isimli kitabının girişinde yüksek dağların zirve noktalarına konan defterleri böyle anlatıyor. 1960’lı yıllarda Türkiye’deki dağların zirvelerine ilk kitapların konulmasında yer alan ve bu maceralarını kitaplaştıran bir isim... O zirvelerden birisi de “Türkiye’nin çatısı” olarak adlandırılan Ağrı Dağı...

Ağrı Dağı, USA astronot James Irwin ve Uçman Sungur, zirve yakınları 5 bin m civarı, 1981.

Yıl 1968... Uzun konçlu asker botları ve birkaç askeri dağ çadırıyla Iğdır Kesimevi’nin kasaplara et taşıyan kapalı kasa kamyonuna binen dağcı gençler, ana kamp yerine doğru kıvrıla kıvrıla yola koyuluyor. Ekipte Çekoslovak dağcılar da var. Kötü hava koşullarında, iki grup arasındaki tartışmalarla başlayan faaliyet süreci, bir ara Rusya’nın tanklarla Prag’a girerek yönetime el koyduğu haberi gelince yumuşuyor. Ancak sabah bizimkileri bir sürpriz bekliyor; Çekler onları beklemeden zirveye gitmiş bile… Uçman Sungur ve arkadaşları, onlara yetişmek üzere hemen yola koyulsalar da yetişemiyorlar. Geri dönen Çekler, zirve yapıp bayraklarını diktiklerini söylüyor ve ülkelerine dönmek üzere kamptan ayrılıyor. Bu durumu bir türlü içlerine sindiremeyen gençler, zorlu hava koşullarına ve Ağrı Dağı’nın her zaman dumanlı başının gücüne meydan okuyarak zirveye ulaşmayı başarıyor. Tarih, 3 Eylül 1968. Kaç gündür merak ettikleri konu da çözülüyor, evet, Çek bayrağı zirvede... Ekip, çantalarından zirve defterini çıkarıp zorlukla yazıyor. Torbasının ağzı sıkıca bağlanıyor ve üzeri karla örtülerek, dağcıların bulması umuduyla bırakılıyor. Bu kitap tam on beş yıl sonra sürpriz bir şekilde tekrar Uçman Sungur’un karşısına çıkacaktır...

NUH’UN GEMİSİ AĞRI DAĞI’NDA MI?

Marco Polo’nun yazılarında "hiçbir zaman çıkılamayacak bir dağ" diye bahsettiği Ağrı Dağı’na kayıtlara göre ilk tırmanış, Rus işgali sonrasında bölgeye gelen doğa araştırmacısı ve gezgin Alman Friedrich Parrot ile Ermeni yazar Haçatur Abovyan’ın ekibi tarafından kuzey yüzünden gerçekleştirildi. İlk kış çıkışını ise Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı Dr. Bozkurt Ergör, 21 Şubat 1970’te solo olarak gerçekleştirdi. Bunların dışında, gerek Türkiye’den gerekse de dünyadan başka tırmanıcılar, defalarca kez Türkiye’nin çatısına tırmanmak üzere yola çıktı. Hakkındaki birçok efsane, bu dağın cazibesini tarih boyunca sürekli canlı tutuyordu, hâlen de tutuyor. Özellikle kutsal kitaplarda Nuh Tufanı’ndan sonra Nuh’un gemisinin tepesine oturmuş olarak bulunduğu iddiası sebebiyle Ağrı Dağı, hayalperest misafirlerini de sıkça kendine çekiyor. Yine birçok kitap ve filme konu olan Ağrı Dağı efsanelerinden en bilinenlerden biri de acımasız bir paşa olan Mahmut Han’ın güzeller güzeli kızı Gülbahar ve Han’a karşı kendini savunan çoban Ahmet’in aşk destanı...

Uçman Sungur, Ağrı Dağı ilk kış tırmanışında

ARARAT, MASIS, ÇİYAYÊ AGİRÎ...

“Kışın o zorluklara katlanamam” diyenlerin Ağrı Dağı’na gitmek için en çok tercih ettiği aylar Temmuz ve Ağustos ayları... Hacettepe Üniversitesi Dağcılık Topluluğu’nda tırmanışa başlayan, dört yıldır da dağ ve doğa yürüyüşü rehberliği yapan Renan Kocayiğit’le konuşuyoruz bu ulu dağı. Kendisinin verdiği bilgiler, sizi orada neler beklediğine dair birçok ipucu içeriyor.

Öncelikle Ağrı Dağı’nın Türkiye’nin en doğu ucunda Iğdır ve Ağrı illeri arasında bulunduğu ve 5 bin 137 metrelik rakımıyla Türkiye'nin en yükseği olan volkanik bir dağ olduğu bilgisini verelim. Yahudi ve Hıristiyan geleneklerine göre Nuh’un gemisinin tufandan sonra karaya oturduğu yer olarak anlatılan Ararat Dağları’nın genel olarak coğrafi bir bölgeyi ifade etmekle beraber, bölgenin en yüksek ve belirgin zirvesi olması dolayısıyla zamanla hem geminin bulunduğu yer olarak ünlendiğine hem de günümüzde yurt dışında yaygın olarak kullanılan "Ararat" adını aldığına dikkat çekiyor Kocayiğit. Ermenistan tarihi ve kültüründe önemli bir yeri bulunan dağın geleneksel Ermenice isminin "Masis" olduğunu belirten Kocayiğit, Ağrı’nın muhtemelen Kürtçe "Ateşli Dağ" anlamına gelen "Çiyayê Agirî"den türediğini ifade ediyor.

Renan Kocayiğit, Ağrı Dağı’nın uyku hâlinde bulunan volkanik bir dağ olduğunu söyleyerek, "En son 1840 yılında faaliyet gösteren dağ 7.4 şiddetinde tahminlenen bir depreme sebep olarak bölgede yıkıma ve çok sayıda can kaybına neden oldu. Ülkemizde sadece Ağrı Dağı’nın zirvesinde bulunan kalıcı buz takkesi, ne yazık ki küresel iklim değişikliği nedeniyle her geçen yıl biraz daha küçülüyor ve günümüzdeki ufalma trendine devam ederse 2065 yılında tamamen ortadan kalkması bekleniyor" diyor.

Fotoğraf: Renan Kocayiğit

'KALABALIK SİZİ ŞAŞIRTABİLİR'

Günümüzde ülkemizde güvenlik gerekçesiyle kaymakamlıktan özel olarak izin alınarak çıkılabilen tek dağ olmasına rağmen hem yerli hem de yabancı tırmanıcıları ve dağ turistleri arasında son derece popüler bir dağ olduğunu ifade eden Kocayiğit, sözlerine şöyle devam ediyor:

"Dağa ilk defa gelecek kişiler, özellikle tırmanışın en uygun olduğu yaz aylarında dağda bulunan farklı uluslardan insanların oluşturduğu kalabalık karşısında şaşırabilirler. Bunda dağın ülkemizin en yüksek dağı olması ve Nuh’un gemisinin bulunduğu yer olarak efsaneleşmesinin payı büyük. Bu tırmanışların büyük bir kısmı Ağrı ilinin Doğubayazıt ilçesinden ulaşılan klasik rotası olarak da adlandırılan güney yüzünden yapılıyor. Bu rota, teknik bir zorluk içermemekle beraber dağa yaklaşımdaki ve tırmanıştaki lojistik zorluklar, bölgede faaliyet gösteren pek çok ticari tırmanış organizasyonunun kullanılmasına neden olmakla beraber; kişiler tamamen kendi imkânlarıyla gerekli izinlerini alarak kendi başlarına tırmanış yapabiliyorlar. Tırmanış için en uygun dönem, temmuz-ağustos ayları, aynı zamanda dağın en kalabalık olduğu dönemdir."

Ağrı Dağı planı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın internet sitesinden alınmıştır.
KATIRLARLA ANA KAMPA

Kocayiğit’in kamp alanları ve yürüyüş rotasıyla ilgili verdiği diğer bilgiler şöyle: "Güney yüzü klasik rotası üzerinde 3 bin 200 ve 4 bin 200 metrelerde kamp alanları bulunuyor. Tırmanışlar çoğunlukla 2 bin metredeki Çevirme köyüne araçla ulaşıldıktan sonra, yolun durumuna göre köyün birkaç yüz metre üstü ya da doğrudan köyün içinden başlar. Araçtan inildikten sonra hem ticari tırmanış yapan firmalar hem de pek çok tırmanıcı önceden anlaştıkları katırcılar vasıtasıyla yüklerinin büyük bir kısmını atlarla 3 bin 200 metredeki ana kamp olarak da nitelendirilebilecek birinci kampa yollarlar. Tırmanışın başarıyla yapılabilmesi için bu taşıma hizmetinin alınması bir zorunluluk değil fakat tırmanışa gelen ticari veya sportif grup ve kişilerin büyük bir kısmı, hem ana kampa hem de 4 bin 200 metredeki ikinci kampa ulaşımda bu taşıma hizmetinden öyle ya da böyle bir ölçüde yararlanır. Bu taşıma hizmetleri ve kamp alanlarındaki diğer lojistik destekler yaz aylarında bölgede ciddi bir ekonomik faaliyet oluşturuyor. Hiçbir lojistik hizmet almadan tamamen kendi imkânlarıyla tırmanış yapılması, ne yaptığını iyi bilmeyen kişiler için mesafelerin asıl zorluk olduğu bu dağ ve rotada tavsiye edilmez."

Uçman Sungur
AKLİMATİZASYON NEDİR?

Ağrı Dağı tırmanışının, kişilerin tecrübe ve hazırlık durumlarına göre üç ila dört gün sürdüğünü kaydeden Kocayiğit, ilk günkü dört-altı saatlik bir yürüyüşün ardından 3 bin 200 metrede ulaşılan ana kampın, Alp tipi bir çayır ekosistemi içinde, genellikle ticari firma ve organizasyonlar tarafından çadır alanlarının organize edildiği, suyun bulunduğu görece rahat bir ortam olduğunu belirtiyor. Kocayiğit, tırmanışın ikinci gününün, çoğunlukla ülkemizde başka hiçbir dağda ihtiyaç duyulmayan bir aklimatizasyon süreciyle geçtiğini ifade ederek, bu durumu şöyle açıklıyor:

"Bu süreçte vücudun yüksekliğe adaptasyonu için tırmanıcılar, dört-beş saatlik bir yürüyüşle 4 bin 200 metredeki ikinci kampa çıkıp orada bir miktar vakit geçirerek ana kampa geri iniyorlar. Aklimatizasyon aktivitesi, her ne kadar tırmanıcıların çoğu tarafından tercih edilse de Ağrı Dağı için bir zorunluluk değil. Dağa gelmeden hemen öncesinde başka 3 bin metre üzeri bir zirve yapan tırmanıcılar, bu aktiviteyi pas geçmeyi tercih edebilir. Bu bağlamda bölgede yakında bulunan 4 bin 58 metrelik Süphan Dağı tırmanışı, hemen Ağrı Dağı tırmanışı öncesinde hem ticari firmalar hem de sportif tırmanıcılar arasında popüler bir tercih. Ağrı Dağı gerçek anlamda bir yüksek irtifa doruğu olarak sayılmasa da 5 bin metrelik irtifalar yüksek irtifanın kapısı olarak tasvir edilebilir. Dağda ya da tırmanışın hemen öncesinde başka bir zirve yapılarak gerçekleştirilen bir aklimatizasyon süreci olmadan Ağrı Dağı’na yapılacak tırmanış girişimlerinde yüksekliğe bağlı düşük atmosferik basınç kaynaklı yoğun baş ağrısı, bulantı, halsizlik ve muhakeme sorunları gibi komplikasyonlarla karşılaşmak olası. Bu tarz komplikasyonlar, hem tırmanışın yapılabilme olasılığını düşürüyor hem de çeşitli kaza ihtimallerini artırıyor."

VE ZİRVE...

Aklimatizasyon sürecinin ertesinde 4 bin 200 metredeki ikinci kampa yerleşildiğini söyleyen Kocayiğit, bu esnada yine çoğunlukla atlar vasıtasıyla bir lojistik destek alındığını kaydediyor. İkinci kamp alanını, ana kampla kıyaslandığında, "oldukça dar bir alanda içe içe geçmiş üst üste bir ortam" olarak tasvir eden Kocayiğit, "Mevsime ve duruma göre su sıkıntısı bulunabilir. İkinci kampı zirve yolunda bir nevi uzun yol otobüs yolculuklarındaki dinlenme tesislerine benzetebiliriz. Genellikle bu kampta çok vakit geçirmek tercih edilmiyor ve kampa çıkıldığı günün gecesinde zirve denemesi için tırmanışa başlanılıyor. Zirve dönüşünde de tırmanıcıların büyük bir kısmı 4 bin 200’de kalmamayı seçip doğrudan 3 bin 200’deki ana kampa iniyor ve ertesi günde köye inerek tırmanış sürecini tamamlanıyor" diye konuşuyor.

Renan Kocayiğit

Tırmanış dışında Doğubayazıt’ta bulunan İshak Paşa Sarayı’nın ve Van ili çevresindeki kültürel uğrak yerlerinin bölgeye gelen tırmanıcılar arasında oldukça popüler destinasyonlar olduğu bilgisini de veren Kocayiğit, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Ağrı Dağı ve çevresi, 2004 yılında Millî Park yapılmakla beraber bölgeye gelen kişiler henüz aktif olarak bir Millî Park işletmesinin bulunmadığını fark edeceklerdir. Bu bağlamda zaman zaman yüzlerle ifade edilebilecek aşırı kalabalıklaşan dağda çöp, konaklama yerlerinin organizasyonu ve özellikle ikinci kamp alanında tuvalet yerleri gibi önemli çevresel sorunlar bulunuyor. Her geçen yıl artan yerli ve yabancı tırmanıcı popülasyonu göz önüne alındığında bu sorunların bir an önce çözülmesi gerekiyor" diyor.

'ÇÖP SORUNU ÇÖZÜLMELİ'

Renan Kocayiğit’in rehberliğinde zirveye çıkanlarla sohbet ediyoruz. Dilek Özgürel, 2016 Ekim ayında Doğubayazıt’a turistik ziyaret yaptığında Ağrı Dağı’nın tırmanışa kapalı olduğunu söyleyerek, bu durumu "Zaten yalnız olan bir şehrin rengi de alınmış gibiydi" şeklinde ifade ediyor. "Caddelerinde dolaşırken nereye baksam Ağrı Dağı tüm ihtişamıyla karşıma çıkıyordu. Çok net fakat ulaşılamazdı. 'Keşke' dediğim hayalimi altı sene sonra 2022 senesinde gerçekleştirme fırsatı yarattım" diyen Özgürel, şöyle devam ediyor: "Montis ekibinin klasik güney rotası Ağrı Dağı ekspedisyonuna dâhil oldum. Zirve öncesi tırmanış grubumuzla her gün neredeyse bin metre yükseldik, yüksek irtifaya uyum sağlamak için 3 bin 200 ve 4 bin 200 metre rakımlarında konakladık. Kamp alanlarında özellikle 4 bin 200 metre rakımındaki çöp yığınları beni oldukça üzdü. Bölgenin yerel rehberlerinin organize olarak ve ilgili kişilerle irtibata geçerek, kamp alanlarındaki çöp sorununu minimuma indirebilecek bir çalışma belki planlanabilir diye düşünüyorum. Zirve gününde ise şiddetli rüzgâr eşliğinde Ağrı Dağı’na yolculuk yaptık; muhteşem bir histi. Türkiye’nin en yüksek dağının zirvesine ulaştığımda, yol boyunca yaşadığımız tüm zorluklar bir anda büyük mutluluğa evrildi, Umarım tekrar yollarımız kesişir."

Azer Alagöz ve Dilek Özgerel
'O AN TÜRKİYE’DE SİZDEN DAHA YÜKSEKTE KİMSE YOK'

Dağın zirvesine ulaşan bir diğer isim Azer Alagöz’le sohbetimize devam ediyoruz:

"Yaz Rotası olarak bilinen klasik güney rotasında tek patika vardı, inen çıkan dağcılar, atlar, katılar, katırcılar herkes bu patikayı kullanıyordu. Herkesin amacı aynıydı, inenler çıkanlara ayaküstü sohbetlerde şans diler, çıkanlar inenleri kutlar, her dil ve din mevcuttur burada... Onca insanın tek bir amaç için toplanması ve hareket etmesi oldukça etkileyiciydi. Tırmanış gecesi zirveye saatler kala, güneş doğarken dağın ihtişamlı gölgesinin tüm ovaya düştüğü an... Bence zirveye varmaktan çok daha büyüleyiciydi. Bizim çıktığımız gün çok çok şiddetli rüzgâr vardı. Hiç bitmeyecek gibi gelen o gece tırmanışı, gün doğumuyla birlikte zirveye varış ile taçlanmıştı. Kramponları takıp zirveye doğru son adımları, şiddetli rüzgâra rağmen, kalıcı buzulun üzerinde atmak... Ve işte Türkiye’nin çatısı, o an Türkiye’de sizden daha yüksekte kimse yok... Mutluluk, gurur, başarı hissi duygusal anlar derken geri dönme zamanı..."